Kötülük için tuzak kuranlar, tarih boyunca hemen her toplumda varolagelmiştir. İçinde yaşadıkları toplum, çoğunluk itibariyle bunlara göz kırpmamış, yaptıklarına göz yummamış, prim vermemiş ise, çok defa tuzakları kendi ayaklarına dolanmış. Ancak kötülük için tuzak kuranlar, eğer hoş karşılanmış, görmezlikten gelinmiş ya da şerlerinden korkulduğu için ses çıkarılmamış ise, kısa zamanda bütün bir toplumu fesada sürüklemeyi başarmışlar. Dünya tarihi bunun örnekleriyle doludur.
"Kötülük için tuzak kuranlar" eğer bir toplumda yönetici koltuğunda oturmayı başarmışlarsa, köşe başlarını tutmuşlarsa, topluma nizamatı onlar veriyorlarsa, o toplumun bu gününden de, yarınından da korkulur. Çünkü bizatihi kötüleri, kötülüğü arzu edenleri, kötülüğün yayılması için çalışanları iş başına getirmişlerdir. Kötülük için tuzak kurmak da onların en önemli özelliklerindendir.
"Kötülük için tuzak kurmak" tanımının içine girebilecek o kadar çok icraatla, o kadar çok yasal düzenlemeyle yüz yüzeyiz, karşı karşıyayız ki, hangilerini sayalım?
Bin yıldan beri Tevhid inancının temsilciliğini ve bayraktarlığını yapmış olan bir milletin torunları arasında, şirkin kapılarını açmak, şirkin raylarını döşemek, şirkin çağdaş sembolleri olan kiliseyi, çanı, haçı, papazı ve metropoliti, hahamı, havrayı süslü ambalajlarla bu millete takdim etmek, bu millete yapılabilecek kötülüklerin başında gelir ve bu millet için kurulmuş korkunç bir tuzaktır.
Müslüman Türk milletinin bin yıldır baş tacı ettiği Kur'an-ı Kerim; "Hiç şüphesiz şirk, en büyük zulümdür" (Lokman: 13) diye ferman ettiği halde, sayın başbakanın hem de övünerek "Biz imar yasamızı değiştirdik, isteyen istediği yerde kilisesini, sinagogunu ve havrasını açabilir" demesi, hem talihsiz bir düzenlemedir, hem de talihsiz bir açıklamadır. Azınlıkların dinine, inancına saygı göstermek ayrıdır, azınlıkların akıl almaz azgınlıklarına köprü olmak, zemin hazırlamak ayrıdır. Bütün bu düzenlemeleri milletimize kötülük için tuzak kurmak olarak telakki ediyoruz ve bu arkadaşlara şu ayetleri hatırlatıyoruz:
"Kötülük için tuzak kuranlar, Allah'ın kendilerini yere batırmasından, yahut hiç ummadıkları bir yerden onlara azabın gelmesinden emin midirler? Veya onlar dönüp dolaşırken azabın kendilerini yakalayamayacağından emin midirler? Onlar Allah'ı aciz bırakacak değildirler. Yoksa azabın kendilerini bir korku içinde yakalamayacağından emin midirler? Rabbiniz çok şefkatli, çok merhametlidir." (Nahl: 45-47)
"Kötülük için tuzak kuranlar" eğer bir toplumda yönetici koltuğunda oturmayı başarmışlarsa, köşe başlarını tutmuşlarsa, topluma nizamatı onlar veriyorlarsa, o toplumun bu gününden de, yarınından da korkulur. Çünkü bizatihi kötüleri, kötülüğü arzu edenleri, kötülüğün yayılması için çalışanları iş başına getirmişlerdir. Kötülük için tuzak kurmak da onların en önemli özelliklerindendir.
"Kötülük için tuzak kurmak" tanımının içine girebilecek o kadar çok icraatla, o kadar çok yasal düzenlemeyle yüz yüzeyiz, karşı karşıyayız ki, hangilerini sayalım?
Bin yıldan beri Tevhid inancının temsilciliğini ve bayraktarlığını yapmış olan bir milletin torunları arasında, şirkin kapılarını açmak, şirkin raylarını döşemek, şirkin çağdaş sembolleri olan kiliseyi, çanı, haçı, papazı ve metropoliti, hahamı, havrayı süslü ambalajlarla bu millete takdim etmek, bu millete yapılabilecek kötülüklerin başında gelir ve bu millet için kurulmuş korkunç bir tuzaktır.
Müslüman Türk milletinin bin yıldır baş tacı ettiği Kur'an-ı Kerim; "Hiç şüphesiz şirk, en büyük zulümdür" (Lokman: 13) diye ferman ettiği halde, sayın başbakanın hem de övünerek "Biz imar yasamızı değiştirdik, isteyen istediği yerde kilisesini, sinagogunu ve havrasını açabilir" demesi, hem talihsiz bir düzenlemedir, hem de talihsiz bir açıklamadır. Azınlıkların dinine, inancına saygı göstermek ayrıdır, azınlıkların akıl almaz azgınlıklarına köprü olmak, zemin hazırlamak ayrıdır. Bütün bu düzenlemeleri milletimize kötülük için tuzak kurmak olarak telakki ediyoruz ve bu arkadaşlara şu ayetleri hatırlatıyoruz:
"Kötülük için tuzak kuranlar, Allah'ın kendilerini yere batırmasından, yahut hiç ummadıkları bir yerden onlara azabın gelmesinden emin midirler? Veya onlar dönüp dolaşırken azabın kendilerini yakalayamayacağından emin midirler? Onlar Allah'ı aciz bırakacak değildirler. Yoksa azabın kendilerini bir korku içinde yakalamayacağından emin midirler? Rabbiniz çok şefkatli, çok merhametlidir." (Nahl: 45-47)
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Aziz Karaca / diğer yazıları
- Yaratıcının kolu olan kullar… / 28.03.2025
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025
- Çocukluğumuzun ramazanları / 07.03.2025
- Tuttuğumuz oruç bizi tutamıyorsa… / 06.03.2025
- Merhaba ey Hak’tan ferman merhaba! / 04.03.2025
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025
- Çocukluğumuzun ramazanları / 07.03.2025
- Tuttuğumuz oruç bizi tutamıyorsa… / 06.03.2025
- Merhaba ey Hak’tan ferman merhaba! / 04.03.2025