Mücahidler oturanlardan çok üstündür
"Müminlerin özür sahibi olanlar dışında oturanlarla malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler bir olmaz. Allah, malları ve canları ile cihad edenleri, derece bakımından oturanlardan üstün kıldı. Doğrusu Allah, hepsine de güzellik (cennet) vaad etmiştir. Ama mücahidleri oturanlardan çok büyük bir ecirle üstün kılmıştır"
21.08.2017 00:00:00
Dünden devam?)
Şeyh Saduk, Uyun-u Ahbari'r-Rıza isimli eserinde şöyle anlatıyor:
Hadis ehli uleması: "Allah yolunda cihad etmek üstündür."
Memun: "Acaba o on kişiden herhangi biri hakkında Ali'nin cihadda her zaman Peygamber (s.a.a)'in yanında olduğu gibi bir şey bulabiliyor musunuz? Bedir savaşında müşriklerden altmış küsur kişi öldürülmüş ve bunlardan sadece yirmi küsurunu Ali öldürmüş, kalan kırkını ise diğerleri öldürmüştür."
İçlerinden biri: "Ebu Bekir de Resûlullah (s.a.a) ile beraber idi ve savaşı yönetmekteydi."
Memun: "Tuhaf şeyler söylüyorsun! Acaba Peygamber'den ayrı mı savaşı yönetiyordu, yoksa onunla birlikte miydi? Ya da Peygamber (s.a.a)'in Ebu Bekir'in nazarına ihtiyacı mı vardı? Bu üç olasılıktan hangisini söyleyebilirsin?"
Aynı şahıs: "Resûlullah'tan ayrı bir şekilde savaşı yönettiğini düşünmekten ve Resûlullah (s.a.a) ile beraber yönettiklerini söylemekten ve yine Resûlullah (s.a.a)'in onun görüşüne ihtiyacı olduğunu savunmaktan Allah'a sığınırım."
Memun: "Öyleyse gölgelikle oturmanın ne fazileti vardır? Eğer Ebu Bekir'in fazileti harptan kaçmak ve cepheyi terk etmek idiyse bütün korkakları ve savaştan kaçanları, mücahidlerden üstün görmemiz ve onlara tercih etmemiz lazım gelirdi. Halbuki Allah (c.c) şöyle buyuruyor: 'Müminlerin özür sahibi olanlar dışında oturanlarla malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler bir olmaz. Allah, malları ve canları ile cihad edenleri, derece bakımından oturanlardan üstün kıldı. Doğrusu Allah, hepsine de güzellik (cennet) vaad etmiştir. Ama mücahidleri oturanlardan çok büyük bir ecirle üstün kılmıştır.' (Nisa/95).
İshak bin Muhammed bin Zeyd diyor ki: "Memun bana, 'Hel eta' (Dehr) sûresini okumamı emretti. Ben de okuyup şuraya ulaştım: Onlar içleri çektiği halde, yiyeceği yoksulla, öksüzlere ve esirlere yedirirler ve (onlara) işte bu sizin işlediklerinizin karşılığıdır, çalışmalarınız şükre değer, denir."
Sonra Memun şöyle dedi: "Bu ayetler kimler hakkında nazil olmuştur?"
Ben, "Ali (a.s) hakkında" dedim.
Şöyle dedi: "Acaba Ali'nin miskin, yetim ve esiri doyurduğu zaman, aynen Allah'ın Kitabında vasıflandırdığı gibi, onlara, 'Sizleri sadece Allah için doyuruyorum ve sizden herhangi bir karşılık ve teşekkür beklemiyorum' dediği sana ulaşmadı mı?"
Ben de "hayır" dedim.
Şöyle cevap verdi: "Gerçekten Allah-u Teala onun niyetini biliyordu ve halkın bilmesi için onu kendi Kitabında açıkladı. Acaba biliyor musun; Allah cennetten vasfettiği şeyleri bu sûrede olduğu gibi mi bildirmiştir? Şöyle buyuruyor: 'İncecik gümüş...' (Dehr/16)."
Ben, "hayır bilmiyorum" dedim.
Bunun üzerine Memun, "İşte bu da başka bir fazilettir, incecik gümüş nasıl olur?" dedi.
Ben, "Bilmiyorum" deyince şöyle dedi: "Letafet ve inceliğinden dolayı içi de dışı gibi görülmektedir. Demek istiyor ki ey İshak; bu aynen Resûlullah (s.a.a)'in buyurduğu şu sözlere benziyor: 'Rüveyden sevkuke bilkevarir' ki bundan amaç, cismî yönden nazik ve latif olan kadınlar kastedilmiştir. Yine Resûlullah (s.a.a) başka bir yerde şöyle buyuruyor: 'Ebu Talha'nın atına bindiğimde kendimi denizde (su üzerinde) zannediyorum.' Resûlullah (s.a.a)'in denizden amacı atın hızlı koşuşudur: Yine Allah-u Teala şöyle buyuruyor: 'Onu yudum yudum alacak fakat yutamayacaktır. Ölüm ona her taraftan geldiği halde, ölemeyecek, arkasından da çetin bir azâp gelecektir.' (İbrahim/17). Yani ölüm, tek taraftan geldiği halde her tarafı sarmış gibidir." (bu bahis devam edecek?) OKAN EGESEL
Şeyh Saduk, Uyun-u Ahbari'r-Rıza isimli eserinde şöyle anlatıyor:
Hadis ehli uleması: "Allah yolunda cihad etmek üstündür."
