Bu gezegende tam bir yıldan beri salgın var.
Tam bir yıldan bu yana bu gezegenin hemen her yerinde, yedi iklim dört bucağında insanlığı kasıp kavuran salgın var.
Tam on bir aydan beridir bu gezegenin bu yakasında, yani bizim mesken tuttuğumuz coğrafyada da adeta yangın var ve el an salgından dolayı bir günde hayatını kaybedenlerin sayısı yüz elli-iki yüz arasında seyrediyor.
İşte tam da bu noktada, dünya gezegeninin bu köşesinde salgına karşı her türlü tedbiri almakla görevli, almakla yükümlü olan iktidarın en tepe yöneticileri, partilerinin kongreleri için salonları dolduran kalabalıkları böyle selamlıyorlar:
"Şu kapalı salonlarda Adana'da, Antalya'da, Bursa'da, Muğla'da bu salgına rağmen tıklım tıklım bu salonları haftanın başında oralarda buluşma ve buluşturmayı sağladığınız için sizlere çok teşekkür ediyorum."
Salonları tıklım tıklım dolduranlar arasında çok sayıda olduklarını tahmin ettiğim hacı amcalara ve hacı teyzelere bir sualim var; siz bu işe ne diyorsunuz?
Pandemiyi önlemek, salgını durdurmak, en azından yavaşlatmak için tedbir kabilinden lokantalar, kahvehaneler, pastaneler ve benzeri esnaf kapatılırken kapalı salonları tıklım tıklım doldurmak neyin nesi oluyor ve hem de dolduranlar en tepe yöneticiler tarafından selamlanıyor?
Hacım sen bu işe ne diyorsun?
Yine mi söz orucuna niyetlendin?
Sizin parti çamı tepeden kesince, sizin parti önüne gelen çamı devirince, sizin parti, "ele verir telkini kendi yutar salkımı" kabilinden işler tutunca, sizin parti, "herkes gider Mersin'e kendi gider tersine" türünden filmler çevirince, her nedense, her nasılsa hacım senin 'söz orucuna' niyetlendiğin günlere rastlıyor.
Hacım bu kadar sessizlik, bu kadar suskunluk fazla değil mi?
Her gün salgın sebebi ile ortalama üç-dört otobüs dolusu insanımızı toprağa verdiğimiz bu ortamda, tedbir alması gerekenler, alınan ve ilan edilen tedbirlere uyması gerekenler kitleleri vilayetlerde kapalı salonlara topluyorlar ve bir de kalkıp, salgına rağmen salonları tıklım tıklım dolduranlara teşekkür ediyorlar.
Hacım söyler misin; memlekette kol gezen yoksulluk, ülkede dillere destan olan çeşit çeşit yolsuzluk, yetkililerin eylemleri ile söylemleri arasındaki her gecen gün derinleşen uçurumlar ve daha neler neler, bunların hepsi bana seni hatırlatıyor desem, haksız mıyım?
Yirmi yıldan beri ciltler oluşturacak çaptaki bu tür çelişkilerin hepsinin altındaki imzanı görebiliyor musun hacım?
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025
- Çocukluğumuzun ramazanları / 07.03.2025
- Tuttuğumuz oruç bizi tutamıyorsa… / 06.03.2025
- Merhaba ey Hak’tan ferman merhaba! / 04.03.2025