Ekonomi, dış güçler ya da dış mihraklardan önce hükümetin 2003-2013 yılları arasında hayata geçirdiği düşük kur uygulaması ile darbeyi yedi. Düşük kur ile ithalatı avantajlı konuma getirirken, öte yandan maliyetleri yükseltti. Böylece üretimi çökertip Türkiye'yi ithalata mahkûm etti.
Maliyetlerin artması, üreticilerin ithalatla rekabet edememesi, üreticileri üretemez hale getirdi ve üretmekten vazgeçirdi. İmkân bulanlar da bu süreçte ithalatçı oldu.
"Perşembenin gelişi Çarşambadan bellidir" ilkesi gereğince hep uyardık ama dinletemedik.
Yumurtanın kapıya dayandığı bu kriz döneminde iktidarın yerli ve milli soslu avutmaları, 'üretmemiz lazım' çıkışları, maalesef içi boş zevahiri kurtarma odaklı laf salatasıdır.
İthalatın üretime darbe vurması ve buna bağlı döviz kaybı kasaları boşaltınca, akla ilk gelen yastık altı oldu.
Türkiye'yi yönetenlere sormak lazım: döviz girişinin sürekli devam edeceğini mi umuyordunuz?
Hükümet kurmaylarının 'bize ekonomik darbe vuruyorlar', dış mihrak suçlamalarından önce bir kendini yoklaması gerekmez mi? 'Ben nerede hata yaptım?' diye bir nefis muhasebesi yapması gerekmez mi?
Kesintisiz uygulanan program ile yapılan ne oldu? Buğday fiyatı mı arttı, hemen ithal edelim. Et fiyatları mı arttı, hemen ithal edelim. Saman fiyatları mı arttı, hemen ithal edelim. Gümrük vergilerini sıfırlayalım. Döviz lazım, varlıkları satalım, borç bulalım...
Tabii ki dövizleri faiz karşılığı borç buluyoruz da; verenler paralarını para veya mal olarak elimizin altında görmek ister. Paralarının uçup gitmesine, kaybedilmesine razı olmazlar. Bizi takip için elemanlar tutarlar. Profesyonellere dolgun ücretler verirler. İşi, iktidarın siyasi yanlış raporlar vermekle suçladığı kredi derecelendirme kuruluşlarının değerlendirmelerine bırakmazlar yani.
Özetle biri benden 10 bin dolar borç istese, vereceğim para ile aldığı 10 sığırdan buzağılar ürettiğini görsem, yine borç veririm. Ama AK Parti aldığı borç ile buğday getirtiyor, gübreye dönüştürüyor. Tekrar borç alıp et ithal ediyor, gübreye dönüştürüyor. Çin'den oyuncak ithal edip çöpe dönüştürüyor. Tekrar borç istiyor... "Vermezlerse, ekonomik darbe yapıyorlar" diye feryat ediyor.
Adamlar verdikleri dövizlerin uçup gittiğini görüyor. Bırak faizi, paranın anası buhar oluyor. Hem sürekli borç vermek zorunda mı adamlar? Ödemelerini yapamıyorsun. Borcu borç ile çevirmede, ertelemede zorlanmaktasın. Dünyanın en yüksek faizlerini vermekte fakat bulamamaktasın. Borç verenler, paralarını emniyette göremedikleri için kendilerini koruma altına almaya çalışıyor.
Şirketleri, hane halkını borçlandırmak, varlık satışı ve borç bulmak yöntemiyle işi nereye kadar sürdürebileceğinizi sanıyordunuz?
Bu ülkede 16 yıldır taviz vermeden uyguladığınız mevcut ekonomi anlayışının başarılı olamayacağını, kesintiye uğrayacağını, borç verenlerin vazgeçip paralarını isteyeceğini akıl edemedinizse neden Prof. Dr. Haydar Baş Hoca'nın uyarılarına niçin sırt döndünüz? Oysa defalarca ekip gönderip reçete sunmuştu.
Şimdiye kadar en önemli döviz gideri dış ticaret açığı idi. Döviz krizi, Eurobond faizlerini yükseltti. Buna hiç bir ekonomi dayanamaz.
İktidar, bari moratoryum ilan etsin de tefeciler elinde paramparça olmayalım. Yani iflasını ilan etsin. Alacaklılarla masaya otursun. Borç yapılandırmasına gitsin. Borçlarının faizlerini ve bir bölümünü sildirsin. Kalanını vadeye yaysın ki; gerginlik düşsün dolayısıyla faizler de düşsün. Yunanistan böyle yaptı. Yok değilse borç ve faiz darboğazında boğulacağız.
Maliyetlerin artması, üreticilerin ithalatla rekabet edememesi, üreticileri üretemez hale getirdi ve üretmekten vazgeçirdi. İmkân bulanlar da bu süreçte ithalatçı oldu.
"Perşembenin gelişi Çarşambadan bellidir" ilkesi gereğince hep uyardık ama dinletemedik.
