Çobansınız, vurmuşsunuz sürüyü dağın yamacına. Buz gibi soğuk gözenin başına kurmuşsunuz sofranızı. Gölgedeki gaflet haliniz elverdiği ölçüde gelip geçeni de buyur ediyorsunuz. Biraz helvadan, biraz kaymaktan, biraz civil peynirden... derken göz kapaklarınız tekrar kapanıyor.
Uzaktan seyredenler endişelenmeye başlıyor; yahu diyorlar, bu adam yolcu ise gözenin başında biraz dinlenip yoluna devam etmeliydi, etrafı ikindi gölgesi bastı hala yatıyor. Yolcu değil de bizim köyün çobanı ise yaptığı büsbütün yanlış; sürü dağlara yayıldı, aldı başını gitti, kalkıp sürünün peşine gitmiyor. Gün batımı yaklaştıkça, etrafta çalışan köylülerin merakı da artıyor ve size yaklaşıyorlar ki sürülerinin çobanısınız ve gözenin başındaki keyfinize diyecek yok. Onlar ne kadar telaşlı ise siz de o kadar rahatsınız.
Hayrola bu ne hal gün bitti, nerede sürümüz, diyecek oluyorlar, siz, bir elinizle gözlerinizi oğuştururken diğer elinizle soğuk suyu kaynağından yudumluyorsunuz ve koyunları, kuzuları hakkında ciddi endişeye düşmüş, başınıza toplanmış olan köylülere nutuk çekiyorsunuz.
Komşular belki siz duymadınız, dağda/bayırda çalışmaktan öğrenmeye vakit bulamadınız, artık devir değişti, kurdun koyun sürüsüne saldırması, sürüyü kırması meselesi, tehlikesi ortadan kalktı. Kuzu ile kurdun dağlarda yanyana gezdiği devir başladı. Gördüğünüz gibi ben artık köpek bile beslemiyorum, köpeklerin görevini de kurtlar yapıyor. Göreceksiniz biraz sonra kurtların gözetiminde sürünüz sağsalim yanımıza gelecektir. Kurtlar, verdikleri sözde dururlar.
Gün içinde helvanızdan, peynirinizden koklattığınız bir kaç kişinin de sizi desteklemesi ile köylüleri ikna ettiniz. Dededen, babadan dinlediklerine hatta pek yakında yaşadıkları tecrübelere de hiç uymamıştı anlattıklarınız ama; artık kurt korkusu kalkmıştır haberi ve şaşkınlığı ile köyün yolunu tutuyorlar.
Ya sonra?.. Sonrasında dananın kuyruğu da kopuyor. Koyununki de, kuzunun ki de.
Şimdi sözünü ettiğimiz sürünün yerine Kıbrıs'ı koyun, çobanın yerine içerden ve dışardan o kadar aday var ki sürüsüne bereket, istediğinizi koyabilirsiniz.
Kurtların yerine ise, Yunanistan'ın bütün devlet ricalini, Kıbrıs Rum kesiminin kurt politikacılarını, Amerika'nın Kıbrıs'la yakından ilgilenenlerini, Avrupa'nın, özellikle İngilizlerin bütün politikacılarını koyabilirsiniz. Bu listeye son bir yıldır Kıbrıs'la yatıp Kıbrıs'la kalkan M. Ali Birand ve ekibini, aynı misyonu başka kanallarda, gazetelerde sürdürenleri almazsanız, haksızlık olur.
Eh, kardeşim! Bu kadar telaşa, endişeye ne gerek var? Dünyanın hangi köşesinde hangi ağır probleme Amerika el attı da adilce çözülmedi!?
Hangi problemin çözümüne, Avrupa Birliği'ne üye ülkeler, özellikle İngilizler ve Yunanlılar soyundu da gayri adil bir çözümle sonuçlandı!?
Meltem Televizyonu telaşlı telaşlı çobanı uyandıracak, kurtların işini bozacak programlar yapıyor, Yeni Mesaj Gazetesi neredeyse tüm kadro feryad u figan koparıyor, "İnanmayın kurt her zaman kurttur" diye, sürü sahipleri de; "Kardeşim size mi inanalım, çobanımıza mı inanalım" diyerek dudak büküp geçiyor.
Bakalım, önümüzdeki pazar herkesin ipliği çakacak pazara.
Not: İmdat Zor Hoca ile kasideler söyledik, daha söylecektik, bu kış gününde asker eyledik, tezkeresini dört gözle bekliyoruz.
