Askerin maneviyatına büyük önem veren Atatürk, zaman zaman Türk ordusu için Kur'an okutmuştur. Atatürk'ü yakından tanıyan silah arkadaşı Fahrettin Altay Paşa, Atatürk'ün nasıl inançlı bir komutan olarak yetiştiğini şöyle açıklamıştır:
"Atatürk, Türk ve Müslüman bir anadan, Türk ve Müslüman bir babadan dünyaya gelmiş, ecdadı Türk olan bir insandır. Küçük yaşta babadan yetim kalmış, annesi yanında ilk din bilgisini almıştı. Askeri okuldaki din derslerini takip etmişti. Bu suretle yetişen bu büyük adam, kumandan olunca maddi kuvvet yanında manevi kuvvetin lüzumunu ve Müslümanlıkta, savaşlarda şehit olmanın manevi kuvvet bakımından değerini görüp anlamıştır."
Atatürk 1932 yılı Ramazan ayında Hafız Saadettin Kaynak'ı ordu müfettişlerine Kur'an okuması için görevlendirmiştir. Saadettin Kaynak, bu emir üzerine, Kur'an'daki muharebeye ve askerliğin faziletine dair bazı ayetlerin tercümesini yazarak hazırlıklarını tamamlamış ve Atatürk'ün huzuruna çıkmıştır. Saadettin Kaynak, Âl-i İmran Sûresi 169, Enfal Sûresi 45, 60, 65, ve 66, Saff Sûresi 4, 10 ve 12. ayetleri ve Adiyat Sûresinin bütün ayetlerini okumuştur. Atatürk o gece okunan ayetlerin Türkçe anlamlarını bizzat açıklayarak, dinleyenleri bilgilendirmiştir.
Atatürk, cepheden cepheye koşmuş bir Müslüman-Türk komutanı olarak "gazilik" ve "şehitlik" kavramlarına çok büyük önem vermiştir. Kendisi adının başındaki " Gazi" unvanını ömrünün sonuna kadar gururla taşımış ve "şehit Mehmetçikleri" hiç unutmamıştır. Atatürk, her yıl Çanakkale şehitleri için mevlid okutmuştur. Atatürk 1923 yılında Şehit Mehmet Çavuş Abidesi önünde okunacak mevlid için Hafız Yaşar Okur'u görevlendirmiştir. Hafız Yaşar Okur, Çanakkale Şehitlerine mevlid okurken ansızın yağmur yağmaya başlamış fakat Hafız Yaşar, yağmura rağmen mevlide devam etmiştir. Sonraki gelişmeleri Hafız Yaşar şöyle anlatmaktadır: "Ertesi akşam Dolmabahçe Sarayı'na gittim. Atamın huzurlarına kabul edildim. Çanakkale merasiminin tafsilatını verirken bu fırtına bahsine gelince Atatürk, o yağmur ve rüzgara rağmen mevlide devam edişime o kadar mütehassis oldu ki, hiç unutmam... Elini tekrar masaya vurarak, 'Aferin Hafızım, çok güzel yapmışsın. Vazife başında iken taş yağsa, insan yerinden kıpırdamaz' diye iltifatta bulundular."
''Peygamber Ocağı'' diye adlandırılan ordunun her konuda olduğu gibi din konusunda da yeterli bilgi birikimine sahip olması gerektiğini düşünen Atatürk, büyük din alimi Ahmet Hamdi Akseki'ye asker için özel bir "din kitabı" yazdırmıştır.
Kaynak: Atatürk ile Allah Arasında, Sinan Meydan, s. 778-782).
"Atatürk, Türk ve Müslüman bir anadan, Türk ve Müslüman bir babadan dünyaya gelmiş, ecdadı Türk olan bir insandır. Küçük yaşta babadan yetim kalmış, annesi yanında ilk din bilgisini almıştı. Askeri okuldaki din derslerini takip etmişti. Bu suretle yetişen bu büyük adam, kumandan olunca maddi kuvvet yanında manevi kuvvetin lüzumunu ve Müslümanlıkta, savaşlarda şehit olmanın manevi kuvvet bakımından değerini görüp anlamıştır."
