Fransa'da sözde sivil toplum örgütlerinden Sınır Tanımayan Gazeteciler'in Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun şahsında Türk milletini hedef alan hareketi, Fransızların tarih boyunca Türklere karşı sergilediği yüzsüzlüğün son halkasını teşkil etmektedir. Dün Yeni Mesaj'da konuyla ilgili verilen haberde vurgulandığı gibi, Fransa son 200 yıldır Türklere karşı olan pek çok faaliye girişmiştir.
Mesela, Birinci Dünya Savaşı'nın hemen ardından Fransız orduları Gaziantep'i, Kahramanmaraş'ı ve Adana'yı işgal etmişti. İşgal sırasında Ermeni komitalarını destekleyen Fransızlar, görülmemiş bir mezalime de imza atmışlardı.
Belki de Fransızlar bu ve benzeri hareketlerle Kanuni Sultan Süleyman'ın François'ya yazdığı "Senin ülkende dans diye bir şey çıkmıştır. Bunun benim halkımı etkilemesi mümkündür. Derhal yasaklana" manasını içeren o meşhur mektubunun intikamını almaya çalışmaktadırlar!
Meselenin pek çok yüzü var
Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü'nün Paris Metrosu gibi dünyanın en fazla yolcu trafiği olan metrolarından birinde böylesine bir çirkefliğe imza atması pek çok bağlantıya çağrışım yapmaktadır. Sıralarsak:
1) Bir kere sözkonusu örgüt, çirkefliğini 'kamusal alanda' sergilemiştir. Kendi örgüt merkezinde ya da afiş veya el ilanı bastırarak değil, 70 milyon ile dünyanın en fazla turist ağırlayan bir ülkenin başkentindeki metro istasyonunda sergilemiştir bu rezaleti. Fransa demokratik bir ülke olabilir. Sivil toplum örgütleri böyle bir ülkede 'özgürce' hareket edebilir. Bu hususlarda söylenebilecek fazla bir şey yok ama hiç bir ülke "iyi ilişkileri olduğu veya iyi ilişkiler kurmak istediği" bir ülkenin kamuya açık alanlarda zemmedilmesine, kötülenmesine, karalanmasına izin vermez. Bu, diplomatik teamüllere aykırıdır.
2) Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü, dünyada özgürlüğün gelişmesiyle ilgilenen bir kuruluş değildir. Açıkça Batı emperyalizminin sözcülüğünü yapmaktadır. Nitekim bu örgütün 50 milyon euroluk yani yaklaşık 63 trilyonluk bütçesinin önemli bir bölümünü Avrupa Birliği (AB) karşılamaktadır. Avrupa Birliği Komisyonu, her yıl örgütü 9 milyon euro bağışlamaktadır. Keza Fransız hükümeti de, yaklaşık 6.5 milyon euro ile örgüte destek vermektedir. Dolayısıyla bu rakamlar, küresel çapta hakim bir statü elde etmek isteyen AB ve onun etkili olmak isteyen aktörü Fransa'nın istifade edemeyeceği bir sivil toplum örgütüne yoktan yere yem vermeyeceği gerçeğini açığa vurmaktadır.
3) Batı menşeili pek çok sivil toplum kuruluşu gibi Sivil Tanımayan Gazeteciler Örgütü de, faaliyet sahasını gelişmekte ve gelişmemiş ülkelerde yoğunlaştırmaktadır. Nitekim Paris metrosundaki "Basın özgürlüğünü ayaklar altına alanlar" haritasında, tek bir Batılı ülkeye ve onu temsilen herhangi bir şahsa yer verilmemiştir. Burada denilebilir ki, "Batı ülkelerinde basın ve fikir özgürlüğü vardır." Yok öyle bir şey. Eğer sisteme uygunsa, vardır. Mesela ABD'de 'sistemle çelişen' yazarlara hayat zindan edilmektedir. Mesela ABD'nin dünya çapında sürdürdüğü sindirme, işgal politikalarını açık bir dil ve net bir şekilde gözler önüne seren "Rogue State: A Guide to the World's Only Superpower -Kaba Devlet: Dünyanın Tek Süper Gücü için Rehber" adlı kitabın yazarı William Blum'un 'hayat hakkı' hariç tüm hakları elinden alınmıştır. Merkezi Haberalma Teşkilatı (CIA) başta olmak üzere diğer Amerikan gizli teşkilatları, sürekli olarak Blum'u rahatsız etmektedir.
