Görünen o ki, bulunduğumuz coğrafya olan Küçük Asya ve çevresi, gelecekte büyük olaylara gebedir. Esasen ABD ve İsrail mahreçli sözde demokrasi, temel insan hakları ve özgürlükler maskesi ile oluşturulan sivil toplum örgütleri, Türk coğrafyasına dönük her türlü yıkımın baş aktörleri olarak karşımıza çıkarılmaktadırlar. Oysa durum tamamen Hıristiyan Batı ile Yahudi ittifakı olan "Evangelizm"in planlarının eksiksiz olarak tatbikatından başka bir şey değildir. Balkanlar, Kafkaslar, Ortadoğu, Afganistan, Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan, Türkmenistan, Ermenistan'da uygulamaya konulan veya konulmakta olan, pembe ya da sarı devrim hareketlerinin temel amacı, Haçlı yayılmacılığının engel olarak gördüğü Türk adının silinmesine dönük, kendilerince kutsal öğeler taşıyan ideale ulaşmaktır.
Bu olayların arkasında para spekülatörü George Soros olduğu, geniş bir kitle tarafından kabul görmektedir. Acaba Soros isminin ortaya çıkarılışı tesadüfi midir? Soros ve onun gibiler tek başına hareket edemezler. Ya da başka bir deyimle, arkasında çok daha büyük güçler olmadan iki trilyon doları, George Soros'a bu hareket alanını ve serbestisini sağlamaz. Bu kişiler bilerek öne çıkarılan, arkadaki büyük güçlerin görülmesinde, bilinmesinde sakınca olmayan yüzleridir. Arkadaki güçler de kademe kademe dizilidirler. Öndeki ve onun arkasındaki teşhis edilse de, ana kumanda merkezi asla deşifre edilemez. G. Soros bu olayları organize ederken, senaryo gereği ABD ve Batı dünyasının şahinleri ile; insan hakları ve temel hürriyetlerin ihlaline yönelik kayıkçı kavgasını ihmal etmemektedir. Soros ve G. W. Bush arasındaki söz düellosu da senaryo gereği bir kavgadır.
Bu olayların organizasyonunda harcanmakta olan dolar ya da sterlinler, yine bu ülkelerin sömürülmesinden sağlanmaktadır. Öyle ki "para ve finans" alanlarında bu ülkelere giren sömürü düzeni, yerli işbirlikçilerden de yararlanarak hedeflerine adım adım ilerlemektedir. Kısaca diyebiliriz ki, Soros'un arkasında, asla deşifre olmayan kumanda merkezleri, çeşitli manipülasyonlarla "hey adamım" dediği yerel elamanları sayesinde, bu "renkli ihtilalleri" demokrasiye susamış halkların hareketi olarak sunmaktadır. Soros'un "sermaye finans" olarak giremediği ya da girdiği halde planlarının o ülkeleri yöneten sağduyu sahibi yöneticileri tarafından, uygulanmasının engellendiği ülkeler, kendilerini bu yıkımdan kurtaran bahtiyar milletlerin yurdudur.
Bu bahtiyar ülkelere örnek olarak Malezya verilebilir. Malezya Başbakanı Mahatir Muhammed, Soros ve onun yerel işbirlikçilerinin beş yüz milyar dolar bırakarak kaçmaları sonucunu temin eden gerçek bir yönetici olarak karşımızda durmaktadır. G. Soros, adı geçen ülkelerde misyonerlik faaliyetlerinin yürütülmesinde de baş aktördür. Bu da gösteriyor ki; misyonerlik aslında ırkçılık ve bölücülüğe dönük bir haçlı seferi şeklidir.
Ülkemizde G. Soros'la kolkola olan, sermaye, medya, akademi, siyaset alanları ve Dinlerarası Diyalog çizgisinde yürüyen sözde adamlar, "içimizdeki haçlılar" olarak Soros ve onun arkasındakilerin emir erleridir. O halde ülkemizi yaklaşmakta olan felaketten kurtarmanın tek yolu "Soros'un adamları"nın engellenmesidir. Vatanseverler bu ayrıntıyı ihmal etme lüksüne sahip değillerdir. Vatanımızın, milletimizin ve dinimizin bütün olarak kalması buna bağlıdır.
