Dünkü yazımızda Kerbela hadisesinin iki sayfası bulunduğundan bahsettik; karanlık ve nurlu sayfa? Karanlık/siyah sayfanın kahramanının Yezid, nurlu ve beyaz sayfanın kahramanının da İmam Hüseyin (a.s.) ve yarenleri olduğunu söyledik. O halde neden Kerbela derken aklımıza hep kara sayfa geliyor? Acaba Kerbela hadisesi yalnızca bu sayfadan mı ibarettir? Kerbela yalnızca yas mıdır? Acı mıdır, gözyaşı mıdır, başka bir şey değil midir? Bizim yanlışlığımız buradadır. Yani nurlu ve beyaz sayfayı önemsememektir!
Nurlu ve beyaz sayfada cinayet ve trajedi yoktur! Hamaset/yiğitlik vardır, iftihar ve nur vardır, insanlık ve hakikatin tecellisi vardır, hak ve hakikatperestliğin ortaya çıkışı vardır. İşte bu sayfaya baktığımızda, insanlığın kendisi ile gururlanmakta hakkı vardır. Fakat kara sayfayı incelediğimizde, insanlığın başının eğik olduğunu görüyoruz. Burada insanlar kendisini Kur'an'daki şu ayetlerin muhatabı olarak görüyor: "(Ya Rab! Sen!) Orada bozgunculuk çıkaracak ve kan akıtacak birini mi var edeceksin?" (Bakara: 30).
On dört asra yakın bir zamandır ki bizler Kerbela hadisesinin kara sayfasından bahsediyoruz. Neden her zaman yalnızca Kerbela'da işlenen cinayetler anlatılıyor? Niçin sürekli bir şekilde Hz. Hüseyin'in maruz kaldığı canilerin cinayetinden bahsediliyor? Neden yalnızca İmam'ın Aşura günü kara sayfayla ilgili söylemiş oldukları sloganlar halinde söyleniyor? Niçin biz bu hadisenin nuranî sayfasını daha az gündeme getiriyoruz?
Oysaki Kerbela hadisesinin hamaset/yiğitlik boyutu cinayet boyutundan yüz kat daha fazladır?! Bu hadisenin nuraniyet boyutu onun karanlığına ağır basacak bir güçtedir? Öyleyse, İmam Hüseyin'e karşı bizlerin de cinayet işlediğimizi itiraf etmeliyiz. Bu olayın daha fazla önem arz eden siyah sayfasını okuyor, daha büyük önemi bulunan nurlu sayfasını ise görmezden geliyoruz! Aslında İmam Hüseyin'e karşı işlenmiş cinayete karşı ortak olanlar, bu olayın hedefini yanlış taraflara saptıran ve hâlâ da saptırmakta olanlardır!
İmam Hüseyin'i (a.s.), bir gün içerisinde öldürüp başını bedeninden ayırdılar. Fakat Hz. Hüseyin yalnızca bu bedenden ibaret değildir! Hz. Hüseyin bizler gibi değildir. Hz. Hüseyin bir mekteptir ve ölümden sonra daha da canlıdır!
Emeviler, Hüseyin'in ölümüyle işin tamam olacağını zannediyorlardı. Fakat sonradan gördüler ki Hüseyin'in ölüsü dirisinden fazla kendilerine engel teşkil etti. Nitekim Hüseyin'in mücahide kardeşi Zeyneb de Yezid'e şöyle demişti: "Ne planın varsa uygula, elinden gelen çabayı sarf et, mücadeleni yap! Allah'a yemin ederim ki, ne bizim adımızı ortadan kaldırabileceksin ve ne de vahyimizi yok edebileceksin."
Yani; "ey Yezid! Ne gibi bir planın varsa uygula. Fakat bundan emin ol ki sen benim kardeşimi öldürüp yok edemezsin. Kardeşim Hüseyin'in yaşayışı bu kez değişik bir şekilde olacaktır. O ölmedi, daha da diri bir hale geldi!"
İmam Hüseyin'e karşı işlenen en büyük cinayetlerden biri de onun her türlü fedakârlık ile ortaya koyduğu Aşura davasının hedefini saptırmaktı. Ve bundan daha büyük bir cinayet olamaz.