Keza bugün başta Fransa olmak üzere pek çok Avrupa ülkesinde Hitler'in İkinci Dünya Savaşı'nda Yahudilere uyguladığı soykırım ile ilgili kabul edilen doğruları çürütecek 'bilimsel çalışma yapmak, bu konuda medyada haber vermek' gibi yayınlara izin verilmemektedir. Yine benzer şekilde Fransa'da Ermeni soykırımı ile ilgili 'olumsuz haber' yayınlamak da geçtiğimiz yıl Fransa Parlamentosu'nda kabul edilen yasayla yasaklanmıştır.
Fransa'nın Türkiye numaraları
Fransız yetkililer, Türkiye'ye yaptıkları ziyaretlerde hep "Fransa'nın Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliğini" desteklediği temasını işlemektedirler. Ancak Fransa'nın nasıl bir Türkiye'yi AB'de görmek istediği konusunda pek çok şüphemiz var.
Fransa, terör örgütü PKK'nın eylemlerini yoğunlaştırdığı günlerde, 'ayrılıkçı teröre' en fazla maddi ve manevi desteği veren ülke olarak dikkat çekmekteydi. Dönemin Fransa Cumhurbaşkanı olan François Mitterend'ın eşi "Madame Mitterand" defalarca Güney Doğu'ya giderek, Türkiye Cumhuriyeti devletinin onurunu zeddeleyecek açıklamalarda bulunmuştu.
Keza bugün sadece Fransa'da bir Kürt Enstitüsü vardır. Bu Enstitü sayesinde Fransa, Kürt topluluklarının yaşadığı coğrafyanın toplumsal yapısının yeniden şekillenmesi için gerekli "alan çalışmalarının" yapılmasını sağlamaktadır. Fransız hükümeti sözkonusu Enstitüyü destekleyerek, bölgede bir milli bilinç, ortak dilin oluşmasına doğrudan destek vermektedir.
Dolayısıyla yukarıda ifade etmeye çalışkığımız somut gerçeklerden Fransa'nın bölük pörçük bir Türkiye'nin AB'ye üye olmasını istediği anlaşılmaktadır.
Fransız hükümetiyle iç içe olan Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü'nün Türk hükümeti yerine doğrudan Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu'nu hedef seçmesi de manidardır. Orgeneral Kıvrıkoğlu, gerçekten basın özgürlüğüne karşı olsaydı, hakkında Türk basınının bir kesimince yayınlanan onlarca 'yenilmez yutulmaz' habere karşı yetkisini ve etkisini kullanırdı. Kıvrıkoğlu, bugüne kadar böyle bir girişimde bulunmadı.
Dolayısıyla burada hedef dünyanın gıpta ile baktığı 2210 yıllık bir geçmişi olan Türk ordusu ile bu ordunun bağrından çıktığı Türk miletidir. Fransızların anlaşılan bizimle ilgili problemleri var.
Sonuç olarak, Fransa'yı eteğindeki tüm taşları yere dökmeye çağırıyoruz. Döksünler ki, bizimle olan problemlerinin kaynağını tam olarak öğrenelim. Kuyruk acıları nereden kaynaklanıyor, bilelim.
Mesela, Birinci Dünya Savaşı'nın hemen ardından Fransız orduları Gaziantep'i, Kahramanmaraş'ı ve Adana'yı işgal etmişti. İşgal sırasında Ermeni komitalarını destekleyen Fransızlar, görülmemiş bir mezalime de imza atmışlardı.
