On altı yıldan beri bu ülkede tek başına iktidar olan bir parti, tarım ve hayvancılığın köküne kibrit suyu akıttıktan sonra, köylünün ve çiftçinin ocağına incir ağacı diktikten sonra şimdi meydanlarda bu problemi ancak ben çözerim diye nara atıyor.
Gürcistan'dan saman ve Sırbistan'dan et ithal eder hale getirenler kimlerdi acaba?
Bu işte bir tuhaflık görmüyor musunuz?
İktidar koltuğuna oturduğu günden beri, her yılın sonunda faiz lobilerinin ve bankaların köşeyi dönecekleri şekilde düzenlemeler yapan , yasalar çıkaran, dolayısıyla emeği ve alınterini hiçe sayan bir iktidar partisi şimdi meydanlara ve ekranlara çıkarak seçimden sonra bu meseleyi de halledeceğini söylüyor.
Çıkardıkları gece yarısı yasaları ile devletin çivisini söken, milletin bağrına ayrık otları eken bir kadro her nasılsa on altı yıldan beri bu faiz lobisine söz geçirememiş!
Sizce de bir terslik yok mu bu işte ve bu gidişte?
Devletin altın yumurtlayan tavuklarını davul zurna eşliğinde, zafer naraları ile "babalar gibi satan", iş alanlarını sattığı için istihdam alanlarını daraltan, işsizler ordusuna yeni yeni yüz binler ilave eden bir iktidar partisi mensupları ve adayları, şimdi meydan meydan ve medya medya dolaşarak işsizliğe çare bulacaklarını, işsize iş ve aşsıza aş bulacaklarını söyleyip duruyorlar.
Dinlerken sizi de gülme krizleri tutuyor mu?
Yaklaşık çeyrek asırdan beri başta İstanbul olmak üzere büyük şehirleri yöneten mevcut iktidar kadrosu, en tepedeki ağızdan "Bu şehre ihanet ettik, etmeye de devam ediyoruz, bu işte en büyük pay sahibi de benim" şeklindeki itiraf da zihinlerdeki tazeliğini korurken, şehirlerdeki düzensiz yapılaşmaları ancak kendilerinin önleyebileceklerini söyleyip durmaları, sizce karanlığa taş atmak değil de nedir?
On altı yıl boyunca yapmaları gerektiği halde bir türlü yapmadıklarını seçimden sonra yapacaklarını vaad etmelerinin, Nasreddin Hoca'nın göle maya çalmasından ne farkı var?
On altı yıldan beri asla yapılmaması gereken hataları, bu hatalardan ötürü doğan hesapsız zarar ve ziyanları sadece kendilerinin düzeltebileceklerini söyleyip durmaları; "Öğleden sonra günaydın" demeyi gerektirmiyor mu?
Tuhaflıklar zinciri uzayıp gidiyor ki ne başı belli ne de sonu.
Böyle bir partinin kazanabileceği söylentileri de, kazanabilme ihtimali de tuhaf değil mi sizce?
Gürcistan'dan saman ve Sırbistan'dan et ithal eder hale getirenler kimlerdi acaba?
Bu işte bir tuhaflık görmüyor musunuz?
İktidar koltuğuna oturduğu günden beri, her yılın sonunda faiz lobilerinin ve bankaların köşeyi dönecekleri şekilde düzenlemeler yapan , yasalar çıkaran, dolayısıyla emeği ve alınterini hiçe sayan bir iktidar partisi şimdi meydanlara ve ekranlara çıkarak seçimden sonra bu meseleyi de halledeceğini söylüyor.
Çıkardıkları gece yarısı yasaları ile devletin çivisini söken, milletin bağrına ayrık otları eken bir kadro her nasılsa on altı yıldan beri bu faiz lobisine söz geçirememiş!
Sizce de bir terslik yok mu bu işte ve bu gidişte?
Devletin altın yumurtlayan tavuklarını davul zurna eşliğinde, zafer naraları ile "babalar gibi satan", iş alanlarını sattığı için istihdam alanlarını daraltan, işsizler ordusuna yeni yeni yüz binler ilave eden bir iktidar partisi mensupları ve adayları, şimdi meydan meydan ve medya medya dolaşarak işsizliğe çare bulacaklarını, işsize iş ve aşsıza aş bulacaklarını söyleyip duruyorlar.
Dinlerken sizi de gülme krizleri tutuyor mu?
Yaklaşık çeyrek asırdan beri başta İstanbul olmak üzere büyük şehirleri yöneten mevcut iktidar kadrosu, en tepedeki ağızdan "Bu şehre ihanet ettik, etmeye de devam ediyoruz, bu işte en büyük pay sahibi de benim" şeklindeki itiraf da zihinlerdeki tazeliğini korurken, şehirlerdeki düzensiz yapılaşmaları ancak kendilerinin önleyebileceklerini söyleyip durmaları, sizce karanlığa taş atmak değil de nedir?
On altı yıl boyunca yapmaları gerektiği halde bir türlü yapmadıklarını seçimden sonra yapacaklarını vaad etmelerinin, Nasreddin Hoca'nın göle maya çalmasından ne farkı var?
On altı yıldan beri asla yapılmaması gereken hataları, bu hatalardan ötürü doğan hesapsız zarar ve ziyanları sadece kendilerinin düzeltebileceklerini söyleyip durmaları; "Öğleden sonra günaydın" demeyi gerektirmiyor mu?
Tuhaflıklar zinciri uzayıp gidiyor ki ne başı belli ne de sonu.
Böyle bir partinin kazanabileceği söylentileri de, kazanabilme ihtimali de tuhaf değil mi sizce?
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Aziz Karaca / diğer yazıları
- Yaratıcının kolu olan kullar… / 28.03.2025
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025
- Çocukluğumuzun ramazanları / 07.03.2025
- Tuttuğumuz oruç bizi tutamıyorsa… / 06.03.2025
- Merhaba ey Hak’tan ferman merhaba! / 04.03.2025
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025
- Çocukluğumuzun ramazanları / 07.03.2025
- Tuttuğumuz oruç bizi tutamıyorsa… / 06.03.2025
- Merhaba ey Hak’tan ferman merhaba! / 04.03.2025