Atatürk 1932 yılı Ramazan ayında Hafız Saadettin Kaynak'ı ordu müfettişlerine Kur'an okuması için görevlendirmiştir. Saadettin Kaynak, bu emir üzerine, Kur'an'daki muharebeye ve askerliğin faziletine dair bazı ayetlerin tercümesini yazarak hazırlıklarını tamamlamış ve Atatürk'ün huzuruna çıkmıştır. Saadettin Kaynak, Âl-i İmran Sûresi 169, Enfal Sûresi 45, 60, 65, ve 66, Saff Sûresi 4, 10 ve 12. ayetleri ve Adiyat Sûresinin bütün ayetlerini okumuştur. Atatürk o gece okunan ayetlerin Türkçe anlamlarını bizzat açıklayarak, dinleyenleri bilgilendirmiştir.
Atatürk, cepheden cepheye koşmuş bir Müslüman-Türk komutanı olarak "gazilik" ve "şehitlik" kavramlarına çok büyük önem vermiştir. Kendisi adının başındaki " Gazi" unvanını ömrünün sonuna kadar gururla taşımış ve "şehit Mehmetçikleri" hiç unutmamıştır. Atatürk, her yıl Çanakkale şehitleri için mevlid okutmuştur. Atatürk 1923 yılında Şehit Mehmet Çavuş Abidesi önünde okunacak mevlid için Hafız Yaşar Okur'u görevlendirmiştir. Hafız Yaşar Okur, Çanakkale Şehitlerine mevlid okurken ansızın yağmur yağmaya başlamış fakat Hafız Yaşar, yağmura rağmen mevlide devam etmiştir. Sonraki gelişmeleri Hafız Yaşar şöyle anlatmaktadır: "Ertesi akşam Dolmabahçe Sarayı'na gittim. Atamın huzurlarına kabul edildim. Çanakkale merasiminin tafsilatını verirken bu fırtına bahsine gelince Atatürk, o yağmur ve rüzgara rağmen mevlide devam edişime o kadar mütehassis oldu ki, hiç unutmam... Elini tekrar masaya vurarak, 'Aferin Hafızım, çok güzel yapmışsın. Vazife başında iken taş yağsa, insan yerinden kıpırdamaz' diye iltifatta bulundular."
''Peygamber Ocağı'' diye adlandırılan ordunun her konuda olduğu gibi din konusunda da yeterli bilgi birikimine sahip olması gerektiğini düşünen Atatürk, büyük din alimi Ahmet Hamdi Akseki'ye asker için özel bir "din kitabı" yazdırmıştır.
Kaynak: Atatürk ile Allah Arasında, Sinan Meydan, s. 778-782).
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Furkan Talay / diğer yazıları
- Atatürk’ün en büyük düşmanını açıklıyorum / 22.12.2020
- Haydar Baş’ın gizli mirası / 18.12.2020
- Hüseyin Baş’a destek değil yaren olacağız / 02.05.2020
- ‘İdeal delikanlı modeli Mustafa Kemal’ / 21.01.2019
- Rockefeller ve Rothschild Ailesi-II / 04.07.2018
- Rockefeller ve Rothschild Ailesi-I / 03.07.2018
- Atatürk camileri yıktı mı? / 29.06.2018
- Atatürk'ün partisi / 27.05.2018
- Atatürk Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli / 11.05.2018
- Atatürk'süz Çanakkale kutlaması olmaz / 21.03.2018
- Haydar Baş’ın gizli mirası / 18.12.2020
- Hüseyin Baş’a destek değil yaren olacağız / 02.05.2020
- ‘İdeal delikanlı modeli Mustafa Kemal’ / 21.01.2019
- Rockefeller ve Rothschild Ailesi-II / 04.07.2018
- Rockefeller ve Rothschild Ailesi-I / 03.07.2018
- Atatürk camileri yıktı mı? / 29.06.2018
- Atatürk'ün partisi / 27.05.2018
- Atatürk Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli / 11.05.2018
- Atatürk'süz Çanakkale kutlaması olmaz / 21.03.2018