Türk insanı, bugün tarihte olmadığı kadar mutsuz ve yıkık... Toplumda her geçen gün ekmeğini kazanacak işini, karnını doyuracak aşını yitiren insan sayısı çoğalıyor.
Türkiye'nin yıkık, kırık, dökük manzarası iki yıl önce bu günleri yaşadığımız depremle başladı.
Belki o günlerdeki enkaz altında can çekişen insan manzarası bugün yok. Yitirdiğimiz insanların acısını yüreğimize gömdük. Depremin yaraları bir nebze sarıldı. Marmara bölgesindeki enkaz prefabrike dönüştü.
Ancak, depremden sağ çıkan insanımızı ekonomik depremler, siyasi çalkantılar artçı şoklar gibi sarsıp duruyor.
İş yerleri, fabrikalar kapanıyor. Kiracı olan evini boşaltıp köyünün yolunu tutuyor.
Ama köyde de umut yok vahşi kapitalizmin, başı boş liberalizmin ilk kurbanı köyler.
Ülkeyi batış noktasına getiren IMF politikaları yüzünden köyler de düşman güçlerce yakılıp yıkılan, kuş uçmaz kervan geçmez harabeye dönmüş durumda.
Ne bir koyun melemesi, ne bir at kişnemesi, ne bir horoz ötüşü duyarsınız artık. Köyler de sessizce ağlıyor. Ama sesini duyan yok.
Azıcık imkanı olan milyonlar artık bu ülkeden ümidini kesmiş, ülkesini güzden çıkarıp, yaban ellere yelken açmış durumda.
ABD'nin 50 bin kişiye vereceği "green kart" için 1.5 milyon kişi başvurmuş. Onlara göre bu ülke artık "iflah olmaz".
Bunlar hiç olmasa bir ülkeye kapağı atacak kadar parası olan, derdini anlatacak kadar yabancı dili olan çoğu üniversite mezunu yetişmiş insanlar.
Bir de hiç bir yere gidemeyecek kadar "umutsuz" ya da ülkesini terk etmeyi vatanına ihanet sayan yoksul ama onurlu insanlar var.
Kriz yorgunu bezgin, mutsuz biçare insanımızın manzarası bu.
Tek sermayesi dürüstlük olan bir başbakanın yolsuzluğa teslim ettiği, yolsuzlukla ve yoksullukla mücadele sözü ile iktidara gelen büyük ortağının sessiz film artisti gibi dilsiz kesildiği, projelerin partisi olmakla övünen küçük ortağın AB mandacılığında karar kıldığı kriz üreten bir iktidarın havlu attığı bir siyaset...
Madem biz Amerika'nın, Avrupa'nın istediğini yapacağız, IMF ve Dünya Bankası'nın sözünden çıkmayacağız hiç olmazsa onların ne dediğini anlayacak anadili Almanca, yedek dili Fransızca ve İngilizce olan bir kişiye işi emanet edelim deyip milletten aldıkları yetkiyi emanet ettikleri Kemal Derviş'in büsbütün batırdığı ekonomi manzarası mahallenin "muzip dedesi" rolünde Saadetli muhalefet, Doğru Yol'unu bulamamış, güvenilirliğini yitirmiş ana muhalefet...
Ülke manzarasının ve siyasetin kararttığı bir ortamda, ülke insanının yeni yüzlere, yeni çözümlere susadığı bir ortamda, siyasette yanan bir Ampul belki siyaseti, ekonomiyi aydınlatır ümidinin ampulün yandığı anda sönüvermesi...
Niçin mi? Ampul meğer suların gürül gürül aktığı bu ülkenin enerjisi ile değil, ABD'den esen rüzgar enerjisi ile çalışıyormuş. Enerjiyi ülkeye taşıyan kablolar ppardon medya kısa devre yapınca ampul patladı.
Ampulcüler, amblemin şeklini ikinci gün değiştirip yeniden rüzgara tutuyorlar nafile... Oysa Ampulün içini değiştirmeleri gerekiyor. Yani programlarını, zihniyetlerini.
Ülkeyi söndüren Amerikancı, Avrupacı, IMF'ci zihniyetle ülkeyi aydınlatacağını iddia edenler fena halde yanılıyor ve yanıltıyor.
