Hatemi'nin 1997 yılında Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra İran'ın uluslararası alandaki imajının giderek arttığını söyleyebiliriz.
Son haftalarda Avrupa Birliği ile İran arasında sıcak bir diyalog yaşanmaya başladı. AB ülke ve kurum temsilcilerinin bu ülkeye yaptıkları ziyaretin sayısı kayda değer bir gelişme gösterdi.
Gerek bulunduğu bölgede, gerek se Avrupa'da kendini iyi pazarlayabilen bir İran, kendine yönelik bazı uluslarası kaygıları da telafi etmesi durumunda popüleresini daha da arttıracak.
1979 İran İslam Devrimi ve Şah Rıza Pehlevi'nin bölgeden uzaklaştırılmasından sonra ABD ve Avrupa ile ipleri koparan İran, 2000'li yıllarda tekrar eski yapısına dönüyor diyebiliriz. Ancak bu dönüş Şah döneminde olduğu gibi teslimiyetçi bir yapıda değil, ikili ilişkilerin mesafeli olduğu bir zeminde gerçekleşiyor.
1980-1988 İran-Irak Savaşı sonrası ABD ile ikili ilişkiler 90'lara doğru bazı ortak sportif faaliyetlerle geliştirilmeye çalışılmış olsa da bu zemin, ne İran'ın "Karanlık Devlet'' olduğu imajını ne de İran'ın gözündeki "Büyük Şeytan'' imajını değiştirebildi. Uluslararası Tenis Turnuvası sırasında yaşanan ve "Ping Pong Diplomasisi" olarak tanımlanan sıcaklık günümüze kadar mesafeli olarak süregeldi.
90'ların sonlarına doğru Çevreleme Politikası'na paralel olarak İran, ABD'nin yönlendirmesiyle Kuzey Kore ve Irak'la beraber "Şeytan Üçgeni"ne sokuldu, ardından da "Serseri Devletler" kategorisine.
Reform yanlılarının temsilcisi olarak takdim edilen ve halkın oransal olarak büyük desteğini alarak iktidara gelen Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi ile beraber son on yılın kaygı ve paranoyaları yumuşama sürecine girdi.
İran'daki Ayetullahlara karşı muhalifleri dolaylı yollardan destekleyen ABD, Hatemi'yle çalışılabilirlik ihtimallerini değerlendirdi ve bunda da mesafe alındı.
ABD Şahinleri eskisi kadar İran'a sert çıkmıyorlar. Savunma ve Dışişleri Bakanlıkların uyarıları geliyor ama bu uyarılar Saddam zamanının Irak'ı ve Suriye'deki Esad Yönetimi kadar değil.
ABD özellikle Hatemi'nin ülke içerisindeki icraatlarından memnun. Basın- yayına tanınan serbestiyet ve muhaliflere gösterilen müsamaha olumlu karşılanıyor.
Ortadoğu'nun nükleer gücü İran'ın şu sıralar özellikle Ruslar'la temasta olması ABD'yi endişelendiriyor. Bush yönetimi İran'a, "Çin'le ve Kuzey Kore ile nükleer bazlı askeri ilişkilerine çekidüzen ver "derken,dolaylı olarak Rusya ile süren havayı bozmak niyetinde.
21'nci yüzyılın ilk çeyreğinde gelgitler olsa da, İran ile ABD ve Avrupa ilişkilerinin olumlu seyredeceğini söyleyebiliriz. Bu fazla iyimser bir varsayım olarak görünse de; Irak'a konuşlanan ABD ve Avrupa işgal güçlerinin komşu İran'la pek gelgit yaşamayacakları bir gerçek.
Ki, Türkiye ile ipleri geren bir Avrupa ve ABD'nin İran'la daha mesafeli bir diyaloğa girebileceği düşünülebilir.
İran'da şu sıralar iç siyaset kızışmış durumda. Sonlarının Irak ve Saddam gibi olmasını istemediklerini iddia eden geniş alanlı muhalif kanat, dini yetkililere ültimatom verdiler.
Anayasal kurumlarda ve teşkilatlanmalarda dini yasaların ağırlığından şikayetçi olan muhalifler, biran evvel daha liberal ve katılımcı yasaların devreye sokulması için yönetime baskı yapıyorlar.
Harekete, akademisyenlerle beraber üniversite öğrencileri de büyük destek veriyor. Liberal kesimin hem katalizörü hem öncüsü konumundaki akademik çevrelerden ABD oldukça hoşnut. Kanlı olmasına rağmen Tiannenmen Olayları'nı anlamlı ve demokratik bulan ABD, İran'da da bu tarz gelişmer bekliyor gibi. İran'da dönüm noktası bekleyen ABD, bir yandan İran'a mesafe alıyor bir yandan da kapalı kutuyu aralamak için ortam hazırlıyor.
Irak'tan sonra iki seçenek vardı. Birinci sırada İran, ardından Suriye.
ABD önceliğini Suriye'ye kaydırdı. İran'a zaman tanındı.Tanınan bu zamanın nedenini de zaman gösterecek.
Son haftalarda Avrupa Birliği ile İran arasında sıcak bir diyalog yaşanmaya başladı. AB ülke ve kurum temsilcilerinin bu ülkeye yaptıkları ziyaretin sayısı kayda değer bir gelişme gösterdi.
Gerek bulunduğu bölgede, gerek se Avrupa'da kendini iyi pazarlayabilen bir İran, kendine yönelik bazı uluslarası kaygıları da telafi etmesi durumunda popüleresini daha da arttıracak.
