Atatürk’ün devlet adamlığı
Hatay’ın anavatana katılması konusunda gösterdiği hassasiyete bir bakınız
26.03.2025 00:15:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





"...Hiç unutmam bir Almanya seyahatimizde arkadaşımız merhum Siirt Mebusu Mahmut Bey'in sefir Kemalettin Sami Paşa delaletiyle Hitler'le yaptığı bir mülakat esnasında o zamanlar bütün dünyanın dikkatini üzerine celp etmiş olan mağrur Hitler'in;
'Bütün enerjimi Atatürk'ten alıyorum. O'nun hayatı bizim feyizli ışığımızdır' diyerek Atatürk'ü övmesi ve Rusların on beşinci yıldönümünde yaptıkları merasimde bulunmak üzere bir heyetle Moskova'ya gittiğimiz zaman o zamanın Hariciye Komiseri olan Çiçeri'nin heyetimize hitaben verdiği bir nutukta;
'Mustafa Kemal gibi büyük çapta kudret sahibi bir adamın başınızda bulunması sizin için ne kadar büyük bir kuvvet ise O'nun dostluğu, bizim için de aynı şekilde kuvvet ve bahtiyarlıktır' demesi bir Türk olarak göğsümüzü ne kadar kabartmış, bizi ne kadar gururlandırmıştı."
Hatay'ın anavatana katılması konusunda gösterdiği hassasiyete bir bakınız:
"... Hatay meselesi etrafında Cenevre'de müzakereler oluyordu. Hatay'da Arapça'nın resmi lisan olması mevzuu üzerinde duruyorlar, bunda ısrar ediyorlardı.
O zamanki hükûmet ise anlaşmazlık yüzünden Fransızlarla herhangi muhtemel bir silahlı ihtilaf vaziyetinin önüne geçmek gibi birtakım düşüncelerle teklif edilen bu maddeyi hemen hemen kabul etmeğe mütemayil vaziyetteydi.
Atatürk bunu öğrenince ve geç vakit İsmet Paşa'nın köşkünde bu mevzu üzerinde heyet-i vekile müzakerelerinin cereyan ettiğini haber alınca sinirlendi.
Dolmabahçe Sarayı'ndaydık. Atatürk bu Arapça meselelerini duyar duymaz sofrayı dağıttı.
Misafirler gittikten sonra emir verdi. Telefonla Ankara'da İsmet Paşa'nın köşkünü bulduk. Saraçoğlu Şükrü Bey telefona geldi. Ben de telefonu aldım. Atatürk'ün emirlerini Saraçoğlu'na tekrarlıyordum. Atatürk hiddetle;
'İskenderun sancağının nerede olduğunu dahi bilmeyen Fransızlar, bilhassa başlarında bir Alman cenderesi durup dururken Hatay için muharebe yapamazlar.
Ben, Hatay'ı alacağım diye oradaki Türk çocuklarını Arapça tahsil ettirmek üzere Şam medreselerine mi göndereceğiz? Ne zihniyettir bu?' diye hükûmete acı acı ihtarda bulunarak ve emirler vererek teklif edilen maddeyi reddetmiş Fransızlara istediğini yaptırmıştır.
İsmet Paşa ise bu yüzden Fransızlarla büyü bir kavga olur diye işi zihninde büyütüyor ve korkusundan uykusu kaçıyordu..."
"Yugoslavya Kralı Aleksandr geldi. Atatürk'ün görüşlerinden, düşüncelerinden istifade etmek ve görüşmek arzusunu kendisi izhar etti. Birtakım protokol şekillerini ve protokol icaplarını bir tarafa bırakarak hariciyecilerine, 'Protokol formalitelerini bir tarafa bırakınız da bir an evvel bu zatla temasa getiriniz' diyerek Atatürk'le temas ve görüşmekte fayda buldu ve bu hususta ısrar etti.
Nihayet geldi. Dolmabahçe'de Atatürk tarafından istikbal edildi. Dolmabahçe Sarayı'na girer girmez meşhur somaki odada yirmi dakika devam eden görüşmelerde Balkan Antantı, günün bütün siyasî vaziyetleri üzerinde mutabakat hâsıl oldu.
Kral Aleksandr ile hemen samimi bir dostluk peyda oldu. Akşam yemeği kral ve kraliçe ile beraber gayet hususi mahiyette yenildi. Bu hususi yemekte arkadaşım Nuri Conker ile ben de bulunuyordum.
Kral, Atatürk'e o kadar hayran olmuştu ki, derhal Atatürk'ün elini iki elinin arasına alarak;
'Benimle ne zaman arkadaş olacaksınız?' diye samimi ve masumane bir sual sordu.