Soros ve onun adamlarını engellemenin tek yolu IMF ve AB sevdasından derhal vazgeçilerek, bağımsızlığın göstergesi olacak, kendi kararlarını veren, emir ve talimat almayan, gerçek vatanseverlerin ülkeyi yönetmesinden geçer. Bağımsızlık benim karakterimdir diyenlerin yolundandan giden, "Milli Ekonomi Modeli" uygulaması ile Soros ve onun sözde adamlarını, doğdukları haçlı çukuruna doğru, geri dön marş marş diyecek, bir aslan parçası lidere kucak açabilecek Türk milleti bu badireyi atlatacak sağduyulu kararı vermiş olacaktır. Aksi takdirde nihai hedef olan; son kale Türkiye, planlanmış ve yürürlüğe konulmuş olan, kardeşi kardeşe kırdırma temeli üzerine inşa edilmiş bir "Türk-Kürt" savaşı sonucu yok edilecektir. Bu oyuna asla müsaade edilmemelidir. Bu haçlı planını durduracak bir lidere ihtiyaç vardır.
Bu lider esasen mevcuttur. Bu kutsal görev için, bütün hazırlıkları da tamamdır. Ekonomik, siyasi, içtimai, kültürel plan ve programlar da hazırdır. Ülkeyi şaha kaldıracak milli kaynaklar eksiksiz, tamamı tamamına tespit edilmiştir. Ülkenin ihtiyacı olan bütün kaynaklar, milli devlet olmak yolunda en rantabl şekilde devreye sokularak, var olan kapasite eksiksiz kullanılacaktır. Hedef; dünyanın tahakküm altında olan bütün masum milletlerinin kurtarılmasının da anahtarı olacak "Kainat Devleti" olmaktır ki; Türk'e de ancak bu yakışır.
Bu olayların arkasında para spekülatörü George Soros olduğu, geniş bir kitle tarafından kabul görmektedir. Acaba Soros isminin ortaya çıkarılışı tesadüfi midir? Soros ve onun gibiler tek başına hareket edemezler. Ya da başka bir deyimle, arkasında çok daha büyük güçler olmadan iki trilyon doları, George Soros'a bu hareket alanını ve serbestisini sağlamaz. Bu kişiler bilerek öne çıkarılan, arkadaki büyük güçlerin görülmesinde, bilinmesinde sakınca olmayan yüzleridir. Arkadaki güçler de kademe kademe dizilidirler. Öndeki ve onun arkasındaki teşhis edilse de, ana kumanda merkezi asla deşifre edilemez. G. Soros bu olayları organize ederken, senaryo gereği ABD ve Batı dünyasının şahinleri ile; insan hakları ve temel hürriyetlerin ihlaline yönelik kayıkçı kavgasını ihmal etmemektedir. Soros ve G. W. Bush arasındaki söz düellosu da senaryo gereği bir kavgadır.
Bu olayların organizasyonunda harcanmakta olan dolar ya da sterlinler, yine bu ülkelerin sömürülmesinden sağlanmaktadır. Öyle ki "para ve finans" alanlarında bu ülkelere giren sömürü düzeni, yerli işbirlikçilerden de yararlanarak hedeflerine adım adım ilerlemektedir. Kısaca diyebiliriz ki, Soros'un arkasında, asla deşifre olmayan kumanda merkezleri, çeşitli manipülasyonlarla "hey adamım" dediği yerel elamanları sayesinde, bu "renkli ihtilalleri" demokrasiye susamış halkların hareketi olarak sunmaktadır. Soros'un "sermaye finans" olarak giremediği ya da girdiği halde planlarının o ülkeleri yöneten sağduyu sahibi yöneticileri tarafından, uygulanmasının engellendiği ülkeler, kendilerini bu yıkımdan kurtaran bahtiyar milletlerin yurdudur.
