Kürtlerin Kerkük konusunda uzlaşmaya açık olmaması ise Türkiye'yi kızdırma ve iç savaşa gömülme riski taşıyor. James martin, İngiliz The Guardian'da yazıyor Geçen salı Kuzey Irak'taki yarı özerk Kürt bölgesinin Başkanı Mesud Barzani, Iraklıları, petrol zengini Kerkük'ün geleceğiyle ilgili kararın bu yıl sonunda verilememesinin 'gerçek bir iç savaşa' yol açacağı konusunda uyardı. Bağdat da isteksiz Genel kanı, Kürt çoğunluğa sahip Kerkük'ün böyle bir referandumda Irak Kürdistanı'na katılmak üzere oy kullanacağı yönünde. Bağdat yönetimi bu nedenle Kürtlerin organize olmasına ve referandum için hazırlanmasına yardım konusunda isteksiz davranıyor. Zira, Bağdat Kerkük'ü Kürtlere feda ederse, Irak'ın bu kent ve çevresindeki petrol rezervlerinin yaklaşık yüzde 40'ına denk gelen 10 milyar varillik petrolü de kaybedecek. Ancak Bağdat'ın yardımı olmaksızın, Bölgesel Kürt Yönetimi aralıkta yapılması öngörülen adil ve meşru bir Kerkük referandumu için gerekli ön hazırlıkları tamamlayamayacak. Bu hazırlıklar için ne kadar kısa bir zaman kaldığı düşünülürse, Kerkük'ün geleceğine bu yılın sonundan önce karar verilmesi zor görünüyor. Kürtler açısından bu, Türklerin işgal tehditleriyle yarışacak vahamette bir kâbus: Anayasada öngörülen bir referandum zamanında yapılamazsa, Kürtler Kerkük'ü Kürt topraklarına katmak için en iyi şanslarını kaybetmekten korkuyor. Kentin bereketli doğal kaynakları olmadan gelecekte ekonomik anlamda bağımsız bir Kürt devleti olasılığı da zor görünüyor. Şaşırtıcı olmayan bir biçimde, Kürt liderler konuyla ilgili adım atmayı reddediyor: Erbil valisi Nevzad Hadi Mevlüd'ün geçenlerde bana anlattığı gibi Bölgesel Kürt Yönetimi, referandumun ertelenmesi konusunu müzakere etmeyecektir. Barzani bu hafta Irak Anayasası'nın 140. maddesinde öngörülen referandum takvimine uyulmazsa Bağdat'ın cehenneme döneceği sözünü vererek tek başına Kürt liderlerin genel tavrını ortaya koydu bile. Bununla birlikte belki, Bağdat'ın ayak diremesi o kadar da kötü bir şey değildir. Kerkük içinde patlama noktasındaki etnik gerilimler ve bölge genelinde kentin petrol rezervlerinin Irak Kürdistanı'nın bir parçası olması konusundaki endişe düşünüldüğünde, referandumun ertelenmesi kenti, Irak'ta giderek yayılan katliamların bir sonraki merkezine dönüşmekten kurtarmanın tek yolu olabilir. Bu, şehri Irak Kürdistanı dışında tutmak için dişiyle tırnağıyla mücadele etmeye hazır haldeki Kürt olmayan pek çok Kerküklünün varlığını kabul etmeyi reddeden Kürt yetkililerin alışılmış bir biçimde onaylamamayı sürdürdüğü bir nokta. Çoğunluğu Şii olan Kerküklü Araplar, özellikle Nuri El Maliki'nin Şii koalisyonunun iktidarda bulunduğu Arap yönetimindeki bir Irak'ın çıkarlarına daha fazla hizmet ettiğini düşünüyor. Diğer yandan, kentte geleneksel olarak Türkmen çoğunluğun yaşadığını savunan Türkmenler Kerkük'ün Bağdat'ın ya da Bölgesel Kürt Yönetimi'nin doğrudan kontrolü altında kalmadan özel bir statüye sahip olmasını tercih ediyor. Kürtler Saddam Hüseyin döneminde Arap ailelerin Arap olmayan kent nüfusunu