Toplumsal meselelerde eğitimin ne kadar önemli yer tuttuğunu bilmeyenimiz yoktur. Toplumsal barışa en fazla ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde aile eğitiminin de ne kadar ehemmiyetli olduğu açıktır.
Öte yandan bu iki mühim olgu insanımızın şu günlerde ihtiyaç duyduğu hava ve su gibidir. Bir de din eğitimi var.
Bu din nasıl anlatılıyor ve nasıl yaşanıyor! Bu konular toplumsal hassasiyeti olan konular. Ta öteden beri Prof. Dr. Haydar Baş bu meseleleri Türkiye'de en samimi anlamda ilk dile getiren kişidir.
Yaptığı binlerce salon sohbetleri ve meydan programlarında bu konuyu dile getirmiş ve hatta siyasete bu gereklilik ve vazife bilinciyle girmiştir. Biz yıllardan beri insanımızı ve siyasetçilerimizi hangi dönem olursa olsun birinci ağızdan direkt aracısız uyardık. Fakat her seferinde bize; siz donkişotluk yapan bir marjinal ekipsiniz muamelesi uygun görülüp bizi duvara tırmandırmaya çalıştılar.
Üç meselenin de biran önce ele alınıp, devlet politikası haline getirilmesi şarttır. Aksi takdirde toplumsal vicdan, Türkiye'mizde hiçbir zaman yerleşemeyecektir.
Bu manada Türkiye'de son günlerde duyduğumuz cinayet haberleri bizi son derece olumsuz düşünmeye sevk etmektedir. Dün güvencinler için cami minarelerine yuva yeri yapan bir millet iken. Bugün çocuklarını öldüren baba ve annelerin hızla çoğaldığı bir millete dönüştük.
Ecdadımız bırak insanları hayvanlara karşı bile merhamet, şefkat sahibi iken bugünün insanları, kendilerine, evlatlarına karşı en zalimane tavırlar, vahşetler sergiler halde. Demek ki, aslımıza layık olamadığımız gibi sadık da kalamamışız.
Ülkemizde her daim gündem de olan konu kadındır. Oysa konu insan hakkı olmalıdır, yaşam hakkı olmalıdır, insanca yaşama hakkı olmalıdır.
Yani mesele sadece ve sadece insan meselesidir ve onu, insanlığın faydasına nasıl kazandırırız, meselesidir.
Şahsen bu kaygıyı taşıyan ne bir cemiyet, ne de bir sivil toplum örgütü göremiyorum. Avrupa'nın güdümündeki cemiyetler ve topluluklar hiç kusura bakmasınlar milletin tamamına hitap etmiyorlar, toplumun tamamını kucaklamıyorlar.
Bu yapılar, her türlü haklara sahip olmalarına rağmen ülkemizdeki etki alanları % 5'i geçmiyor. Yani toplumun sadece % 5'i ile ilgileniyorlar.
Diğer yandan devletin ve hükümetlerin böyle bir kaygısı Atatürk'ten bu yana hiç olmamış maalesef. Dolayısıyla bu toplumsal eğitim, aile eğitimi meselesi tamamen büyük bir dağ olarak önümüzde duruyor.
Bu meseleyi "insan gönüldür gönül" bakışıyla ele almak vicdani ve hukuki bir sorumluluktur. Vicdani sorumluluktur. Çünkü Türkiye'de cinayetlerin ardı arkası kesilmiyor.
Hukuki sorumluluktur. Çünkü suçluya hak ettiği cezalar verilmiyor. Bu yüzden hem suçluya, hem de mağdura haksızlık yapılıyor, suç sıradanlaşıyor. Toplumdaki çürüme hızlanıyor.
Prof. Dr. Haydar Baş ve kadrosu her alanda söyleneni söylemiş, olması gerekeni açıklamıştır. Bunun için bizim kaybımız, zaman dışında hiçbir şeydir. Azerilerin bir sözü aklıma geldi; Kuleh gayadan heçne aparabilmez. (rüzgar kayadan hiçbir parça koparamaz) Aynen öyle biz doğru bildiklerimizi yaşarız ve yaşıyoruz. Zaman bizi hep haklı çıkarmaya devam ediyor. Onlar da her seferinde bize, duvara çıkın muamelesi yapıyor.
Bu kısır döngünün sonunun bizim haklılığımızla biteceğinden adım gibi eminim. Fakat insanımıza ve ülkemize yazık oluyor.
Bir an evvel insanımız, bütün söylem ve programları insan merkezli, önce insan, diyen Prof. Dr. Haydar Baş'a yüzünü dönmelidir ki, kendi kıymetini görsün ve anlasın.
Öte yandan bu iki mühim olgu insanımızın şu günlerde ihtiyaç duyduğu hava ve su gibidir. Bir de din eğitimi var.
Bu din nasıl anlatılıyor ve nasıl yaşanıyor! Bu konular toplumsal hassasiyeti olan konular. Ta öteden beri Prof. Dr. Haydar Baş bu meseleleri Türkiye'de en samimi anlamda ilk dile getiren kişidir.