Bu bahtiyar ülkelere örnek olarak Malezya verilebilir. Malezya Başbakanı Mahatir Muhammed, Soros ve onun yerel işbirlikçilerinin beş yüz milyar dolar bırakarak kaçmaları sonucunu temin eden gerçek bir yönetici olarak karşımızda durmaktadır. G. Soros, adı geçen ülkelerde misyonerlik faaliyetlerinin yürütülmesinde de baş aktördür. Bu da gösteriyor ki; misyonerlik aslında ırkçılık ve bölücülüğe dönük bir haçlı seferi şeklidir.
Ülkemizde G. Soros'la kolkola olan, sermaye, medya, akademi, siyaset alanları ve Dinlerarası Diyalog çizgisinde yürüyen sözde adamlar, "içimizdeki haçlılar" olarak Soros ve onun arkasındakilerin emir erleridir. O halde ülkemizi yaklaşmakta olan felaketten kurtarmanın tek yolu "Soros'un adamları"nın engellenmesidir. Vatanseverler bu ayrıntıyı ihmal etme lüksüne sahip değillerdir. Vatanımızın, milletimizin ve dinimizin bütün olarak kalması buna bağlıdır.
Soros ve onun adamlarını engellemenin tek yolu IMF ve AB sevdasından derhal vazgeçilerek, bağımsızlığın göstergesi olacak, kendi kararlarını veren, emir ve talimat almayan, gerçek vatanseverlerin ülkeyi yönetmesinden geçer. Bağımsızlık benim karakterimdir diyenlerin yolundandan giden, "Milli Ekonomi Modeli" uygulaması ile Soros ve onun sözde adamlarını, doğdukları haçlı çukuruna doğru, geri dön marş marş diyecek, bir aslan parçası lidere kucak açabilecek Türk milleti bu badireyi atlatacak sağduyulu kararı vermiş olacaktır. Aksi takdirde nihai hedef olan; son kale Türkiye, planlanmış ve yürürlüğe konulmuş olan, kardeşi kardeşe kırdırma temeli üzerine inşa edilmiş bir "Türk-Kürt" savaşı sonucu yok edilecektir. Bu oyuna asla müsaade edilmemelidir. Bu haçlı planını durduracak bir lidere ihtiyaç vardır.
Bu lider esasen mevcuttur. Bu kutsal görev için, bütün hazırlıkları da tamamdır. Ekonomik, siyasi, içtimai, kültürel plan ve programlar da hazırdır. Ülkeyi şaha kaldıracak milli kaynaklar eksiksiz, tamamı tamamına tespit edilmiştir. Ülkenin ihtiyacı olan bütün kaynaklar, milli devlet olmak yolunda en rantabl şekilde devreye sokularak, var olan kapasite eksiksiz kullanılacaktır. Hedef; dünyanın tahakküm altında olan bütün masum milletlerinin kurtarılmasının da anahtarı olacak "Kainat Devleti" olmaktır ki; Türk'e de ancak bu yakışır.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Misafir Kalem (A) / diğer yazıları
- RESUL BALCI: Karlar düşerken / 22.02.2025
- Niçin organik cilt ürünlerini tercih etmeliyiz? / 01.06.2014
- Ali Ekber ARAS / 17.12.2013
- İbretlik ve dramatik bir olay: Yassıçemen Savaşı / 15.10.2012
- Savaşsız işgal ya da kaldırım taşlarını yemek / 12.10.2012
- Gavur Kadı / 21.09.2012
- Doğru söze ne denir? / 14.09.2012
- Süslü cümleler.... / 14.09.2012
- Çözümün önünden çekil! / 07.09.2012
- 2011'de neler olmadı' (Hüsamettin Çalışkan) / 04.01.2012
- Niçin organik cilt ürünlerini tercih etmeliyiz? / 01.06.2014
- Ali Ekber ARAS / 17.12.2013
- İbretlik ve dramatik bir olay: Yassıçemen Savaşı / 15.10.2012
- Savaşsız işgal ya da kaldırım taşlarını yemek / 12.10.2012
- Gavur Kadı / 21.09.2012
- Doğru söze ne denir? / 14.09.2012
- Süslü cümleler.... / 14.09.2012
- Çözümün önünden çekil! / 07.09.2012
- 2011'de neler olmadı' (Hüsamettin Çalışkan) / 04.01.2012