Yüksek binalarda oturanlar yandı
İTÜ Makine Fakültesi Öğretim Üyesi, Türkiye Yangından Korunma Vakfı Kurucu Başkanı Prof. Dr. Abdurrahman Kılıç, Türkiye'deki yüksek binaların yüzde 95'inin depremde yangın güvenliği açısından uygun olmadığını ifade ederek, "Uygun olan yüzde 5'lik kısım da son dönemde yapılmış binalar arasından çıkar" dedi.
01.11.2017 00:00:00
RECEP BAHAR/İSTANBUL
Türkiye Yangından Korunma ve Eğitim Vakfı ve Yangından Korunma Derneği 9-10 Kasım 2017 tarihlerinde İstanbul'da Uluslararası Yangın ve Güvenlik Sempozyumu ve Sergisi düzenliyor.
Sempozyum öncesinde düzenlenen basın toplantısında soruları cevaplandıran İTÜ Makine Fakültesi Öğretim Üyesi, Türkiye Yangından Korunma Vakfı Kurucu Başkanı ve Onursal Başkanı Prof. Dr. Abdurrahman Kılıç, halkı ve yetkilileri deprem sonrası yangınlarla ilgili uyardı. Yüksek binalardaki yangın riskine de dikkat çeken Kılıç, muhtemel İstanbul depremi sonrası çıkacak yangın sayısını 3 bin olarak işaret ederken, yüksek katlı binaların yüzde 80'inde yeterli yangın güvenliği bulunmadığını dile getirdi.
Deprem kışın akşamleyin olursa...
Beklenen İstanbul depreminin kış aylarında akşam saatlerinde gerçekleşmesinin büyük felakete yol açacağını kaydeden Prof. Dr. Kılıç, şunları söyledi: "Deprem olduğu sırada açık ocak sayısı fazlaysa, deprem sonrası yangınların görülme oranı büyük ölçüde artıyor. Özellikle yemek zamanı olan sabah ve akşam saatlerinde yaşanan depremler bu anlamda büyük risk yaratıyor. Muhtemel İstanbul depremi sobaların, kombilerin yandığı, ocakların açık olduğu bir zamanda olursa çok sayıda yangına da sebep olacaktır. İstanbul'da kış aylarında, akşam saatlerinde bir depremin olduğunu varsayarsak, deprem sonrası meydana gelecek yangın sayısını yaklaşık 3.000 adet olarak öngörebiliriz. Doğalgaz Türkiye'de yaygınlaştı. Japonya'da 1995 Kobe Depremi'nde tahribata çoğunlukla gaz kaçağı nedeniyle çıkan yangınlar sebep olmuştu" diye konuştu.
Yeni sistemler gerekli
İstanbul'da binaların çoğunda gazı kesen sistem bulunduğunu hatırlatan Kılıç, "Deprem sonrası yaşanan patlamaların en büyük nedeni gaz? Genellikle doğalgaz kullanılan yerlerde, deprem sonrası boruların kırılmasıyla ortaya çıkan gaz, ortamdaki açık ateşle veya kıvılcımla karşılaşınca patlamalar meydana geliyor. Deprem esnasında, her ne kadar doğalgaz akışı ana vanadan kapansa da, doğalgaz borularının içerisinde kalan gazlar risk oluşturuyor. Deprem durumunda borunun içerisinde kalan gazın tahliye edilmesini sağlayan, alev görmeyince gazı direkt olarak kesen sistemlerin kurulması gerekli" dedi. İstanbul'da 2 bin sokağa itfaiyenin giremediğine işaret eden Kılıç, "Dünyada da böyle şehirler var ama orada sokaklarda yangın konteynırları mevcuttur. Yangına yerinde müdahale edilir" dedi.
İstanbul'un bağrına saplanmış hançerler...