1979 İran İslam Devrimi ve Şah Rıza Pehlevi'nin bölgeden uzaklaştırılmasından sonra ABD ve Avrupa ile ipleri koparan İran, 2000'li yıllarda tekrar eski yapısına dönüyor diyebiliriz. Ancak bu dönüş Şah döneminde olduğu gibi teslimiyetçi bir yapıda değil, ikili ilişkilerin mesafeli olduğu bir zeminde gerçekleşiyor.
1980-1988 İran-Irak Savaşı sonrası ABD ile ikili ilişkiler 90'lara doğru bazı ortak sportif faaliyetlerle geliştirilmeye çalışılmış olsa da bu zemin, ne İran'ın "Karanlık Devlet'' olduğu imajını ne de İran'ın gözündeki "Büyük Şeytan'' imajını değiştirebildi. Uluslararası Tenis Turnuvası sırasında yaşanan ve "Ping Pong Diplomasisi" olarak tanımlanan sıcaklık günümüze kadar mesafeli olarak süregeldi.
90'ların sonlarına doğru Çevreleme Politikası'na paralel olarak İran, ABD'nin yönlendirmesiyle Kuzey Kore ve Irak'la beraber "Şeytan Üçgeni"ne sokuldu, ardından da "Serseri Devletler" kategorisine.
Reform yanlılarının temsilcisi olarak takdim edilen ve halkın oransal olarak büyük desteğini alarak iktidara gelen Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi ile beraber son on yılın kaygı ve paranoyaları yumuşama sürecine girdi.
İran'daki Ayetullahlara karşı muhalifleri dolaylı yollardan destekleyen ABD, Hatemi'yle çalışılabilirlik ihtimallerini değerlendirdi ve bunda da mesafe alındı.
ABD Şahinleri eskisi kadar İran'a sert çıkmıyorlar. Savunma ve Dışişleri Bakanlıkların uyarıları geliyor ama bu uyarılar Saddam zamanının Irak'ı ve Suriye'deki Esad Yönetimi kadar değil.
ABD özellikle Hatemi'nin ülke içerisindeki icraatlarından memnun. Basın- yayına tanınan serbestiyet ve muhaliflere gösterilen müsamaha olumlu karşılanıyor.
Ortadoğu'nun nükleer gücü İran'ın şu sıralar özellikle Ruslar'la temasta olması ABD'yi endişelendiriyor. Bush yönetimi İran'a, "Çin'le ve Kuzey Kore ile nükleer bazlı askeri ilişkilerine çekidüzen ver "derken,dolaylı olarak Rusya ile süren havayı bozmak niyetinde.
21'nci yüzyılın ilk çeyreğinde gelgitler olsa da, İran ile ABD ve Avrupa ilişkilerinin olumlu seyredeceğini söyleyebiliriz. Bu fazla iyimser bir varsayım olarak görünse de; Irak'a konuşlanan ABD ve Avrupa işgal güçlerinin komşu İran'la pek gelgit yaşamayacakları bir gerçek.
Ki, Türkiye ile ipleri geren bir Avrupa ve ABD'nin İran'la daha mesafeli bir diyaloğa girebileceği düşünülebilir.
İran'da şu sıralar iç siyaset kızışmış durumda. Sonlarının Irak ve Saddam gibi olmasını istemediklerini iddia eden geniş alanlı muhalif kanat, dini yetkililere ültimatom verdiler.
Anayasal kurumlarda ve teşkilatlanmalarda dini yasaların ağırlığından şikayetçi olan muhalifler, biran evvel daha liberal ve katılımcı yasaların devreye sokulması için yönetime baskı yapıyorlar.
Harekete, akademisyenlerle beraber üniversite öğrencileri de büyük destek veriyor. Liberal kesimin hem katalizörü hem öncüsü konumundaki akademik çevrelerden ABD oldukça hoşnut. Kanlı olmasına rağmen Tiannenmen Olayları'nı anlamlı ve demokratik bulan ABD, İran'da da bu tarz gelişmer bekliyor gibi. İran'da dönüm noktası bekleyen ABD, bir yandan İran'a mesafe alıyor bir yandan da kapalı kutuyu aralamak için ortam hazırlıyor.
Irak'tan sonra iki seçenek vardı. Birinci sırada İran, ardından Suriye.
ABD önceliğini Suriye'ye kaydırdı. İran'a zaman tanındı.Tanınan bu zamanın nedenini de zaman gösterecek.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Cevat Kışlalı / diğer yazıları
- Suikastın geri planı / 09.05.2006
- Sessizliğin sesi / 28.03.2006
- 8 Mart Dünya Kadınlar Günü / 08.03.2006
- Hangi ittifak, hangi kadın? / 26.01.2006
- Varoluş mücadelesi / 24.01.2006
- Bu M.E.M'leket bizim / 01.12.2005
- Çözüm mü dediniz? / 27.11.2005
- Bağımsız Türkiye / 04.11.2005
- Bağımsız Türkiye / 21.10.2005
- Felaket kapıda / 19.10.2005
- Sessizliğin sesi / 28.03.2006
- 8 Mart Dünya Kadınlar Günü / 08.03.2006
- Hangi ittifak, hangi kadın? / 26.01.2006
- Varoluş mücadelesi / 24.01.2006
- Bu M.E.M'leket bizim / 01.12.2005
- Çözüm mü dediniz? / 27.11.2005
- Bağımsız Türkiye / 04.11.2005
- Bağımsız Türkiye / 21.10.2005
- Felaket kapıda / 19.10.2005