Belki de Fransızlar bu ve benzeri hareketlerle Kanuni Sultan Süleyman'ın François'ya yazdığı "Senin ülkende dans diye bir şey çıkmıştır. Bunun benim halkımı etkilemesi mümkündür. Derhal yasaklana" manasını içeren o meşhur mektubunun intikamını almaya çalışmaktadırlar!
Meselenin pek çok yüzü var
Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü'nün Paris Metrosu gibi dünyanın en fazla yolcu trafiği olan metrolarından birinde böylesine bir çirkefliğe imza atması pek çok bağlantıya çağrışım yapmaktadır. Sıralarsak:
1) Bir kere sözkonusu örgüt, çirkefliğini 'kamusal alanda' sergilemiştir. Kendi örgüt merkezinde ya da afiş veya el ilanı bastırarak değil, 70 milyon ile dünyanın en fazla turist ağırlayan bir ülkenin başkentindeki metro istasyonunda sergilemiştir bu rezaleti. Fransa demokratik bir ülke olabilir. Sivil toplum örgütleri böyle bir ülkede 'özgürce' hareket edebilir. Bu hususlarda söylenebilecek fazla bir şey yok ama hiç bir ülke "iyi ilişkileri olduğu veya iyi ilişkiler kurmak istediği" bir ülkenin kamuya açık alanlarda zemmedilmesine, kötülenmesine, karalanmasına izin vermez. Bu, diplomatik teamüllere aykırıdır.
2) Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü, dünyada özgürlüğün gelişmesiyle ilgilenen bir kuruluş değildir. Açıkça Batı emperyalizminin sözcülüğünü yapmaktadır. Nitekim bu örgütün 50 milyon euroluk yani yaklaşık 63 trilyonluk bütçesinin önemli bir bölümünü Avrupa Birliği (AB) karşılamaktadır. Avrupa Birliği Komisyonu, her yıl örgütü 9 milyon euro bağışlamaktadır. Keza Fransız hükümeti de, yaklaşık 6.5 milyon euro ile örgüte destek vermektedir. Dolayısıyla bu rakamlar, küresel çapta hakim bir statü elde etmek isteyen AB ve onun etkili olmak isteyen aktörü Fransa'nın istifade edemeyeceği bir sivil toplum örgütüne yoktan yere yem vermeyeceği gerçeğini açığa vurmaktadır.
3) Batı menşeili pek çok sivil toplum kuruluşu gibi Sivil Tanımayan Gazeteciler Örgütü de, faaliyet sahasını gelişmekte ve gelişmemiş ülkelerde yoğunlaştırmaktadır. Nitekim Paris metrosundaki "Basın özgürlüğünü ayaklar altına alanlar" haritasında, tek bir Batılı ülkeye ve onu temsilen herhangi bir şahsa yer verilmemiştir. Burada denilebilir ki, "Batı ülkelerinde basın ve fikir özgürlüğü vardır." Yok öyle bir şey. Eğer sisteme uygunsa, vardır. Mesela ABD'de 'sistemle çelişen' yazarlara hayat zindan edilmektedir. Mesela ABD'nin dünya çapında sürdürdüğü sindirme, işgal politikalarını açık bir dil ve net bir şekilde gözler önüne seren "Rogue State: A Guide to the World's Only Superpower -Kaba Devlet: Dünyanın Tek Süper Gücü için Rehber" adlı kitabın yazarı William Blum'un 'hayat hakkı' hariç tüm hakları elinden alınmıştır. Merkezi Haberalma Teşkilatı (CIA) başta olmak üzere diğer Amerikan gizli teşkilatları, sürekli olarak Blum'u rahatsız etmektedir.
Keza bugün başta Fransa olmak üzere pek çok Avrupa ülkesinde Hitler'in İkinci Dünya Savaşı'nda Yahudilere uyguladığı soykırım ile ilgili kabul edilen doğruları çürütecek 'bilimsel çalışma yapmak, bu konuda medyada haber vermek' gibi yayınlara izin verilmemektedir. Yine benzer şekilde Fransa'da Ermeni soykırımı ile ilgili 'olumsuz haber' yayınlamak da geçtiğimiz yıl Fransa Parlamentosu'nda kabul edilen yasayla yasaklanmıştır.