Yumurtanın kapıya dayandığı bu kriz döneminde iktidarın yerli ve milli soslu avutmaları, 'üretmemiz lazım' çıkışları, maalesef içi boş zevahiri kurtarma odaklı laf salatasıdır.
İthalatın üretime darbe vurması ve buna bağlı döviz kaybı kasaları boşaltınca, akla ilk gelen yastık altı oldu.
Türkiye'yi yönetenlere sormak lazım: döviz girişinin sürekli devam edeceğini mi umuyordunuz?
Hükümet kurmaylarının 'bize ekonomik darbe vuruyorlar', dış mihrak suçlamalarından önce bir kendini yoklaması gerekmez mi? 'Ben nerede hata yaptım?' diye bir nefis muhasebesi yapması gerekmez mi?
Kesintisiz uygulanan program ile yapılan ne oldu? Buğday fiyatı mı arttı, hemen ithal edelim. Et fiyatları mı arttı, hemen ithal edelim. Saman fiyatları mı arttı, hemen ithal edelim. Gümrük vergilerini sıfırlayalım. Döviz lazım, varlıkları satalım, borç bulalım...
Tabii ki dövizleri faiz karşılığı borç buluyoruz da; verenler paralarını para veya mal olarak elimizin altında görmek ister. Paralarının uçup gitmesine, kaybedilmesine razı olmazlar. Bizi takip için elemanlar tutarlar. Profesyonellere dolgun ücretler verirler. İşi, iktidarın siyasi yanlış raporlar vermekle suçladığı kredi derecelendirme kuruluşlarının değerlendirmelerine bırakmazlar yani.
Özetle biri benden 10 bin dolar borç istese, vereceğim para ile aldığı 10 sığırdan buzağılar ürettiğini görsem, yine borç veririm. Ama AK Parti aldığı borç ile buğday getirtiyor, gübreye dönüştürüyor. Tekrar borç alıp et ithal ediyor, gübreye dönüştürüyor. Çin'den oyuncak ithal edip çöpe dönüştürüyor. Tekrar borç istiyor... "Vermezlerse, ekonomik darbe yapıyorlar" diye feryat ediyor.
Adamlar verdikleri dövizlerin uçup gittiğini görüyor. Bırak faizi, paranın anası buhar oluyor. Hem sürekli borç vermek zorunda mı adamlar? Ödemelerini yapamıyorsun. Borcu borç ile çevirmede, ertelemede zorlanmaktasın. Dünyanın en yüksek faizlerini vermekte fakat bulamamaktasın. Borç verenler, paralarını emniyette göremedikleri için kendilerini koruma altına almaya çalışıyor.
Şirketleri, hane halkını borçlandırmak, varlık satışı ve borç bulmak yöntemiyle işi nereye kadar sürdürebileceğinizi sanıyordunuz?
Bu ülkede 16 yıldır taviz vermeden uyguladığınız mevcut ekonomi anlayışının başarılı olamayacağını, kesintiye uğrayacağını, borç verenlerin vazgeçip paralarını isteyeceğini akıl edemedinizse neden Prof. Dr. Haydar Baş Hoca'nın uyarılarına niçin sırt döndünüz? Oysa defalarca ekip gönderip reçete sunmuştu.
Şimdiye kadar en önemli döviz gideri dış ticaret açığı idi. Döviz krizi, Eurobond faizlerini yükseltti. Buna hiç bir ekonomi dayanamaz.
İktidar, bari moratoryum ilan etsin de tefeciler elinde paramparça olmayalım. Yani iflasını ilan etsin. Alacaklılarla masaya otursun. Borç yapılandırmasına gitsin. Borçlarının faizlerini ve bir bölümünü sildirsin. Kalanını vadeye yaysın ki; gerginlik düşsün dolayısıyla faizler de düşsün. Yunanistan böyle yaptı. Yok değilse borç ve faiz darboğazında boğulacağız.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Mahmut Erdem / diğer yazıları
- Fakirleşerek büyüme / 18.06.2022
- Bu kaçıncı operasyon? / 25.12.2021
- 2020’de yüzde 1.8 büyürken, meğer küçülmüşüz! / 05.05.2021
- Mesele sadece 128 milyar dolar mı? / 23.04.2021
- Ak Parti’nin 18 yıllık enkazı / 08.01.2021
- Dolar kazanç aparatı olunca... / 25.11.2020
- Büyüdük ama negatif / 05.09.2020
- İSO 2019 raporu / 16.07.2020
- Fason tartı aleti / 29.06.2020
- Tefeciye yılda 4 milyon konut / 13.04.2020
- Bu kaçıncı operasyon? / 25.12.2021
- 2020’de yüzde 1.8 büyürken, meğer küçülmüşüz! / 05.05.2021
- Mesele sadece 128 milyar dolar mı? / 23.04.2021
- Ak Parti’nin 18 yıllık enkazı / 08.01.2021
- Dolar kazanç aparatı olunca... / 25.11.2020
- Büyüdük ama negatif / 05.09.2020
- İSO 2019 raporu / 16.07.2020
- Fason tartı aleti / 29.06.2020
- Tefeciye yılda 4 milyon konut / 13.04.2020