Uzaktan seyredenler endişelenmeye başlıyor; yahu diyorlar, bu adam yolcu ise gözenin başında biraz dinlenip yoluna devam etmeliydi, etrafı ikindi gölgesi bastı hala yatıyor. Yolcu değil de bizim köyün çobanı ise yaptığı büsbütün yanlış; sürü dağlara yayıldı, aldı başını gitti, kalkıp sürünün peşine gitmiyor. Gün batımı yaklaştıkça, etrafta çalışan köylülerin merakı da artıyor ve size yaklaşıyorlar ki sürülerinin çobanısınız ve gözenin başındaki keyfinize diyecek yok. Onlar ne kadar telaşlı ise siz de o kadar rahatsınız.
Hayrola bu ne hal gün bitti, nerede sürümüz, diyecek oluyorlar, siz, bir elinizle gözlerinizi oğuştururken diğer elinizle soğuk suyu kaynağından yudumluyorsunuz ve koyunları, kuzuları hakkında ciddi endişeye düşmüş, başınıza toplanmış olan köylülere nutuk çekiyorsunuz.
Komşular belki siz duymadınız, dağda/bayırda çalışmaktan öğrenmeye vakit bulamadınız, artık devir değişti, kurdun koyun sürüsüne saldırması, sürüyü kırması meselesi, tehlikesi ortadan kalktı. Kuzu ile kurdun dağlarda yanyana gezdiği devir başladı. Gördüğünüz gibi ben artık köpek bile beslemiyorum, köpeklerin görevini de kurtlar yapıyor. Göreceksiniz biraz sonra kurtların gözetiminde sürünüz sağsalim yanımıza gelecektir. Kurtlar, verdikleri sözde dururlar.
Gün içinde helvanızdan, peynirinizden koklattığınız bir kaç kişinin de sizi desteklemesi ile köylüleri ikna ettiniz. Dededen, babadan dinlediklerine hatta pek yakında yaşadıkları tecrübelere de hiç uymamıştı anlattıklarınız ama; artık kurt korkusu kalkmıştır haberi ve şaşkınlığı ile köyün yolunu tutuyorlar.
Ya sonra?.. Sonrasında dananın kuyruğu da kopuyor. Koyununki de, kuzunun ki de.
Şimdi sözünü ettiğimiz sürünün yerine Kıbrıs'ı koyun, çobanın yerine içerden ve dışardan o kadar aday var ki sürüsüne bereket, istediğinizi koyabilirsiniz.
Kurtların yerine ise, Yunanistan'ın bütün devlet ricalini, Kıbrıs Rum kesiminin kurt politikacılarını, Amerika'nın Kıbrıs'la yakından ilgilenenlerini, Avrupa'nın, özellikle İngilizlerin bütün politikacılarını koyabilirsiniz. Bu listeye son bir yıldır Kıbrıs'la yatıp Kıbrıs'la kalkan M. Ali Birand ve ekibini, aynı misyonu başka kanallarda, gazetelerde sürdürenleri almazsanız, haksızlık olur.
Eh, kardeşim! Bu kadar telaşa, endişeye ne gerek var? Dünyanın hangi köşesinde hangi ağır probleme Amerika el attı da adilce çözülmedi!?
Hangi problemin çözümüne, Avrupa Birliği'ne üye ülkeler, özellikle İngilizler ve Yunanlılar soyundu da gayri adil bir çözümle sonuçlandı!?
Meltem Televizyonu telaşlı telaşlı çobanı uyandıracak, kurtların işini bozacak programlar yapıyor, Yeni Mesaj Gazetesi neredeyse tüm kadro feryad u figan koparıyor, "İnanmayın kurt her zaman kurttur" diye, sürü sahipleri de; "Kardeşim size mi inanalım, çobanımıza mı inanalım" diyerek dudak büküp geçiyor.
Bakalım, önümüzdeki pazar herkesin ipliği çakacak pazara.
Not: İmdat Zor Hoca ile kasideler söyledik, daha söylecektik, bu kış gününde asker eyledik, tezkeresini dört gözle bekliyoruz.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Aziz Karaca / diğer yazıları
- Yaratıcının kolu olan kullar… / 28.03.2025
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025
- Çocukluğumuzun ramazanları / 07.03.2025
- Tuttuğumuz oruç bizi tutamıyorsa… / 06.03.2025
- Merhaba ey Hak’tan ferman merhaba! / 04.03.2025
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025
- Çocukluğumuzun ramazanları / 07.03.2025
- Tuttuğumuz oruç bizi tutamıyorsa… / 06.03.2025
- Merhaba ey Hak’tan ferman merhaba! / 04.03.2025