Fransa'nın Türkiye numaraları
Fransız yetkililer, Türkiye'ye yaptıkları ziyaretlerde hep "Fransa'nın Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliğini" desteklediği temasını işlemektedirler. Ancak Fransa'nın nasıl bir Türkiye'yi AB'de görmek istediği konusunda pek çok şüphemiz var.
Fransa, terör örgütü PKK'nın eylemlerini yoğunlaştırdığı günlerde, 'ayrılıkçı teröre' en fazla maddi ve manevi desteği veren ülke olarak dikkat çekmekteydi. Dönemin Fransa Cumhurbaşkanı olan François Mitterend'ın eşi "Madame Mitterand" defalarca Güney Doğu'ya giderek, Türkiye Cumhuriyeti devletinin onurunu zeddeleyecek açıklamalarda bulunmuştu.
Keza bugün sadece Fransa'da bir Kürt Enstitüsü vardır. Bu Enstitü sayesinde Fransa, Kürt topluluklarının yaşadığı coğrafyanın toplumsal yapısının yeniden şekillenmesi için gerekli "alan çalışmalarının" yapılmasını sağlamaktadır. Fransız hükümeti sözkonusu Enstitüyü destekleyerek, bölgede bir milli bilinç, ortak dilin oluşmasına doğrudan destek vermektedir.
Dolayısıyla yukarıda ifade etmeye çalışkığımız somut gerçeklerden Fransa'nın bölük pörçük bir Türkiye'nin AB'ye üye olmasını istediği anlaşılmaktadır.
Fransız hükümetiyle iç içe olan Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü'nün Türk hükümeti yerine doğrudan Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu'nu hedef seçmesi de manidardır. Orgeneral Kıvrıkoğlu, gerçekten basın özgürlüğüne karşı olsaydı, hakkında Türk basınının bir kesimince yayınlanan onlarca 'yenilmez yutulmaz' habere karşı yetkisini ve etkisini kullanırdı. Kıvrıkoğlu, bugüne kadar böyle bir girişimde bulunmadı.
Dolayısıyla burada hedef dünyanın gıpta ile baktığı 2210 yıllık bir geçmişi olan Türk ordusu ile bu ordunun bağrından çıktığı Türk miletidir. Fransızların anlaşılan bizimle ilgili problemleri var.
Sonuç olarak, Fransa'yı eteğindeki tüm taşları yere dökmeye çağırıyoruz. Döksünler ki, bizimle olan problemlerinin kaynağını tam olarak öğrenelim. Kuyruk acıları nereden kaynaklanıyor, bilelim.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Recep Bahar / diğer yazıları
- ABD harika bir ekonomiye mi sahip? / 14.08.2018
- Ne yapmalı? / 13.08.2018
- Komşunla kavga et uzaklarda pazar ara! / 02.02.2016
- Diyarbakır'da kilise-ev faktörü! / 01.02.2016
- Çin ekonomisi alarm mı veriyor? / 20.01.2016
- Büyük İsrail yolunda sıra İran'da / 19.01.2016
- Terör Sultanahmet bölgesini sıfırla çarptı / 15.01.2016
- Sultanahmet'in şifreleri / 13.01.2016
- Türkiye ile Suudi Arabistan ne zaman papaz olacak? / 09.01.2016
- Ekonomik çöküşü bir de buradan seyredin / 05.01.2016
- Ne yapmalı? / 13.08.2018
- Komşunla kavga et uzaklarda pazar ara! / 02.02.2016
- Diyarbakır'da kilise-ev faktörü! / 01.02.2016
- Çin ekonomisi alarm mı veriyor? / 20.01.2016
- Büyük İsrail yolunda sıra İran'da / 19.01.2016
- Terör Sultanahmet bölgesini sıfırla çarptı / 15.01.2016
- Sultanahmet'in şifreleri / 13.01.2016
- Türkiye ile Suudi Arabistan ne zaman papaz olacak? / 09.01.2016
- Ekonomik çöküşü bir de buradan seyredin / 05.01.2016