5 Eylül günü sonbahar rüzgarı bizim için kasırgaya dönüştü, dört tane gencecik fidanımızı bir anda sararttı da gazele çevirdi.
Dördü de adam gibi adam, özlerindeki güzellik yüzlerine yansımış, tebessümleri ayrılmaz bir parça gibi her şartta çehrelerinde parıldayan dört delikanlı yine tebessümleriyle ölüm meleğine Beş Eylül günü hoşgeldin dediler.
Dört güzel adam, Bursa'nın Uludağ'ın kaynak sularından içmek niyetiyle İstanbul'dan yola çıkmışlardı ama, yolun tam orta yerinde ölüm meleği Azrail aleyhiselam durdurdu onları, belki de tek tek tokalaştı onlarla ve yeryüzünün bütün sularından daha lezzetli bir sudan, şahadet şerbetinden içirdi. Onlar çoktan uçup gitmişlerdi ama tebessümleri hala yüzlerinde parıldıyordu.
Cennet vatanımızın dört ayrı köşesinden olan bu dört güzel adamı aynı arabada buluşturan, aynı istikamete doğru yola çıkaran hiç şüphesiz vatan aşkı idi, vatan derdi idi, millet sevdası idi. Aşık oldukları müslüman Türk milletini, yaklaşan tehlikelere karşı uyarmak için, sinsi düşmanların, sinsi tuzaklarından haberdar etmek için onlar gece-gündüz yollarda idiler.
Dört güzel adam, Azrail aleyhiselamın sunduğu şahadet şerbetini içerek ebedi aleme gülerek rıhlet ettiler de, bizler onların yokluğuna nasıl dayanacağız? Trabzon'a her gidişimizde bizi Şehitlik Tepesi'ne Lütfullah taşırdı. Gün içinde o duvar gibi yokuşu onlarca defa çıkıp-indiği halde yüzlerce insanı taşıdığı halde, en son seferinde bile telaşlı sesi, sürekli akan terinin yanı sıra daima gülen Lütfullah'ın yokluğuna nasıl alışacağız? Her karşılaşmamızda, "Aziz abi hoş geldin, Erzurum'da ne var ne yok" derken bulutları dağıtan zemheriyi yaza çeviren o sıcaklığı artık hayal ederek yakalamaya çalışacağız.
Mesaj TV'nin ilk kuruluş yılları, hem çocuk programı hem de Ozanlarımız programını yapıyorum. Engin Çamurdan teknik işlerin başında. Her iki programı da kasetten veriyoruz, canlı program için henüz sistem kurulmamış. Bir gün çekim için hazırlıklar yaparken bizim Engin dünyalar kadar mutlu bir halde girdi stüdyoya "Abi dedi. Sistem tamam, bundan sonra programları canlı yapabilirsin." Dört güzel adamdan Aziz Mete'yi de hep öyle güler yüzü ile hatırlıyorum, İsrafil kardeşimizi de... Her biri arkalarında; "Ya kimlere baba desin senin bebek dillenirse?" diyecek kadar henüz dillenmemiş bebekler bırakıp gittiler. Dönüşü olmayan bu yolculuk daha çok geride kalanları hüzne boğdu. Yüreğimize kor ateş bıraktı, bağrımızı dağladı.
Ama, "Kahrın da hoş, lütfun da hoş" demekten başka bir sözümüz yok.
Dördü de adam gibi adam, özlerindeki güzellik yüzlerine yansımış, tebessümleri ayrılmaz bir parça gibi her şartta çehrelerinde parıldayan dört delikanlı yine tebessümleriyle ölüm meleğine Beş Eylül günü hoşgeldin dediler.
Dört güzel adam, Bursa'nın Uludağ'ın kaynak sularından içmek niyetiyle İstanbul'dan yola çıkmışlardı ama, yolun tam orta yerinde ölüm meleği Azrail aleyhiselam durdurdu onları, belki de tek tek tokalaştı onlarla ve yeryüzünün bütün sularından daha lezzetli bir sudan, şahadet şerbetinden içirdi. Onlar çoktan uçup gitmişlerdi ama tebessümleri hala yüzlerinde parıldıyordu.
Cennet vatanımızın dört ayrı köşesinden olan bu dört güzel adamı aynı arabada buluşturan, aynı istikamete doğru yola çıkaran hiç şüphesiz vatan aşkı idi, vatan derdi idi, millet sevdası idi. Aşık oldukları müslüman Türk milletini, yaklaşan tehlikelere karşı uyarmak için, sinsi düşmanların, sinsi tuzaklarından haberdar etmek için onlar gece-gündüz yollarda idiler.
Dört güzel adam, Azrail aleyhiselamın sunduğu şahadet şerbetini içerek ebedi aleme gülerek rıhlet ettiler de, bizler onların yokluğuna nasıl dayanacağız? Trabzon'a her gidişimizde bizi Şehitlik Tepesi'ne Lütfullah taşırdı. Gün içinde o duvar gibi yokuşu onlarca defa çıkıp-indiği halde yüzlerce insanı taşıdığı halde, en son seferinde bile telaşlı sesi, sürekli akan terinin yanı sıra daima gülen Lütfullah'ın yokluğuna nasıl alışacağız? Her karşılaşmamızda, "Aziz abi hoş geldin, Erzurum'da ne var ne yok" derken bulutları dağıtan zemheriyi yaza çeviren o sıcaklığı artık hayal ederek yakalamaya çalışacağız.
Mesaj TV'nin ilk kuruluş yılları, hem çocuk programı hem de Ozanlarımız programını yapıyorum. Engin Çamurdan teknik işlerin başında. Her iki programı da kasetten veriyoruz, canlı program için henüz sistem kurulmamış. Bir gün çekim için hazırlıklar yaparken bizim Engin dünyalar kadar mutlu bir halde girdi stüdyoya "Abi dedi. Sistem tamam, bundan sonra programları canlı yapabilirsin." Dört güzel adamdan Aziz Mete'yi de hep öyle güler yüzü ile hatırlıyorum, İsrafil kardeşimizi de... Her biri arkalarında; "Ya kimlere baba desin senin bebek dillenirse?" diyecek kadar henüz dillenmemiş bebekler bırakıp gittiler. Dönüşü olmayan bu yolculuk daha çok geride kalanları hüzne boğdu. Yüreğimize kor ateş bıraktı, bağrımızı dağladı.
Ama, "Kahrın da hoş, lütfun da hoş" demekten başka bir sözümüz yok.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Aziz Karaca / diğer yazıları
- Yaratıcının kolu olan kullar… / 28.03.2025
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025
- Çocukluğumuzun ramazanları / 07.03.2025
- Tuttuğumuz oruç bizi tutamıyorsa… / 06.03.2025
- Merhaba ey Hak’tan ferman merhaba! / 04.03.2025
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025
- Çocukluğumuzun ramazanları / 07.03.2025
- Tuttuğumuz oruç bizi tutamıyorsa… / 06.03.2025
- Merhaba ey Hak’tan ferman merhaba! / 04.03.2025