Yüksek binaları "İstanbul'un bağrına saplanmış hançerler" olarak niteleyen Prof. Dr. Abdurrahman Kılıç, bu binaların yüzde 95'inin depremde yangın güvenliği açısından uygun olmadığını söyledi. İstanbul'daki yüksek binaların nispeten yeni olduğunu hatırlatan Kılıç, "10 yıl sonra bakım da yapılmayacağından bu binaların yangın riski daha da artacaktır zira binalarda yangın önlemi alınmıyor. Yangın sistemleri 6 ayda, 1 yılda bir bakımdan geçmeli ancak bu yapılmıyor. Bir de itfaiye 11. kata kadar müdahale edebilir. Londra'daki yüksek bina yangınında 79 kişi öldü. İnsan kurtarma amaçlı 60 metreye kadar müdahale yapılabilir ancak bu durumda aracı yaklaştırmak için uygun yer gerekli. Binaların çoğunun etrafında böyle bir yer yok. Geçen hafta Varyap Meridyen'de olduğu gibi böyle bir binadaki yangın için itfaiye çağrılıyorsa, o bina da yangın önlemi alınmamıştır. Zira yangın tasarımla önlenir, itfaiye ile önlenmez. İtfaiye yangının diğer binalara ve katlara geçişini önler, soğutma çalışması yapar" dedi.
Türkiye'de 51.5 metrenin üzerindeki binalarda algılama, söndürme, güvenlik holü, anons sistemi gibi önlemler yönetmelikle zorunlu hale getirilmiş durumda olduğunu söyleyen Prof. Dr. Kılıç, özellikle yap-sat zihniyeti ile hareket eden bazı müteahhitlerin bu sistemleri yapmamak için bina uzunluklarını 51 metrede bıraktıklarını ifade etti.
Bu uzunluğun aşağı yukarı 17 kata denk geldiğini söyleyen Prof. Dr. Kılıç, sözlerine şöyle devam etti "10 katın üzerindeki bir binayı dışarıdan söndürebilmeniz mümkün değil. Yanan binanın içerisine girip söndürmek de mümkün değil. Bu tür binalar ancak yangın söndürme tesisatı ile söndürülür. İçeride mutlaka korunmuş merdiven olmalı, algılama sistemi ve söndürme sistemi bulunmalı."
Türkiye'de itfaiye yok!
Prof. Dr. Abdurrahman Kılıç; köklü eğitim ve koordinasyon açısından Türkiye'de itfaiye bulunmadığına işaret ederek, şunları söyledi: "İtfaiye çalışanlarının bir kısmı memur, bir kısmı işçi, bir kısmı ise taşeron... Oysa Osmanlı'da askeri bir kurumdu itfaiye. Dünya da buna benzer yapılanmalar var. Aynı işi yapanlar arasında yarı yarıya ücret farkı var. Gerçi bu durum yangına müdahale açısından sorun yaratmıyor ancak itfaiye içinde huzursuzluk oluyor" dedi.
Türkiye Yangından Korunma ve Eğitim Vakfı ve Yangından Korunma Derneği 9-10 Kasım 2017 tarihlerinde İstanbul'da Uluslararası Yangın ve Güvenlik Sempozyumu ve Sergisi düzenliyor.
Sempozyum öncesinde düzenlenen basın toplantısında soruları cevaplandıran İTÜ Makine Fakültesi Öğretim Üyesi, Türkiye Yangından Korunma Vakfı Kurucu Başkanı ve Onursal Başkanı Prof. Dr. Abdurrahman Kılıç, halkı ve yetkilileri deprem sonrası yangınlarla ilgili uyardı. Yüksek binalardaki yangın riskine de dikkat çeken Kılıç, muhtemel İstanbul depremi sonrası çıkacak yangın sayısını 3 bin olarak işaret ederken, yüksek katlı binaların yüzde 80'inde yeterli yangın güvenliği bulunmadığını dile getirdi.
Deprem kışın akşamleyin olursa...
Beklenen İstanbul depreminin kış aylarında akşam saatlerinde gerçekleşmesinin büyük felakete yol açacağını kaydeden Prof. Dr. Kılıç, şunları söyledi: "Deprem olduğu sırada açık ocak sayısı fazlaysa, deprem sonrası yangınların görülme oranı büyük ölçüde artıyor. Özellikle yemek zamanı olan sabah ve akşam saatlerinde yaşanan depremler bu anlamda büyük risk yaratıyor. Muhtemel İstanbul depremi sobaların, kombilerin yandığı, ocakların açık olduğu bir zamanda olursa çok sayıda yangına da sebep olacaktır. İstanbul'da kış aylarında, akşam saatlerinde bir depremin olduğunu varsayarsak, deprem sonrası meydana gelecek yangın sayısını yaklaşık 3.000 adet olarak öngörebiliriz. Doğalgaz Türkiye'de yaygınlaştı. Japonya'da 1995 Kobe Depremi'nde tahribata çoğunlukla gaz kaçağı nedeniyle çıkan yangınlar sebep olmuştu" diye konuştu.
