Fatıma LEYLA
"Varlıkla yokluk arasında ince bir çizgideyim. Az sonra tekrar saatler tik tak edecek ve bir gemi limandan kalkmak üzere beni bekleyecek. Her seferinde geç kaldığım gibi yine geç kalacağım. Yolcular bağıracaklar. Dakikaların kıymeti var o anlarda. Çünkü varlık ve yokluk çok belirsiz bir çizgiyle ayrılmış.
Dünyayı ben anlayamadım. Dağ, taş, gök, deniz... Evet, herşeyin bir açıklaması var. Şehirde o kocaman binalar, çarşılar, arabalar, herşey gerçek, açık ve net. Ama ben öyle değilim. İşte asıl keşfedilmeyi bekleyen de dışardaki süslemeli dünya değil, benim! Gönlün öyle bir mekanı var ki bazen bütün bir gezegeni barındırır içinde, bazen de küçücük kalır, toz misali. Atmak istersin değersiz bilip, atamazsın. Gönlünde alemler barındıranların derdi, alemin kuru güzelliği değildir artık. Onlar alemlerin, bütün varlığın, kainatın, herşeyin ötesindeki, yücesindeki Mevla'ya yönelmişler, sadece O'nu dert edinmişlerdir kendilerine. Halbuki ben, içimdeki o zerrecikle beraber yokluk sınırında var olmanın yine hangi yokluk kimyasıyla mümkün olabileceğini mütaala etmekteyim. Bazı geceler, "Peki ya varlık bu da ben neyim" diye az sormadım. Bu içimde taşıdığım beni tanıyamıyorum, kendimi tanıyamıyorum".
Bir patırtı duyuldu odada. Masa saati yere düşmüş, avizeler bir o yana bir bu yana sallanmıştı. Günlüğünü kapadığı gibi ayağa kalktı. Odanın kapı tarafındaki kolonların altına yürüdü. Evet, küçük bir sarsıntıydı bu ama arkasının gelmeyeceğini bilemezdi. Kalbinin küt küt diye atan sesini çok rahat işitiyordu. Nefesi sıklaşmıştı. Bu vakitte evdekilerin henüz gelmemiş olmasına çok kızdı. "Hiç de geceyi etmezlerdi" diye söylendi. Telefon etmeye korkuyordu, çünkü salona geçmesi gerekiyordu. Beşinci katta olmasa dışarı çıkacaktı, ona da cesaret edemedi. Bildiği bütün duaları ardı ardınca tekrar etmeye başladı. Korkudan olacak ki karıştırıyor, sonra yeniden başlıyordu. "Dilim dönmüyor, dilim..." diye içerledi. Bazen bir azamız isteğimize muhalif olur ya, öyle birşey... Konuşmak istersin, dilin dönmez, haykırmak, bağırmak istersin sesin duyulmaz.
Sarsıntı tamamen geçince biraz rahatladı, ama ya tekrar olursa korkusu ellerinin titremesine mani olamıyordu. Biraz daha rahatlayınca derin bir nefes alarak salona doğru yürüdü, hemen telefona sarıldı. Heyhat, tüm hatlar meşgul! Televizyonu açtı, ama tüm kanallar kendi yayınlarında aynen devam ediyorlardı. Herhalde büyük bir deprem değil ki habere dahi geçmediler diye düşündü. Alt komşulara inmeyi aklından geçirdi bir ara, sonra vazgeçti. En iyisi uyumak olacaktı. Uykusu gelinceye kadar tekrar günlüğüne birşeyler yazmaya karar verdi, çünkü hiçbir zaman günlüğünü yarıda bırakmaz, muhakkak önemli bir ana temayla bitirirdi.
"Çok korktum... Varlıkla yokluk çizgisinin ötesine davetti adeta bu, hayır! ölüme yokluk dememeliyim, bu derece korkmak yalnızca hayatı yüceltmek olur. Halbuki gerçek olan hayat değil, gerçek olan ölümdür. Hayat rüya ise uyanmak niye garib olsun. Ben kendimi tanımaya çalışmak ve tanımlamalarla vakit harcamaktan bıktım. Yalnız başıma aşabileceğim bir durum değil zaten bütün bunlar. Herkesin arayışlarda olduğu şu dünyada arayıp da bulanlara sormalıyım. Yarın ilk işim bu olacak. İyi geceler günlüğüm. Sormanın gerekliliğini küçük bir sarsıntı ile anlamış olmam gönlümü nasıl rahatlattı bilemezsin."
Düşünüp de soramayan, arayıp da bulamayanlara...
