‘Bekledim fakat doğru yola gelmediniz’
Hz. Ali’nin bütün ikazlarına rağmen Muaviye savaşta ısrar etti. Bunun üzerine Hz. Ali şöyle buyurdu: “Doğru yola gelirsiniz diye acele etmedim, bekledim; fakat siz doğru yola gelmediniz, gerçeği kabul etmediniz. Mütareke zamanı geçti, savaşa hazır olun”
16.07.2022 06:00:00





Hz. Ali, Müslümanlar arasında birlik istiyor, kan dökülmesinden nefret ediyordu. Hatem oğlu Adiyy, Rib'i oğlu Şebes, Kays oğlu Yezid ve Hasfat'üt-Temimi oğlu Ziyad'ı elçi olarak Muaviye'ye gönderdi.
Elçiler, Muaviye'nin yanına gittiler. Önce Hatem oğlu Adiyy söze başladı. Allah'a hamd ettikten sonra dedi ki: "Seni, ümmetimizi aynı fikir etrafında toplayacak ve Müslümanların kanını döktürmeyecek bir işe çağırmaya geldik. İnsanların, üstünlük bakımından en ileri gidenine, Müslümanlık bakımından en doğrusuna çağırıyoruz. Bütün insanlar ona uydu, ancak sen ve seninle beraber olanlar kaldı. Ey Muaviye, Cemel ashabının başına gelenler başına gelmeden vazgeç bu işten."
Muaviye, "Sen uzlaşma çarelerini aramaya değil, beni tehdide gelmişsin. İmkânı yok, ey Adiyy, and olsun Allah'a ki ben Harb oğluyum; sen de Affanoğlu'nun aleyhine kalkışanlardansın, sen de onu öldürenlerdensin" dedi.
Diğerleri de Muaviye'ye dokunaklı sözler söylediler. Fakat hiçbir söz ona tesir etmiyordu. Muharrem ayı, böylece geçti. Hicret'in otuz yedinci yılının safer ayı girince (19.7.656) tekrar savaş başladı.
Hz. Ali, askerine şu emri verdi: "Düşman savaşa başlamadan siz başlamayın. Siz gerçek ve doğru yoldasınız; elinizden geldiği kadar onları da doğru yola çağırın. Savaşıp üst geldiniz mi kaçanı öldürmeyin, yaralıya dokunmayın, ölenlerin edep yerlerini açmayın. Öldürürken eziyet etmeyin, işkenceden sakının. Şehirlere girerseniz yağmada bulunmayın, evlere girmeyin, girmek iktiza ederse ev sahibinden izin alın. Ordugâhta bulunduğunuz şeylerden başka onların mallarını almayın. Kadınlara sakın dokunmayın. Hatta onlar sizi söverlerse bile hoş görün; çünkü onlar, duygularına uyarlar, zayıftırlar. Müşrik oldukları zamanlarda bile onlara dokunmamamız emredilmişti."
Bundan sonra bir münadi, meydana çıkıp bağırdı: "Şamlılar, Mü'minlerin Emiri diyor ki: "Doğru yola gelirsiniz diye acele etmedim, bekledim; fakat siz doğru yola gelmediniz, gerçeği kabul etmediniz. Mütareke zamanı geçti, savaşa hazır olun." Ertesi günü Hz. Ali, Kûfe atlılarına Mâlik'ül-Eşter'i, piyadesine Yâsir oğlu Ammar'ı, Basra atlılarına Huneyf oğlu Sehl'i, piyadesi ne Varkaa oğlu Budeyl'in oğlu Abdullah'ı, Ubâde oğlu Sa'd'in oğlu Kays'i kumandan tayin etti. Bayrağı Ebû Vakkas oğlu Utbe'nin oğlu Hâşim'e verdi. Yemen askerini sağa aldı, Kays oğlu Eş'as'ı onlara kumandan dikti, piyadeleri Surad el-Huzzâi oğlu Süleyman'ın kumandasına verdi. Rabia boyunu sola aldı, Abbâs oğlu Abdullah'ı onlara kumandan dikti, piyadelerini Hâris'in emrine verdi. Boyların her birini bir emirin kumandasına bıraktı. Bütün bunlara bayraklar verdi.
Bu savaşta Hz. Ali'nin bayrağı kırmızıydı, Muaviye'nin bayrağı siyahtı. (Tâcü'l-Arûs, c.7, s.85). Iraklılar, birbirlerini tanımak için başlarına, omuzlarına beyaz yün kumaşlar dikmişlerdi. Parolaları, "Yâ Allahu yâ Ehadu yâ Samedu yâ Rabbi Muhammedin yâ Rahmanu yâ Rahim" sözleriydi. Şamlılar da birbirlerini tanımak için başlarıyla omuzlarına beyaz bezler dikmişlerdi. Parolaları, "Gerçekten de biz Allah'ın kullarıyız. Ey Osman'ın kanını isteyenler" anlamına gelen "Nahnu ibâdullahi hâkkan hakka, yâ lisârâti Osman" sözleriydi.