Yaptığı binlerce salon sohbetleri ve meydan programlarında bu konuyu dile getirmiş ve hatta siyasete bu gereklilik ve vazife bilinciyle girmiştir. Biz yıllardan beri insanımızı ve siyasetçilerimizi hangi dönem olursa olsun birinci ağızdan direkt aracısız uyardık. Fakat her seferinde bize; siz donkişotluk yapan bir marjinal ekipsiniz muamelesi uygun görülüp bizi duvara tırmandırmaya çalıştılar.
Üç meselenin de biran önce ele alınıp, devlet politikası haline getirilmesi şarttır. Aksi takdirde toplumsal vicdan, Türkiye'mizde hiçbir zaman yerleşemeyecektir.
Bu manada Türkiye'de son günlerde duyduğumuz cinayet haberleri bizi son derece olumsuz düşünmeye sevk etmektedir. Dün güvencinler için cami minarelerine yuva yeri yapan bir millet iken. Bugün çocuklarını öldüren baba ve annelerin hızla çoğaldığı bir millete dönüştük.
Ecdadımız bırak insanları hayvanlara karşı bile merhamet, şefkat sahibi iken bugünün insanları, kendilerine, evlatlarına karşı en zalimane tavırlar, vahşetler sergiler halde. Demek ki, aslımıza layık olamadığımız gibi sadık da kalamamışız.
Ülkemizde her daim gündem de olan konu kadındır. Oysa konu insan hakkı olmalıdır, yaşam hakkı olmalıdır, insanca yaşama hakkı olmalıdır.
Yani mesele sadece ve sadece insan meselesidir ve onu, insanlığın faydasına nasıl kazandırırız, meselesidir.
Şahsen bu kaygıyı taşıyan ne bir cemiyet, ne de bir sivil toplum örgütü göremiyorum. Avrupa'nın güdümündeki cemiyetler ve topluluklar hiç kusura bakmasınlar milletin tamamına hitap etmiyorlar, toplumun tamamını kucaklamıyorlar.
Bu yapılar, her türlü haklara sahip olmalarına rağmen ülkemizdeki etki alanları % 5'i geçmiyor. Yani toplumun sadece % 5'i ile ilgileniyorlar.
Diğer yandan devletin ve hükümetlerin böyle bir kaygısı Atatürk'ten bu yana hiç olmamış maalesef. Dolayısıyla bu toplumsal eğitim, aile eğitimi meselesi tamamen büyük bir dağ olarak önümüzde duruyor.
Bu meseleyi "insan gönüldür gönül" bakışıyla ele almak vicdani ve hukuki bir sorumluluktur. Vicdani sorumluluktur. Çünkü Türkiye'de cinayetlerin ardı arkası kesilmiyor.
Hukuki sorumluluktur. Çünkü suçluya hak ettiği cezalar verilmiyor. Bu yüzden hem suçluya, hem de mağdura haksızlık yapılıyor, suç sıradanlaşıyor. Toplumdaki çürüme hızlanıyor.
Prof. Dr. Haydar Baş ve kadrosu her alanda söyleneni söylemiş, olması gerekeni açıklamıştır. Bunun için bizim kaybımız, zaman dışında hiçbir şeydir. Azerilerin bir sözü aklıma geldi; Kuleh gayadan heçne aparabilmez. (rüzgar kayadan hiçbir parça koparamaz) Aynen öyle biz doğru bildiklerimizi yaşarız ve yaşıyoruz. Zaman bizi hep haklı çıkarmaya devam ediyor. Onlar da her seferinde bize, duvara çıkın muamelesi yapıyor.
Bu kısır döngünün sonunun bizim haklılığımızla biteceğinden adım gibi eminim. Fakat insanımıza ve ülkemize yazık oluyor.
Bir an evvel insanımız, bütün söylem ve programları insan merkezli, önce insan, diyen Prof. Dr. Haydar Baş'a yüzünü dönmelidir ki, kendi kıymetini görsün ve anlasın.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Osman Baş / diğer yazıları
- EMPATİ (Buram buram merhamet) / 15.08.2020
- Rusya ekonomik bağımsızlığını nasıl kazandı? / 16.01.2020
- ABD’li profesörün itirafı / 15.01.2020
- İslam ve Mevlana - 2 / 12.01.2020
- İslam ve Mevlana -1- / 11.01.2020
- Ehl-i Beyt’i sevenlerin özellikleri / 12.12.2019
- Vatan müdafaası / 10.12.2019
- İmam Seccad; Namaz / 05.12.2019
- İmam Zeynelabidin (a.s) / 04.12.2019
- Gadir-i Hum’u inkâr edemezsiniz / 26.11.2019
- Rusya ekonomik bağımsızlığını nasıl kazandı? / 16.01.2020
- ABD’li profesörün itirafı / 15.01.2020
- İslam ve Mevlana - 2 / 12.01.2020
- İslam ve Mevlana -1- / 11.01.2020
- Ehl-i Beyt’i sevenlerin özellikleri / 12.12.2019
- Vatan müdafaası / 10.12.2019
- İmam Seccad; Namaz / 05.12.2019
- İmam Zeynelabidin (a.s) / 04.12.2019
- Gadir-i Hum’u inkâr edemezsiniz / 26.11.2019