"Varlıkla yokluk arasında ince bir çizgideyim. Az sonra tekrar saatler tik tak edecek ve bir gemi limandan kalkmak üzere beni bekleyecek. Her seferinde geç kaldığım gibi yine geç kalacağım. Yolcular bağıracaklar. Dakikaların kıymeti var o anlarda. Çünkü varlık ve yokluk çok belirsiz bir çizgiyle ayrılmış.
Dünyayı ben anlayamadım. Dağ, taş, gök, deniz... Evet, herşeyin bir açıklaması var. Şehirde o kocaman binalar, çarşılar, arabalar, herşey gerçek, açık ve net. Ama ben öyle değilim. İşte asıl keşfedilmeyi bekleyen de dışardaki süslemeli dünya değil, benim! Gönlün öyle bir mekanı var ki bazen bütün bir gezegeni barındırır içinde, bazen de küçücük kalır, toz misali. Atmak istersin değersiz bilip, atamazsın. Gönlünde alemler barındıranların derdi, alemin kuru güzelliği değildir artık. Onlar alemlerin, bütün varlığın, kainatın, herşeyin ötesindeki, yücesindeki Mevla'ya yönelmişler, sadece O'nu dert edinmişlerdir kendilerine. Halbuki ben, içimdeki o zerrecikle beraber yokluk sınırında var olmanın yine hangi yokluk kimyasıyla mümkün olabileceğini mütaala etmekteyim. Bazı geceler, "Peki ya varlık bu da ben neyim" diye az sormadım. Bu içimde taşıdığım beni tanıyamıyorum, kendimi tanıyamıyorum".
Bir patırtı duyuldu odada. Masa saati yere düşmüş, avizeler bir o yana bir bu yana sallanmıştı. Günlüğünü kapadığı gibi ayağa kalktı. Odanın kapı tarafındaki kolonların altına yürüdü. Evet, küçük bir sarsıntıydı bu ama arkasının gelmeyeceğini bilemezdi. Kalbinin küt küt diye atan sesini çok rahat işitiyordu. Nefesi sıklaşmıştı. Bu vakitte evdekilerin henüz gelmemiş olmasına çok kızdı. "Hiç de geceyi etmezlerdi" diye söylendi. Telefon etmeye korkuyordu, çünkü salona geçmesi gerekiyordu. Beşinci katta olmasa dışarı çıkacaktı, ona da cesaret edemedi. Bildiği bütün duaları ardı ardınca tekrar etmeye başladı. Korkudan olacak ki karıştırıyor, sonra yeniden başlıyordu. "Dilim dönmüyor, dilim..." diye içerledi. Bazen bir azamız isteğimize muhalif olur ya, öyle birşey... Konuşmak istersin, dilin dönmez, haykırmak, bağırmak istersin sesin duyulmaz.
Sarsıntı tamamen geçince biraz rahatladı, ama ya tekrar olursa korkusu ellerinin titremesine mani olamıyordu. Biraz daha rahatlayınca derin bir nefes alarak salona doğru yürüdü, hemen telefona sarıldı. Heyhat, tüm hatlar meşgul! Televizyonu açtı, ama tüm kanallar kendi yayınlarında aynen devam ediyorlardı. Herhalde büyük bir deprem değil ki habere dahi geçmediler diye düşündü. Alt komşulara inmeyi aklından geçirdi bir ara, sonra vazgeçti. En iyisi uyumak olacaktı. Uykusu gelinceye kadar tekrar günlüğüne birşeyler yazmaya karar verdi, çünkü hiçbir zaman günlüğünü yarıda bırakmaz, muhakkak önemli bir ana temayla bitirirdi.
"Çok korktum... Varlıkla yokluk çizgisinin ötesine davetti adeta bu, hayır! ölüme yokluk dememeliyim, bu derece korkmak yalnızca hayatı yüceltmek olur. Halbuki gerçek olan hayat değil, gerçek olan ölümdür. Hayat rüya ise uyanmak niye garib olsun. Ben kendimi tanımaya çalışmak ve tanımlamalarla vakit harcamaktan bıktım. Yalnız başıma aşabileceğim bir durum değil zaten bütün bunlar. Herkesin arayışlarda olduğu şu dünyada arayıp da bulanlara sormalıyım. Yarın ilk işim bu olacak. İyi geceler günlüğüm. Sormanın gerekliliğini küçük bir sarsıntı ile anlamış olmam gönlümü nasıl rahatlattı bilemezsin."
Düşünüp de soramayan, arayıp da bulamayanlara...
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.