Clinton'a, Bush'a, Blair'e selam göndererek rüzgar enerjisi alanlar ANAP gibi, DYP gibi ancak kendi önlerini aydınlatabilir. Kendi ceplerini aydınlatabilir. Milletin geleceğini karartma pahasına...
Eylül'de siyaset ısınacakmış. Erdal İnönü, Derviş'e altyapı hazırlıyormuş, Melih Gökçek Tayyip'e nazire yapacakmış.
Yalım Erez ABD'yi ikna etmişmiş, İlhan Kesici hava kokluyormuş. En trajikomiği de, Rum Vakfı'nın fevkalade himayesine mazhar Tantan, Ulusal Halk Hareketine start veriyormuş.
Bu ilişkiler yumağından sonra adama sormazlar mı hangi ulusallık ve hangi ulus adına. Rum mu, Türk mü?
Bu oluşumlar da düşük olmaya mahkum. Çünkü hepsinin ortak özelliği aynı. ABD lobilerinden icazet arayan... Otel köşelerinde IMF programlarını kopya eden masa arkadaşları bunlar...
Yani aynı tavanın çürük balıkları.
Ah milletim. Çilen ne zaman dolacak. Belki de toprağına, inancına, tarihine yabancılaşıp yaban ellerde kötü yola düşercesine kötü fikirlere kapılan siyaset bezirganlarına kanmadığın zaman...
Kendi makus talihini kendin değiştirmeye, çözümü kendinde aramaya başladığın zaman.
Türkiye'nin yıkık, kırık, dökük manzarası iki yıl önce bu günleri yaşadığımız depremle başladı.
Belki o günlerdeki enkaz altında can çekişen insan manzarası bugün yok. Yitirdiğimiz insanların acısını yüreğimize gömdük. Depremin yaraları bir nebze sarıldı. Marmara bölgesindeki enkaz prefabrike dönüştü.
Ancak, depremden sağ çıkan insanımızı ekonomik depremler, siyasi çalkantılar artçı şoklar gibi sarsıp duruyor.
İş yerleri, fabrikalar kapanıyor. Kiracı olan evini boşaltıp köyünün yolunu tutuyor.
Ama köyde de umut yok vahşi kapitalizmin, başı boş liberalizmin ilk kurbanı köyler.
Ülkeyi batış noktasına getiren IMF politikaları yüzünden köyler de düşman güçlerce yakılıp yıkılan, kuş uçmaz kervan geçmez harabeye dönmüş durumda.
Ne bir koyun melemesi, ne bir at kişnemesi, ne bir horoz ötüşü duyarsınız artık. Köyler de sessizce ağlıyor. Ama sesini duyan yok.
Azıcık imkanı olan milyonlar artık bu ülkeden ümidini kesmiş, ülkesini güzden çıkarıp, yaban ellere yelken açmış durumda.
ABD'nin 50 bin kişiye vereceği "green kart" için 1.5 milyon kişi başvurmuş. Onlara göre bu ülke artık "iflah olmaz".
Bunlar hiç olmasa bir ülkeye kapağı atacak kadar parası olan, derdini anlatacak kadar yabancı dili olan çoğu üniversite mezunu yetişmiş insanlar.
Bir de hiç bir yere gidemeyecek kadar "umutsuz" ya da ülkesini terk etmeyi vatanına ihanet sayan yoksul ama onurlu insanlar var.
Kriz yorgunu bezgin, mutsuz biçare insanımızın manzarası bu.
Tek sermayesi dürüstlük olan bir başbakanın yolsuzluğa teslim ettiği, yolsuzlukla ve yoksullukla mücadele sözü ile iktidara gelen büyük ortağının sessiz film artisti gibi dilsiz kesildiği, projelerin partisi olmakla övünen küçük ortağın AB mandacılığında karar kıldığı kriz üreten bir iktidarın havlu attığı bir siyaset...