bastırmak üzere kente yerleştirildiği Enfal harekâtıyla kendilerinden çalınan Kerkük'ü geri alarak tarihsel bir yanlışı düzelttiklerini savunurken, bu iddia Kerkük azınlıklarına göre uydurma bir bahane. Onlara göre, Kürtlerin Kerkük'ü topraklarına katma çabası saldırganca toprak gaspından başka bir şey değil. Kerkük'ün farklı etnik grupları arasındaki gerilim son birkaç yılda intihar saldırıları, suikastlar ve adam kaçırma eylemleriyle giderek tırmandı. Uluslararası Kriz Grubu'nun geçen nisanda yayımladığı rapora göre Kerkük 'Bağdat'ın minyatürü' olageldi. Buna göre, Kaide, Kerkük'te patlamaya hazır etnik gerilimi kent genelinde karmaşa ve yıkımı yaymak üzere kullandı. Aralık referandumunun zorla kabul ettirilmesi, Kürt çoğunluk ve kentin Bölgesel Kürt Yönetimi'ne katılmasına karşı çıkan gruplar arasındaki gerilimi taşırarak yaygın bir şiddete dönüştürebilir. Bununla birlikte Kerkük'te işlerin kötüye gitmesi bunun kentin sınırlarını aşmayacağı anlamına gelmiyor. Kendi huzursuz Kürt nüfusuna sahip olan Türkiye, Bölgesel Kürt Yönetimi'nin Kerkük'ü almasından ve yanı başında bir Kürt devletinin oluşmasından büyük endişe duyuyor. Türkiye, referanduma karşı olduğunu duyurdu ve hatta 2003'te Kürtlerin kenti almaya kalkışması halinde işgal tehdidinde bile bulundu. Ekonomi Türkiye'ye bağlı Geçenlerde Türk ordusunun Irak'a büyük çaplı bir harekâtının yakın zamanda muhtemel olmadığını ve Ankara'nın Kürt Yönetimi'ni Kerkük'le ilgili görüşmeye zorlamak için silaha başvurmaya ihtiyaç duymadığını savunmuştum. Türkiye, Irak sınırını kapatırsa, Kürdistan dünyanın geri kalanına tek gerçek çıkış yolunu kaybeder ve siner. Bu, ekonomileri umut verici bir büyüme gösteren Kürtler için büyük bir felaket anlamına gelir. Kürt liderler bu nedenle önemli bir seçimle karşı karşıya: Kerkük için çok fazla dayatırlarsa, Türkiye'yi kızdırmak ve kenti derin bir mezhep çatışmasına sürükleme riskine girerler. Müzakereyle referandumun ertelenmesinde anlaşırlarsa, Irak'tan bağımsızlıklarını kazanma güvencesini kaybedebilirler. Uzlaşma yolları bulunmalı. Bağdat'la varılacak bir anlaşma, Kerkük'ü kaybetmenin onları sonsuza kadar kaynak bağımlılığına mahkûm etmeyeceğine inandıracak şekilde, Kürtlerin zaten Irak Kürdistanı içindeki petrol alanlarını geliştirmelerine izin verebilir. Kürtler Kerkük'ün geleceğiyle ilgili olarak kentin etnik gruplarıyla ciddi diyalog zemini yaratma isteklerini ortaya koyarsa, bir mezhepler savaşından kaçınılabilir. Ancak bunların her ikisi de referandum tarihi olarak belirlenen aralık ayına kadar olan zamandan çok daha fazla vakit alır. Referandumun belirlenen tarihte yapılmaması halinde belirsiz 'iç savaş' tehditleri savurmaktansa Kürt liderler, şehrin geleceğiyle ilgili uzlaşmaya varabilmek için ertelemeyle sağlanacak zamanı avantaja dönüştürebilir. Bağımsız devlet hayali Iraklı Kürtlerin çoğu için büyük önem taşısa da, Kerkük konusunda adım atmayı reddetmeleri, zar zor yarattıkları hassas vahaya karmaşa getirmekten başka işe yaramaz.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.