Ünlü Fransız siyasetçi Alexis Tocgueville'nin dediği gibi: "Müşahade etmek muhakeme etmekten çok daha zordur."
Devletler karar verirlerken kendi doğruları üzerinde ağırlıklı bir politika takip ederek kararlar alır ve diğer ülkelerin kararları karşısında kendi kararlarının daha mantıklı bir zemine oturduğu tezine sarılırlar.
Alınan kararlar çok kolay alınırken bu kararların alınmasına kaynaklık eden gerekçelerin analizi tam olarak yapılamaz.
Dış dünyada gözlemlenen olaylara kafa yormak ve onlara anlam yüklemek zor bir süreç sunarken kararların alınması daha kolay ve daha kısa bir imkan sunmaktadır.
Türkiye, bulunduğu bölgede şahit olduğu olayları değerlendirirken bu olayların backraundunu da yani geçmiş sürecini de iyi değerlendirmek durumunda.
Alınan ya da verilen kararlar kadar şahit olunan olaylar da iyi analiz edilip gerçekçi ve pragmatik bir düzeyde yoğrulmak durumunda.
Ortadoğu'daki ülkelerin içte ve dışta aldıklı kararlar sadece o ülkeleri değil, bölgedeki tüm devletleri yakınen ilgilendirmektedir.Bunun nedeni ise bu coğrafyadaki devletlerin sosyal yapılarının homojen bir nitelik taşıyor olması.
Hemen hemen tüm devletler Şii-Sünni-Dürzi-Acem-Maruni-Kıpti kaynaşımından oluşan yapıya sahipken Arap kimliği altında milli bir yapıya bürünmüşlerdir.
Arap ülkelerinin yönetiminde bu etnik yapı bazen çoğunluk bazen azınlık olarak bulunabilmekte.
Dolayısıyla bir ülkedeki iç karışıklıklar diğer ülkelerde de bir şekilde hissedilmekte.
İran'daki Şiiler'in durumu Irak'taki şiileri de etkileyebiliyor; Suriye'deki Sünni ağırlık Filistin'i tetikleyebiliyor ve Ürdün'deki Hıristiyan ağırlık Yemen'deki Hıristiyan ağırlığı etkileyebiliyor.
Tüm bu unsurları demografik yönden fazlasıyla temsil etme gücüne sahip ülke olarak Türkiye bu domino etkisini kendi pragmatik çıkarları ekseninde iyi analiz etmelidir.
Türkiye'nin Ortadoğu'ya profili silikleşmiş bir şekilde değil daha aktif ve pragmatik yaklaşması gerekmekte. Tabi ki bu pragmatik yaklaşım kendi menfaatleri kadar diğer ülkelerin de hassasiyetlerini dışlamayacak şekilde olacaktır.
Aksi durumda amacına ulaşması imkansız olacaktır. Özellikleİsrail-Filistin sorununda Filistin'in hassasiyeti kadar İsrail'in hassasiyetine de kulak verilmesi esas.
Filistin'in devlete duyduğu ihtiyaç kadar İsrail'in devlet olma bilincini iyi yoğurmak kaçınılmaz.
Birinin devlet kurmasına yeşil ışık yakarken diğerinin devletinin meşruiyetini sorguladığınızda sorunun içinden çıkamazsınız
Devletler karar verirlerken kendi doğruları üzerinde ağırlıklı bir politika takip ederek kararlar alır ve diğer ülkelerin kararları karşısında kendi kararlarının daha mantıklı bir zemine oturduğu tezine sarılırlar.
Alınan kararlar çok kolay alınırken bu kararların alınmasına kaynaklık eden gerekçelerin analizi tam olarak yapılamaz.
Dış dünyada gözlemlenen olaylara kafa yormak ve onlara anlam yüklemek zor bir süreç sunarken kararların alınması daha kolay ve daha kısa bir imkan sunmaktadır.
Türkiye, bulunduğu bölgede şahit olduğu olayları değerlendirirken bu olayların backraundunu da yani geçmiş sürecini de iyi değerlendirmek durumunda.
Alınan ya da verilen kararlar kadar şahit olunan olaylar da iyi analiz edilip gerçekçi ve pragmatik bir düzeyde yoğrulmak durumunda.
Ortadoğu'daki ülkelerin içte ve dışta aldıklı kararlar sadece o ülkeleri değil, bölgedeki tüm devletleri yakınen ilgilendirmektedir.Bunun nedeni ise bu coğrafyadaki devletlerin sosyal yapılarının homojen bir nitelik taşıyor olması.
Hemen hemen tüm devletler Şii-Sünni-Dürzi-Acem-Maruni-Kıpti kaynaşımından oluşan yapıya sahipken Arap kimliği altında milli bir yapıya bürünmüşlerdir.
Arap ülkelerinin yönetiminde bu etnik yapı bazen çoğunluk bazen azınlık olarak bulunabilmekte.
Dolayısıyla bir ülkedeki iç karışıklıklar diğer ülkelerde de bir şekilde hissedilmekte.
İran'daki Şiiler'in durumu Irak'taki şiileri de etkileyebiliyor; Suriye'deki Sünni ağırlık Filistin'i tetikleyebiliyor ve Ürdün'deki Hıristiyan ağırlık Yemen'deki Hıristiyan ağırlığı etkileyebiliyor.
Tüm bu unsurları demografik yönden fazlasıyla temsil etme gücüne sahip ülke olarak Türkiye bu domino etkisini kendi pragmatik çıkarları ekseninde iyi analiz etmelidir.
Türkiye'nin Ortadoğu'ya profili silikleşmiş bir şekilde değil daha aktif ve pragmatik yaklaşması gerekmekte. Tabi ki bu pragmatik yaklaşım kendi menfaatleri kadar diğer ülkelerin de hassasiyetlerini dışlamayacak şekilde olacaktır.
Aksi durumda amacına ulaşması imkansız olacaktır. Özellikleİsrail-Filistin sorununda Filistin'in hassasiyeti kadar İsrail'in hassasiyetine de kulak verilmesi esas.
Filistin'in devlete duyduğu ihtiyaç kadar İsrail'in devlet olma bilincini iyi yoğurmak kaçınılmaz.
Birinin devlet kurmasına yeşil ışık yakarken diğerinin devletinin meşruiyetini sorguladığınızda sorunun içinden çıkamazsınız
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Cevat Kışlalı / diğer yazıları
- Suikastın geri planı / 09.05.2006
- Sessizliğin sesi / 28.03.2006
- 8 Mart Dünya Kadınlar Günü / 08.03.2006
- Hangi ittifak, hangi kadın? / 26.01.2006
- Varoluş mücadelesi / 24.01.2006
- Bu M.E.M'leket bizim / 01.12.2005
- Çözüm mü dediniz? / 27.11.2005
- Bağımsız Türkiye / 04.11.2005
- Bağımsız Türkiye / 21.10.2005
- Felaket kapıda / 19.10.2005
- Sessizliğin sesi / 28.03.2006
- 8 Mart Dünya Kadınlar Günü / 08.03.2006
- Hangi ittifak, hangi kadın? / 26.01.2006
- Varoluş mücadelesi / 24.01.2006
- Bu M.E.M'leket bizim / 01.12.2005
- Çözüm mü dediniz? / 27.11.2005
- Bağımsız Türkiye / 04.11.2005
- Bağımsız Türkiye / 21.10.2005
- Felaket kapıda / 19.10.2005