Yeni sistemler gerekli
İstanbul'da binaların çoğunda gazı kesen sistem bulunduğunu hatırlatan Kılıç, "Deprem sonrası yaşanan patlamaların en büyük nedeni gaz? Genellikle doğalgaz kullanılan yerlerde, deprem sonrası boruların kırılmasıyla ortaya çıkan gaz, ortamdaki açık ateşle veya kıvılcımla karşılaşınca patlamalar meydana geliyor. Deprem esnasında, her ne kadar doğalgaz akışı ana vanadan kapansa da, doğalgaz borularının içerisinde kalan gazlar risk oluşturuyor. Deprem durumunda borunun içerisinde kalan gazın tahliye edilmesini sağlayan, alev görmeyince gazı direkt olarak kesen sistemlerin kurulması gerekli" dedi. İstanbul'da 2 bin sokağa itfaiyenin giremediğine işaret eden Kılıç, "Dünyada da böyle şehirler var ama orada sokaklarda yangın konteynırları mevcuttur. Yangına yerinde müdahale edilir" dedi.
İstanbul'un bağrına saplanmış hançerler...
Yüksek binaları "İstanbul'un bağrına saplanmış hançerler" olarak niteleyen Prof. Dr. Abdurrahman Kılıç, bu binaların yüzde 95'inin depremde yangın güvenliği açısından uygun olmadığını söyledi. İstanbul'daki yüksek binaların nispeten yeni olduğunu hatırlatan Kılıç, "10 yıl sonra bakım da yapılmayacağından bu binaların yangın riski daha da artacaktır zira binalarda yangın önlemi alınmıyor. Yangın sistemleri 6 ayda, 1 yılda bir bakımdan geçmeli ancak bu yapılmıyor. Bir de itfaiye 11. kata kadar müdahale edebilir. Londra'daki yüksek bina yangınında 79 kişi öldü. İnsan kurtarma amaçlı 60 metreye kadar müdahale yapılabilir ancak bu durumda aracı yaklaştırmak için uygun yer gerekli. Binaların çoğunun etrafında böyle bir yer yok. Geçen hafta Varyap Meridyen'de olduğu gibi böyle bir binadaki yangın için itfaiye çağrılıyorsa, o bina da yangın önlemi alınmamıştır. Zira yangın tasarımla önlenir, itfaiye ile önlenmez. İtfaiye yangının diğer binalara ve katlara geçişini önler, soğutma çalışması yapar" dedi.
Türkiye'de 51.5 metrenin üzerindeki binalarda algılama, söndürme, güvenlik holü, anons sistemi gibi önlemler yönetmelikle zorunlu hale getirilmiş durumda olduğunu söyleyen Prof. Dr. Kılıç, özellikle yap-sat zihniyeti ile hareket eden bazı müteahhitlerin bu sistemleri yapmamak için bina uzunluklarını 51 metrede bıraktıklarını ifade etti.
Bu uzunluğun aşağı yukarı 17 kata denk geldiğini söyleyen Prof. Dr. Kılıç, sözlerine şöyle devam etti "10 katın üzerindeki bir binayı dışarıdan söndürebilmeniz mümkün değil. Yanan binanın içerisine girip söndürmek de mümkün değil. Bu tür binalar ancak yangın söndürme tesisatı ile söndürülür. İçeride mutlaka korunmuş merdiven olmalı, algılama sistemi ve söndürme sistemi bulunmalı."
Türkiye'de itfaiye yok!
Prof. Dr. Abdurrahman Kılıç; köklü eğitim ve koordinasyon açısından Türkiye'de itfaiye bulunmadığına işaret ederek, şunları söyledi: "İtfaiye çalışanlarının bir kısmı memur, bir kısmı işçi, bir kısmı ise taşeron... Oysa Osmanlı'da askeri bir kurumdu itfaiye. Dünya da buna benzer yapılanmalar var. Aynı işi yapanlar arasında yarı yarıya ücret farkı var. Gerçi bu durum yangına müdahale açısından sorun yaratmıyor ancak itfaiye içinde huzursuzluk oluyor" dedi.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.