İstanbul'da Mart ayının son günleri, lapa lapa yağan karla uyandım sabaha. Her biri birbirinden farklı güzel dantel parçaları gibi, süzülerek iniyorlar yeryüzüne kar taneleri ve sonra bir damla su olup karışıyorlar toprağa. Her bir kar tanesi, Allah'ın kudretinin büyüklüğünü, sanatının eşsizliğini sergilerken, yolculuğun da ne kadar kısa olduğunu hatırlatıyor sanki izleyicilerine.
Hayat çok kısa... Bizim kar tanelerinden belki de tek farkımız bir küçük irade ile yolculukta yaptıklarımızın bizi neye dönüştürdüğü? Bir damla su mu bırakacağız geride, kıyısına gelen herkese hayat kaynağı bir ırmak mı, yoksa yokluk mu?
Bir çocuk gördüm on yaşlarında, çöp kutusunun başında kâğıt toplayan, ayaklarında ayakkabısı olmayan bir küçük çocuk. Bizim tercihlerimizin sonucunu yaşayan masum bir can. İşte bizim kar tanelerinden farkımız bu, bir damla su olup bereket olmak yerine daha yolculuğumuz sürerken zarar veriyoruz masumlara.
Bir haber okudum gazetede. 7 yaşında 7 kilo çocuklar. Kimilerinin kusacak kadar yediği dünyada onların karnını doyuracak yiyeceği yok. Çünkü fakir Tanrısının herkesi doyuramayacağına inanan Papaz Malthus'un "Kaynaklar sınırlı ihtiyaçlar sınırsızdır" diyen anlayışıyla şekillenmiş Kapitalizme esir ettik dünyayı.
İşte bizim kar tanelerinden farkımız. Yanlış tercihlerimiz, bazen bomba olup düşüyor, batı adına. Bazen abluka olup sefalet saçıyor masumlara. Bazen de yalın ayak kâğıt toplayan bir çocuk olup çıkıyor karşımıza. "Çocuk" dedim, "gel sana ayakkabı alalım", "benim ayakkabım var sıktığı için çıkardım, gerek yok" dedi küçük kar tanesi. Onun bedeni üşüyordu belki ama henüz kaybetmemişti gururunu, ruhunu, kimliğini.
Hayat, kiminin onuru için yaşadığı, kiminin nesillerinin onurunu kurtardığı, çoğunun ise onursuzca herkesi harcadığı yolculuk.
Verdiği bağımsızlık mücadelesi ile kimliğimizle özgürce bu topraklarda yaşamamızı sağlayan, kurduğu Cumhuriyet ile özgürlüğümüzü teminat altına alan Mustafa Kemal Atatürk olmak da var, bu dünyada.
O özgürlüğün sonuna kadar hakkını vererek dayatılan kapitalist sisteme başkaldıran, "Kaynaklar sınırsız ihtiyaçlar sınırlıdır, sınırsız olan ihtiraslardır" diyen, Milli Ekonomi Modeli ile dünyada bambaşka bir ekonomi çığırı açan Hoca Atatürk olmak da var.
Tevhidin Merkezi Ehl-i Beyt'tir düsturu ile Müslümanları bir yapan ve Milli Ekonomi Modeli ile tüm insanlığa insanlık onurunu doya doya yaşama fırsatı sunan Haydar Hoca olmak. Çoğumuzun bir damla su olmayı beceremediğimiz dünyada kıyamete kadar kıyısına gelenleri doyuracak bir ırmak olmak.
Yaşarken küçük iradelerimizle aldığımız kararlar ve yaptıklarımız bugün neye sebep oluyor, yarın arkamızda ne bırakacak? Son nefese kadar cevabından kaçtığımız sorular bunlar.
Şu kısa yolculukta Atatürk olmak zor ama emanetlerine sahip çıkan olsak, Prof. Dr. Haydar Baş olmak zor ama onun emanetini genç yaşta omuzlayan hayat denilen yolculuğun her anının ertelenemeyecek kadar önemli olduğunu bilen Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Hüseyin Baş ile yol arkadaşı dava arkadaşı olup insanlık onurunu doya doya yaşatan olsak.
Yetişsek dünyanın tüm mazlumlarına. Bir damla su, bir damla bereket olup karışsak toprağa…
- Hüseyin Baş ile adım adım Anadolu ve Çanakkale Destanı… / 29.08.2023
- Hüseyin Baş ile adım adım Anadolu / 21.07.2023
- Özlemle / 14.04.2023
- Asgari ücret müjde mi, hayal kırıklığı mı? / 26.12.2022
- Kader / 18.10.2022
- Şaka değil, kapıdaki açlık / 25.07.2022
- Allah’ım afetsiz ver / 11.07.2022
- Haydar Baş Üniversitesi -II- / 23.04.2022
- Haydar Baş üniversitesi / 14.04.2022