Atatürk ciddi ve vakur bir eda ile 'Arkadaşlığımız başlamıştır. Bunun idamesine ve inkişafına çalışacağız' dedi." (Prof. Dr. Haydar Baş Hoş Geldin Atatürk eseri sh: 855)
'Bütün enerjimi Atatürk'ten alıyorum. O'nun hayatı bizim feyizli ışığımızdır' diyerek Atatürk'ü övmesi ve Rusların on beşinci yıldönümünde yaptıkları merasimde bulunmak üzere bir heyetle Moskova'ya gittiğimiz zaman o zamanın Hariciye Komiseri olan Çiçeri'nin heyetimize hitaben verdiği bir nutukta;
'Mustafa Kemal gibi büyük çapta kudret sahibi bir adamın başınızda bulunması sizin için ne kadar büyük bir kuvvet ise O'nun dostluğu, bizim için de aynı şekilde kuvvet ve bahtiyarlıktır' demesi bir Türk olarak göğsümüzü ne kadar kabartmış, bizi ne kadar gururlandırmıştı."
Hatay'ın anavatana katılması konusunda gösterdiği hassasiyete bir bakınız:
"... Hatay meselesi etrafında Cenevre'de müzakereler oluyordu. Hatay'da Arapça'nın resmi lisan olması mevzuu üzerinde duruyorlar, bunda ısrar ediyorlardı.
O zamanki hükûmet ise anlaşmazlık yüzünden Fransızlarla herhangi muhtemel bir silahlı ihtilaf vaziyetinin önüne geçmek gibi birtakım düşüncelerle teklif edilen bu maddeyi hemen hemen kabul etmeğe mütemayil vaziyetteydi.
Atatürk bunu öğrenince ve geç vakit İsmet Paşa'nın köşkünde bu mevzu üzerinde heyet-i vekile müzakerelerinin cereyan ettiğini haber alınca sinirlendi.
Dolmabahçe Sarayı'ndaydık. Atatürk bu Arapça meselelerini duyar duymaz sofrayı dağıttı.
Misafirler gittikten sonra emir verdi. Telefonla Ankara'da İsmet Paşa'nın köşkünü bulduk. Saraçoğlu Şükrü Bey telefona geldi. Ben de telefonu aldım. Atatürk'ün emirlerini Saraçoğlu'na tekrarlıyordum. Atatürk hiddetle;
'İskenderun sancağının nerede olduğunu dahi bilmeyen Fransızlar, bilhassa başlarında bir Alman cenderesi durup dururken Hatay için muharebe yapamazlar.
Ben, Hatay'ı alacağım diye oradaki Türk çocuklarını Arapça tahsil ettirmek üzere Şam medreselerine mi göndereceğiz? Ne zihniyettir bu?' diye hükûmete acı acı ihtarda bulunarak ve emirler vererek teklif edilen maddeyi reddetmiş Fransızlara istediğini yaptırmıştır.
İsmet Paşa ise bu yüzden Fransızlarla büyü bir kavga olur diye işi zihninde büyütüyor ve korkusundan uykusu kaçıyordu..."
"Yugoslavya Kralı Aleksandr geldi. Atatürk'ün görüşlerinden, düşüncelerinden istifade etmek ve görüşmek arzusunu kendisi izhar etti. Birtakım protokol şekillerini ve protokol icaplarını bir tarafa bırakarak hariciyecilerine, 'Protokol formalitelerini bir tarafa bırakınız da bir an evvel bu zatla temasa getiriniz' diyerek Atatürk'le temas ve görüşmekte fayda buldu ve bu hususta ısrar etti.
Nihayet geldi. Dolmabahçe'de Atatürk tarafından istikbal edildi. Dolmabahçe Sarayı'na girer girmez meşhur somaki odada yirmi dakika devam eden görüşmelerde Balkan Antantı, günün bütün siyasî vaziyetleri üzerinde mutabakat hâsıl oldu.
Kral Aleksandr ile hemen samimi bir dostluk peyda oldu. Akşam yemeği kral ve kraliçe ile beraber gayet hususi mahiyette yenildi. Bu hususi yemekte arkadaşım Nuri Conker ile ben de bulunuyordum.
Kral, Atatürk'e o kadar hayran olmuştu ki, derhal Atatürk'ün elini iki elinin arasına alarak;
'Benimle ne zaman arkadaş olacaksınız?' diye samimi ve masumane bir sual sordu.
Atatürk ciddi ve vakur bir eda ile 'Arkadaşlığımız başlamıştır. Bunun idamesine ve inkişafına çalışacağız' dedi." (Prof. Dr. Haydar Baş Hoş Geldin Atatürk eseri sh: 855)
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.