Madem biz Amerika'nın, Avrupa'nın istediğini yapacağız, IMF ve Dünya Bankası'nın sözünden çıkmayacağız hiç olmazsa onların ne dediğini anlayacak anadili Almanca, yedek dili Fransızca ve İngilizce olan bir kişiye işi emanet edelim deyip milletten aldıkları yetkiyi emanet ettikleri Kemal Derviş'in büsbütün batırdığı ekonomi manzarası mahallenin "muzip dedesi" rolünde Saadetli muhalefet, Doğru Yol'unu bulamamış, güvenilirliğini yitirmiş ana muhalefet...
Ülke manzarasının ve siyasetin kararttığı bir ortamda, ülke insanının yeni yüzlere, yeni çözümlere susadığı bir ortamda, siyasette yanan bir Ampul belki siyaseti, ekonomiyi aydınlatır ümidinin ampulün yandığı anda sönüvermesi...
Niçin mi? Ampul meğer suların gürül gürül aktığı bu ülkenin enerjisi ile değil, ABD'den esen rüzgar enerjisi ile çalışıyormuş. Enerjiyi ülkeye taşıyan kablolar ppardon medya kısa devre yapınca ampul patladı.
Ampulcüler, amblemin şeklini ikinci gün değiştirip yeniden rüzgara tutuyorlar nafile... Oysa Ampulün içini değiştirmeleri gerekiyor. Yani programlarını, zihniyetlerini.
Ülkeyi söndüren Amerikancı, Avrupacı, IMF'ci zihniyetle ülkeyi aydınlatacağını iddia edenler fena halde yanılıyor ve yanıltıyor.
Clinton'a, Bush'a, Blair'e selam göndererek rüzgar enerjisi alanlar ANAP gibi, DYP gibi ancak kendi önlerini aydınlatabilir. Kendi ceplerini aydınlatabilir. Milletin geleceğini karartma pahasına...
Eylül'de siyaset ısınacakmış. Erdal İnönü, Derviş'e altyapı hazırlıyormuş, Melih Gökçek Tayyip'e nazire yapacakmış.
Yalım Erez ABD'yi ikna etmişmiş, İlhan Kesici hava kokluyormuş. En trajikomiği de, Rum Vakfı'nın fevkalade himayesine mazhar Tantan, Ulusal Halk Hareketine start veriyormuş.
Bu ilişkiler yumağından sonra adama sormazlar mı hangi ulusallık ve hangi ulus adına. Rum mu, Türk mü?
Bu oluşumlar da düşük olmaya mahkum. Çünkü hepsinin ortak özelliği aynı. ABD lobilerinden icazet arayan... Otel köşelerinde IMF programlarını kopya eden masa arkadaşları bunlar...
Yani aynı tavanın çürük balıkları.
Ah milletim. Çilen ne zaman dolacak. Belki de toprağına, inancına, tarihine yabancılaşıp yaban ellerde kötü yola düşercesine kötü fikirlere kapılan siyaset bezirganlarına kanmadığın zaman...
Kendi makus talihini kendin değiştirmeye, çözümü kendinde aramaya başladığın zaman.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
İbrahim Berk / diğer yazıları
- Cübbe düştü haç göründü / 07.01.2020
- Darbe fragmanı / 22.07.2016
- Suriye bumerangı / 24.02.2016
- AKP'nin hali pürmelali / 17.02.2016
- Atlantik'in iki yakasından Türkiye'nin görünümü / 22.10.2015
- Stratejik derinlikte çırpınan Türkiye / 18.09.2015
- Ya felakete, ya felaha / 05.09.2015
- Teröristleri takviye Mehmetçiği tasfiye operasyonu / 25.02.2015
- AKP IŞİD'i niçin vuramaz? / 15.10.2014
- Kuklalar düşünemez / 09.10.2014
- Darbe fragmanı / 22.07.2016
- Suriye bumerangı / 24.02.2016
- AKP'nin hali pürmelali / 17.02.2016
- Atlantik'in iki yakasından Türkiye'nin görünümü / 22.10.2015
- Stratejik derinlikte çırpınan Türkiye / 18.09.2015
- Ya felakete, ya felaha / 05.09.2015
- Teröristleri takviye Mehmetçiği tasfiye operasyonu / 25.02.2015
- AKP IŞİD'i niçin vuramaz? / 15.10.2014
- Kuklalar düşünemez / 09.10.2014