Elçiler, Muaviye'nin yanına gittiler. Önce Hatem oğlu Adiyy söze başladı. Allah'a hamd ettikten sonra dedi ki: "Seni, ümmetimizi aynı fikir etrafında toplayacak ve Müslümanların kanını döktürmeyecek bir işe çağırmaya geldik. İnsanların, üstünlük bakımından en ileri gidenine, Müslümanlık bakımından en doğrusuna çağırıyoruz. Bütün insanlar ona uydu, ancak sen ve seninle beraber olanlar kaldı. Ey Muaviye, Cemel ashabının başına gelenler başına gelmeden vazgeç bu işten."
Muaviye, "Sen uzlaşma çarelerini aramaya değil, beni tehdide gelmişsin. İmkânı yok, ey Adiyy, and olsun Allah'a ki ben Harb oğluyum; sen de Affanoğlu'nun aleyhine kalkışanlardansın, sen de onu öldürenlerdensin" dedi.
Diğerleri de Muaviye'ye dokunaklı sözler söylediler. Fakat hiçbir söz ona tesir etmiyordu. Muharrem ayı, böylece geçti. Hicret'in otuz yedinci yılının safer ayı girince (19.7.656) tekrar savaş başladı.
Hz. Ali, askerine şu emri verdi: "Düşman savaşa başlamadan siz başlamayın. Siz gerçek ve doğru yoldasınız; elinizden geldiği kadar onları da doğru yola çağırın. Savaşıp üst geldiniz mi kaçanı öldürmeyin, yaralıya dokunmayın, ölenlerin edep yerlerini açmayın. Öldürürken eziyet etmeyin, işkenceden sakının. Şehirlere girerseniz yağmada bulunmayın, evlere girmeyin, girmek iktiza ederse ev sahibinden izin alın. Ordugâhta bulunduğunuz şeylerden başka onların mallarını almayın. Kadınlara sakın dokunmayın. Hatta onlar sizi söverlerse bile hoş görün; çünkü onlar, duygularına uyarlar, zayıftırlar. Müşrik oldukları zamanlarda bile onlara dokunmamamız emredilmişti."
Bundan sonra bir münadi, meydana çıkıp bağırdı: "Şamlılar, Mü'minlerin Emiri diyor ki: "Doğru yola gelirsiniz diye acele etmedim, bekledim; fakat siz doğru yola gelmediniz, gerçeği kabul etmediniz. Mütareke zamanı geçti, savaşa hazır olun." Ertesi günü Hz. Ali, Kûfe atlılarına Mâlik'ül-Eşter'i, piyadesine Yâsir oğlu Ammar'ı, Basra atlılarına Huneyf oğlu Sehl'i, piyadesi ne Varkaa oğlu Budeyl'in oğlu Abdullah'ı, Ubâde oğlu Sa'd'in oğlu Kays'i kumandan tayin etti. Bayrağı Ebû Vakkas oğlu Utbe'nin oğlu Hâşim'e verdi. Yemen askerini sağa aldı, Kays oğlu Eş'as'ı onlara kumandan dikti, piyadeleri Surad el-Huzzâi oğlu Süleyman'ın kumandasına verdi. Rabia boyunu sola aldı, Abbâs oğlu Abdullah'ı onlara kumandan dikti, piyadelerini Hâris'in emrine verdi. Boyların her birini bir emirin kumandasına bıraktı. Bütün bunlara bayraklar verdi.
Bu savaşta Hz. Ali'nin bayrağı kırmızıydı, Muaviye'nin bayrağı siyahtı. (Tâcü'l-Arûs, c.7, s.85). Iraklılar, birbirlerini tanımak için başlarına, omuzlarına beyaz yün kumaşlar dikmişlerdi. Parolaları, "Yâ Allahu yâ Ehadu yâ Samedu yâ Rabbi Muhammedin yâ Rahmanu yâ Rahim" sözleriydi. Şamlılar da birbirlerini tanımak için başlarıyla omuzlarına beyaz bezler dikmişlerdi. Parolaları, "Gerçekten de biz Allah'ın kullarıyız. Ey Osman'ın kanını isteyenler" anlamına gelen "Nahnu ibâdullahi hâkkan hakka, yâ lisârâti Osman" sözleriydi.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.