Şimdilerde yandaş medya, o diyarda kalem oynatan ademoğulları ve kızları, sekiz senedir AKP iktidarının her alanda açtığı dev çukurları kapatmak için sakalını sıvazlayıp kıvranan hacım-hocam, ortaya çıkan "hezimeti" hazmettirmek için seferberlik ilan etmiş vaziyetteler. "Kalan sağları nasıl da aldık, gördün mü?" diyerek söze giriyor hacım ve hazım cümlelerini ardı ardına sıralıyor. Vazifesi bu. Karşılığında ne alır, ne kadar kazanır bilinmez ama, sekiz yıldır hazmettirerek ülkeye kaybettirdiklerinin hadi hesabı yok. Hacım hep yapıyor bunu. Hadi diyelim ki, 2001 yılının yaz aylarında okyanus ötesinden üflenen bir yalancı rüzgara aldanmıştı, "beşer-şaşar" hesabı şaşmış ve mevcut iktidar kadrosunu alkışlamıştı. Geçen bunca yıla ve yaşanan bunca acıya, bu kadar hezimete rağmen sürdürülen gafletin bir izahı var mı? Hacım hala çukur doldurma sevdasında. Bu günden sonra yetmiş sülalesi mezardan çıkıp kendinse yardım etse AKP iktidarının açtığı çukurları kapatamazlar. "Sıfır sorun" artık dönüşmüş "sıfır itibara". Kalan sağları cellatın elinden almış olmanın zafer naralarını atıyor ama hiç ölenlerden söz etmiyor. O cellat, sadece bir askeri rehin alındığı için, Lübnan'da yaklaşık bin beş yüz masum insanı misket bombaları ile yok etmişti. Senin tam dokuz masum sivil insanın katledilmiş, onlarcası da yaralanmış, onlardan hiç söz etmiyorsun, bağırdık-çağırdık kalan sağları aldık diye zafer çığlıkları atıyorsun. "Sıfır sorun" sizlere ömür, şimdi "sıfır itibar" devrini yaşıyoruz, ama hazmettirici güruh iş başında. Şu fotoğrafa bakar mısınız: "2003'te askerimizin başına...2004'te polisimizin başına...Üç gün önce insanlarımızın "inançları"nın başına geçirilen çuval...Dün de "Türk Dış Politikası"na geçirildi.Askerimizin, polisimizin, inancımızın, toplumsal reflekslerimizin kalkanlarını kıranlar...Siz muhtemelen yarın yeni ve müreffeh bir Ankara-Erbil diyaloğuna methiyeler okuyacaksınız ama... Bu kez de "devlet onuru"muzu ayaklar altına aldırdılar...Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek'in 28 Eylül 2006'da "postal öpücü" olarak tanımladığı, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün 21 Ekim 2007'de "muhatabım değil" dediği, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın 29 Ekim 2007'de "terör örgütüne yataklık yapıyor" diye suçladığı, dönemin Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın 26 Kasım 2007'de "yönetimini tanımadığını" ilan ettiği, ülkemizi "Diyarbakır ve Türkiye'nin diğer kentlerine karışmakla" tehdit eden Barzani, Türkiye Cumhuriyeti Devleti Hükümeti Dışişleri Bakanlığı'nın davetlisi olarak "Kürdistan Bölgesi Başkanı" sıfatıyla geldiği Türkiye'de en üst düzeyde ağırlanıyor..."Çuvalcı"nın kim olduğunu anlamak için medyanın bir kısmının manşetlerine bakmak yeterli.Son çuval sizin beyninizi sarmadan yapın bence bunu... Suni mağdurlar, suni kurtarıcılar, suni savaşlar ve suni barışlar yaratarak ilmek ilmek ördükleri o çünkü...Kirli bilgi ipinden...Çarpıtma bezinden...Göz boyama renginden.. (Selcan Taşçı, Yeni Çağ,04/06/10)
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Aziz Karaca / diğer yazıları
- Yaratıcının kolu olan kullar… / 28.03.2025
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025
- Çocukluğumuzun ramazanları / 07.03.2025
- Tuttuğumuz oruç bizi tutamıyorsa… / 06.03.2025
- Merhaba ey Hak’tan ferman merhaba! / 04.03.2025
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025
- Çocukluğumuzun ramazanları / 07.03.2025
- Tuttuğumuz oruç bizi tutamıyorsa… / 06.03.2025
- Merhaba ey Hak’tan ferman merhaba! / 04.03.2025