İmam Hüseyin (a.s)'ın bu davası, adaleti hâkim kılmak, zulüm ve zalim ile mücadele etmek, mazlumları özgürleştirmektir. İmam (a.s.), saptırılan hak ve hakikatleri aslına çevirmek ve tahrip edilen dini yeniden ihya etmek için o eşsiz mücadeleyi verip sahip olduğu her şeyini feda ederken, bizler getirdik o davayı yalnızca günahları bağışlatmak için yas merasimlerine dönüştürdük. Ağıtları yakıp gözyaşları dökmekle o davayı perdeledik! Biz bunu söylerken, o karanlık sayfayı görmeyelim demiyoruz. Elbette onu da görüp okumalıyız. "Mersiyeleri her zaman canlı tutmalıyız." Bu yas ve matem unutulmamalıdır, böylesine eşsiz bir kahramanın matemi için halk her zaman gözyaşı dökmelidir fakat ilk önce onun kahramanlığı açıklanmalıdır, niçin ve neler için kahramanlıklar yaptığı izah edilmelidir ve bundan sonra o kahramanın başına gelenler için ağlanmalıdır. Aksi takdirde heder olmuş bir insan için, çaresiz, elsiz ve ayaksız bir mazlum için ağlamanın bir anlamı olamaz! Yani kahraman birinin matemi için ağlamalıyız ki; kahramanlık duyguları kazanmış olalım.
Onun duygularını kazandığımız takdirde gayret sahibi oluruz, onun gibi adalet isteriz, zulüm ve zalim ile mücadele ederiz, onun gibi özgürlük isteriz, özgürlüğe saygı duyarız; izzetin, şerefin, insanlığın ve kerametin ne olduğunu anlarız. Şayet Hüseyin'in nurlu sayfasını okursak onun matem boyutundan istifade edebiliriz, aksi takdirde abesle iştigal ederiz.
Nurlu ve beyaz sayfada cinayet ve trajedi yoktur! Hamaset/yiğitlik vardır, iftihar ve nur vardır, insanlık ve hakikatin tecellisi vardır, hak ve hakikatperestliğin ortaya çıkışı vardır. İşte bu sayfaya baktığımızda, insanlığın kendisi ile gururlanmakta hakkı vardır. Fakat kara sayfayı incelediğimizde, insanlığın başının eğik olduğunu görüyoruz. Burada insanlar kendisini Kur'an'daki şu ayetlerin muhatabı olarak görüyor: "(Ya Rab! Sen!) Orada bozgunculuk çıkaracak ve kan akıtacak birini mi var edeceksin?" (Bakara: 30).
On dört asra yakın bir zamandır ki bizler Kerbela hadisesinin kara sayfasından bahsediyoruz. Neden her zaman yalnızca Kerbela'da işlenen cinayetler anlatılıyor? Niçin sürekli bir şekilde Hz. Hüseyin'in maruz kaldığı canilerin cinayetinden bahsediliyor? Neden yalnızca İmam'ın Aşura günü kara sayfayla ilgili söylemiş oldukları sloganlar halinde söyleniyor? Niçin biz bu hadisenin nuranî sayfasını daha az gündeme getiriyoruz?
Oysaki Kerbela hadisesinin hamaset/yiğitlik boyutu cinayet boyutundan yüz kat daha fazladır?! Bu hadisenin nuraniyet boyutu onun karanlığına ağır basacak bir güçtedir? Öyleyse, İmam Hüseyin'e karşı bizlerin de cinayet işlediğimizi itiraf etmeliyiz. Bu olayın daha fazla önem arz eden siyah sayfasını okuyor, daha büyük önemi bulunan nurlu sayfasını ise görmezden geliyoruz! Aslında İmam Hüseyin'e karşı işlenmiş cinayete karşı ortak olanlar, bu olayın hedefini yanlış taraflara saptıran ve hâlâ da saptırmakta olanlardır!
İmam Hüseyin'i (a.s.), bir gün içerisinde öldürüp başını bedeninden ayırdılar. Fakat Hz. Hüseyin yalnızca bu bedenden ibaret değildir! Hz. Hüseyin bizler gibi değildir. Hz. Hüseyin bir mekteptir ve ölümden sonra daha da canlıdır!