Memun: "Acaba o on kişiden herhangi biri hakkında Ali'nin cihadda her zaman Peygamber (s.a.a)'in yanında olduğu gibi bir şey bulabiliyor musunuz? Bedir savaşında müşriklerden altmış küsur kişi öldürülmüş ve bunlardan sadece yirmi küsurunu Ali öldürmüş, kalan kırkını ise diğerleri öldürmüştür."
İçlerinden biri: "Ebu Bekir de Resûlullah (s.a.a) ile beraber idi ve savaşı yönetmekteydi."
Memun: "Tuhaf şeyler söylüyorsun! Acaba Peygamber'den ayrı mı savaşı yönetiyordu, yoksa onunla birlikte miydi? Ya da Peygamber (s.a.a)'in Ebu Bekir'in nazarına ihtiyacı mı vardı? Bu üç olasılıktan hangisini söyleyebilirsin?"
Aynı şahıs: "Resûlullah'tan ayrı bir şekilde savaşı yönettiğini düşünmekten ve Resûlullah (s.a.a) ile beraber yönettiklerini söylemekten ve yine Resûlullah (s.a.a)'in onun görüşüne ihtiyacı olduğunu savunmaktan Allah'a sığınırım."
Memun: "Öyleyse gölgelikle oturmanın ne fazileti vardır? Eğer Ebu Bekir'in fazileti harptan kaçmak ve cepheyi terk etmek idiyse bütün korkakları ve savaştan kaçanları, mücahidlerden üstün görmemiz ve onlara tercih etmemiz lazım gelirdi. Halbuki Allah (c.c) şöyle buyuruyor: 'Müminlerin özür sahibi olanlar dışında oturanlarla malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler bir olmaz. Allah, malları ve canları ile cihad edenleri, derece bakımından oturanlardan üstün kıldı. Doğrusu Allah, hepsine de güzellik (cennet) vaad etmiştir. Ama mücahidleri oturanlardan çok büyük bir ecirle üstün kılmıştır.' (Nisa/95).
İshak bin Muhammed bin Zeyd diyor ki: "Memun bana, 'Hel eta' (Dehr) sûresini okumamı emretti. Ben de okuyup şuraya ulaştım: Onlar içleri çektiği halde, yiyeceği yoksulla, öksüzlere ve esirlere yedirirler ve (onlara) işte bu sizin işlediklerinizin karşılığıdır, çalışmalarınız şükre değer, denir."
Sonra Memun şöyle dedi: "Bu ayetler kimler hakkında nazil olmuştur?"
Ben, "Ali (a.s) hakkında" dedim.
Şöyle dedi: "Acaba Ali'nin miskin, yetim ve esiri doyurduğu zaman, aynen Allah'ın Kitabında vasıflandırdığı gibi, onlara, 'Sizleri sadece Allah için doyuruyorum ve sizden herhangi bir karşılık ve teşekkür beklemiyorum' dediği sana ulaşmadı mı?"
Ben de "hayır" dedim.
Şöyle cevap verdi: "Gerçekten Allah-u Teala onun niyetini biliyordu ve halkın bilmesi için onu kendi Kitabında açıkladı. Acaba biliyor musun; Allah cennetten vasfettiği şeyleri bu sûrede olduğu gibi mi bildirmiştir? Şöyle buyuruyor: 'İncecik gümüş...' (Dehr/16)."
Ben, "hayır bilmiyorum" dedim.
Bunun üzerine Memun, "İşte bu da başka bir fazilettir, incecik gümüş nasıl olur?" dedi.
Ben, "Bilmiyorum" deyince şöyle dedi: "Letafet ve inceliğinden dolayı içi de dışı gibi görülmektedir. Demek istiyor ki ey İshak; bu aynen Resûlullah (s.a.a)'in buyurduğu şu sözlere benziyor: 'Rüveyden sevkuke bilkevarir' ki bundan amaç, cismî yönden nazik ve latif olan kadınlar kastedilmiştir. Yine Resûlullah (s.a.a) başka bir yerde şöyle buyuruyor: 'Ebu Talha'nın atına bindiğimde kendimi denizde (su üzerinde) zannediyorum.' Resûlullah (s.a.a)'in denizden amacı atın hızlı koşuşudur: Yine Allah-u Teala şöyle buyuruyor: 'Onu yudum yudum alacak fakat yutamayacaktır. Ölüm ona her taraftan geldiği halde, ölemeyecek, arkasından da çetin bir azâp gelecektir.' (İbrahim/17). Yani ölüm, tek taraftan geldiği halde her tarafı sarmış gibidir." (bu bahis devam edecek?) OKAN EGESEL
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.