Bana da; "Ahmed-i Fârûk'a hizmeti kendi saâdetin, kurtuluşun bil, her emrini yerine getir" buyurud. Üstâdımın büyüklüğünü düşünüp, bu sözleri bana ağır geldi ve; "Kalbimin aynası, ancak sizin yüksek kalbinizin parlak nûruna karşı duruyor. Onlar ne kadar büyük olsa da bu böyledir" diyearz ettim. Kızarak buyurdular ki: "Meyân Şeyh Ahmed, bizim gibi binlerce yıldızı örten, göstermeyen bir güneştir. Geçmiş evliyânın en büyüklerindendir." Bundan sonra inanarak, isteyerek ve severek Hazret-i İmâm'ın hizmetine ve huzûruna kavuşmayı arzu eyledim.
Hazret-i Hâce vefat edince, İmâmı Rabbânî tâziye için Delhi'yi şereflendirdiler. Mîr Muhammed Numân, kalbinin kırıklığını, garipliğini, miskinliğini, nasibsizliğini, istidâtsızlığını ve Hazret-i Hâtice'nin, kendisini İmâm'a hâvale ettiğini hatırlatan bir mektup yazdı. Mektupta; "Merhametinize kavuşmak için, Peygamberlerin efendisinin hanedânına mensûb olmaktan başka vesîlem yoktur. Peygamberlerin efendisinin sadakası olarak bana acıyın" diye arz etti. Hazret-i İmâm bu mektubu okuyunca, kalbine bir incelik geldi. Buyurdu ki: "Mîr, ümidsiz olmasın. İnşâllahü teâla daha iyi olacak". Yine buyurdu: "Hâce'nin eshâbı arasında, Mîr'in bize husûsî bir bağlılığı vardır. İmâm-ı Rabbânî Hazeretleri Serhend'e giderken Mîr'i de yardım ve terbiyelerini alıp, yanlarında götürdüler.
Mîr Muhammed Numân, senelerce Hazret-i İmâm'ın sohbetinde bulundu. Bir defâsında İmâm-ı Rabbân^İ hasta oldu. İmâm-ı Rabbânî Hazretleri; "Eğer ölürsem, emâneti ehli olan birine bırakmak lâzım" diye düşündüler. O zaman bu ağır yükü yüklenecek, büyük oğulları Hâce Muhammed Sâdık ve Hazret-i Mîr Muhammed Numân'dan başkası bulunmadığından, bu emâneti onlara ısmarlamak istedi. Bunun için de bâzı makamları, bu iki azîzin istidâdlalrına göre, onların kalblerine akıttılar. Sonra oğullarının ve sevdiklerinin yalvarmaları ile Allahü teâlâya yaptığı duanın hemen akabinde sıhhate kavuştular.
Hazret-i Hâce vefat edince, İmâmı Rabbânî tâziye için Delhi'yi şereflendirdiler. Mîr Muhammed Numân, kalbinin kırıklığını, garipliğini, miskinliğini, nasibsizliğini, istidâtsızlığını ve Hazret-i Hâtice'nin, kendisini İmâm'a hâvale ettiğini hatırlatan bir mektup yazdı. Mektupta; "Merhametinize kavuşmak için, Peygamberlerin efendisinin hanedânına mensûb olmaktan başka vesîlem yoktur. Peygamberlerin efendisinin sadakası olarak bana acıyın" diye arz etti. Hazret-i İmâm bu mektubu okuyunca, kalbine bir incelik geldi. Buyurdu ki: "Mîr, ümidsiz olmasın. İnşâllahü teâla daha iyi olacak". Yine buyurdu: "Hâce'nin eshâbı arasında, Mîr'in bize husûsî bir bağlılığı vardır. İmâm-ı Rabbânî Hazeretleri Serhend'e giderken Mîr'i de yardım ve terbiyelerini alıp, yanlarında götürdüler.
Mîr Muhammed Numân, senelerce Hazret-i İmâm'ın sohbetinde bulundu. Bir defâsında İmâm-ı Rabbân^İ hasta oldu. İmâm-ı Rabbânî Hazretleri; "Eğer ölürsem, emâneti ehli olan birine bırakmak lâzım" diye düşündüler. O zaman bu ağır yükü yüklenecek, büyük oğulları Hâce Muhammed Sâdık ve Hazret-i Mîr Muhammed Numân'dan başkası bulunmadığından, bu emâneti onlara ısmarlamak istedi. Bunun için de bâzı makamları, bu iki azîzin istidâdlalrına göre, onların kalblerine akıttılar. Sonra oğullarının ve sevdiklerinin yalvarmaları ile Allahü teâlâya yaptığı duanın hemen akabinde sıhhate kavuştular.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.