Emeviler, Hüseyin'in ölümüyle işin tamam olacağını zannediyorlardı. Fakat sonradan gördüler ki Hüseyin'in ölüsü dirisinden fazla kendilerine engel teşkil etti. Nitekim Hüseyin'in mücahide kardeşi Zeyneb de Yezid'e şöyle demişti: "Ne planın varsa uygula, elinden gelen çabayı sarf et, mücadeleni yap! Allah'a yemin ederim ki, ne bizim adımızı ortadan kaldırabileceksin ve ne de vahyimizi yok edebileceksin."
Yani; "ey Yezid! Ne gibi bir planın varsa uygula. Fakat bundan emin ol ki sen benim kardeşimi öldürüp yok edemezsin. Kardeşim Hüseyin'in yaşayışı bu kez değişik bir şekilde olacaktır. O ölmedi, daha da diri bir hale geldi!"
İmam Hüseyin'e karşı işlenen en büyük cinayetlerden biri de onun her türlü fedakârlık ile ortaya koyduğu Aşura davasının hedefini saptırmaktı. Ve bundan daha büyük bir cinayet olamaz.
İmam Hüseyin (a.s)'ın bu davası, adaleti hâkim kılmak, zulüm ve zalim ile mücadele etmek, mazlumları özgürleştirmektir. İmam (a.s.), saptırılan hak ve hakikatleri aslına çevirmek ve tahrip edilen dini yeniden ihya etmek için o eşsiz mücadeleyi verip sahip olduğu her şeyini feda ederken, bizler getirdik o davayı yalnızca günahları bağışlatmak için yas merasimlerine dönüştürdük. Ağıtları yakıp gözyaşları dökmekle o davayı perdeledik! Biz bunu söylerken, o karanlık sayfayı görmeyelim demiyoruz. Elbette onu da görüp okumalıyız. "Mersiyeleri her zaman canlı tutmalıyız." Bu yas ve matem unutulmamalıdır, böylesine eşsiz bir kahramanın matemi için halk her zaman gözyaşı dökmelidir fakat ilk önce onun kahramanlığı açıklanmalıdır, niçin ve neler için kahramanlıklar yaptığı izah edilmelidir ve bundan sonra o kahramanın başına gelenler için ağlanmalıdır. Aksi takdirde heder olmuş bir insan için, çaresiz, elsiz ve ayaksız bir mazlum için ağlamanın bir anlamı olamaz! Yani kahraman birinin matemi için ağlamalıyız ki; kahramanlık duyguları kazanmış olalım.
Onun duygularını kazandığımız takdirde gayret sahibi oluruz, onun gibi adalet isteriz, zulüm ve zalim ile mücadele ederiz, onun gibi özgürlük isteriz, özgürlüğe saygı duyarız; izzetin, şerefin, insanlığın ve kerametin ne olduğunu anlarız. Şayet Hüseyin'in nurlu sayfasını okursak onun matem boyutundan istifade edebiliriz, aksi takdirde abesle iştigal ederiz.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Hasan Kanaatlı / diğer yazıları
- Neden yazıyoruz / 16.01.2018
- Emevi mektebi / 26.11.2017
- Ehl-i Beyt mektebinin nitelikleri-2 / 17.11.2017
- Ehl-i Beyt mektebinin nitelikleri / 14.11.2017
- Muaviye'nin geçmişine kısa bir bakış / 13.11.2017
- İmam Hüseyin'i (a.s.) tanımak / 09.11.2017
- Şayet Hüseyin (a.s.) biat etseydi??2 / 08.11.2017
- Şayet Hüseyin (a.s.) biat etseydi?-1 / 07.11.2017
- Kur'an açısından Allah adına ıslah / 06.11.2017
- İmam Hasan (a.s.)'ın barışının mahiyeti / 05.11.2017
- Emevi mektebi / 26.11.2017
- Ehl-i Beyt mektebinin nitelikleri-2 / 17.11.2017
- Ehl-i Beyt mektebinin nitelikleri / 14.11.2017
- Muaviye'nin geçmişine kısa bir bakış / 13.11.2017
- İmam Hüseyin'i (a.s.) tanımak / 09.11.2017
- Şayet Hüseyin (a.s.) biat etseydi??2 / 08.11.2017
- Şayet Hüseyin (a.s.) biat etseydi?-1 / 07.11.2017
- Kur'an açısından Allah adına ıslah / 06.11.2017
- İmam Hasan (a.s.)'ın barışının mahiyeti / 05.11.2017