Doğan her çocuğun İslam fıtratı üzerine doğduğunu ve sosyal çevresine göre şekillendiğini Son Elçi’nin beyanlarından biliyoruz, ona binlerce selam olsun.
Çocuk eğitim-öğretim çağında hangi inanç gurubunun etkisine giriyorsa o çevreye göre şekilleniyor, onların ağladığına ağlıyor, onların üzüldüğüne üzülüyor, onların sevindiğine seviniyor, kısaca kalp atışları onlara ayarlanmış oluyor.
Bu gerçeği keşfeden uluslararası ifsat şebekeleri özellikle İslam coğrafyasında, Müslümanların çocuklarından yandaş, gönüldaş edinebilmek için öteden beri ciddi yatırımlar yapmakta, çok sinsi planlarını hayata geçirmektedirler.
Çeşitli maskeler altında dağıtılan burslar, yapılan elemeler sonucu seçtikleri zeki çocukların kendi ülkelerinde okutulması, tahsil hayatı boyunca gözetim altında tutulmaları hep bu hedefe yönelik çalışmalardır.
Bugün itibariyle İslam ülkelerinin en tepe yöneticilerinin geçmişini araştırdığımızda yüzde doksan oranında yabancı ülkelerin bursları ile ve yabancı ülkelerde okuduklarına, akademik çalışmalarını oralarda tamamladıklarına şahit oluyoruz.
Kalp atışları kendi milletine değil de ecnebi ülkelere ayarlanmış yöneticiler ve bu doğrultuda eğitime tabi tutulan kitleler, içinden çıktıkları toplumla beraber sevinemiyorlar, beraber üzülemiyorlar ve kendi milletlerinin acılarını ve hassasiyetlerini hissedemez hale geliyorlar.
Hali hazırda ikisinde de Müslüman kanı akan Irak ve Suriye örneklerinde bu tespitlerimizi test edebiliriz.
Yaklaşık on seneden beri Irak’ta Müslüman kanı dökülüyor, fitne kol geziyor… Katiller belli; başta ABD olmak üzere haçlı-siyonist işgalciler.
On yıldan beri ülkemizde iktidar olanlar ve onların diyalogcu ortakları hiçbir zaman işgalcileri suçlamamışlar, bu diyarda ne işiniz var dememişler, yanı başımızda süren kardeş katliamına kayıtsız kalamayız dememişler, hatta zaman zaman ırz ve namuslarını, vatanlarını savunan insanları, işgalcilerin dili ile “direnişçiler” diyerek rencide etmişler ve eleştirmişlerdir.
Aynı çevrelerin Suriye konusunda birden bire olağanüstü hassasiyetlere büründüklerine, zalimden mazlumdan söz etmelerine şahit olduk.
On yıldan beri Irak’la ilgili kılı bile kıpırdamayanların Suriye konusunda kalplerinin kıpır kıpır olduğunu görüyoruz ve anlıyoruz ki bu kalpler ne yazık ki Amerikan hassasiyetlerine ayarlı kalpler.
Ve anlıyoruz ki bu kalpler kesinlikle Hz. İbrahim’in anlattığı “kalb-i selim” cinsinden kalpler değil:
“Ve (insanların) kabirlerden diriltilip kaldırılacakları gün beni zelil etme. O gün, ne mal faide verir ve ne de oğullar. Ancak Allah'a selim bir kalp ile varan kimse müstesna.” (Şuara: 87-89).
Çocuk eğitim-öğretim çağında hangi inanç gurubunun etkisine giriyorsa o çevreye göre şekilleniyor, onların ağladığına ağlıyor, onların üzüldüğüne üzülüyor, onların sevindiğine seviniyor, kısaca kalp atışları onlara ayarlanmış oluyor.
Bu gerçeği keşfeden uluslararası ifsat şebekeleri özellikle İslam coğrafyasında, Müslümanların çocuklarından yandaş, gönüldaş edinebilmek için öteden beri ciddi yatırımlar yapmakta, çok sinsi planlarını hayata geçirmektedirler.
Çeşitli maskeler altında dağıtılan burslar, yapılan elemeler sonucu seçtikleri zeki çocukların kendi ülkelerinde okutulması, tahsil hayatı boyunca gözetim altında tutulmaları hep bu hedefe yönelik çalışmalardır.
Bugün itibariyle İslam ülkelerinin en tepe yöneticilerinin geçmişini araştırdığımızda yüzde doksan oranında yabancı ülkelerin bursları ile ve yabancı ülkelerde okuduklarına, akademik çalışmalarını oralarda tamamladıklarına şahit oluyoruz.
Kalp atışları kendi milletine değil de ecnebi ülkelere ayarlanmış yöneticiler ve bu doğrultuda eğitime tabi tutulan kitleler, içinden çıktıkları toplumla beraber sevinemiyorlar, beraber üzülemiyorlar ve kendi milletlerinin acılarını ve hassasiyetlerini hissedemez hale geliyorlar.
Hali hazırda ikisinde de Müslüman kanı akan Irak ve Suriye örneklerinde bu tespitlerimizi test edebiliriz.
Yaklaşık on seneden beri Irak’ta Müslüman kanı dökülüyor, fitne kol geziyor… Katiller belli; başta ABD olmak üzere haçlı-siyonist işgalciler.
On yıldan beri ülkemizde iktidar olanlar ve onların diyalogcu ortakları hiçbir zaman işgalcileri suçlamamışlar, bu diyarda ne işiniz var dememişler, yanı başımızda süren kardeş katliamına kayıtsız kalamayız dememişler, hatta zaman zaman ırz ve namuslarını, vatanlarını savunan insanları, işgalcilerin dili ile “direnişçiler” diyerek rencide etmişler ve eleştirmişlerdir.
Aynı çevrelerin Suriye konusunda birden bire olağanüstü hassasiyetlere büründüklerine, zalimden mazlumdan söz etmelerine şahit olduk.
On yıldan beri Irak’la ilgili kılı bile kıpırdamayanların Suriye konusunda kalplerinin kıpır kıpır olduğunu görüyoruz ve anlıyoruz ki bu kalpler ne yazık ki Amerikan hassasiyetlerine ayarlı kalpler.
Ve anlıyoruz ki bu kalpler kesinlikle Hz. İbrahim’in anlattığı “kalb-i selim” cinsinden kalpler değil:
“Ve (insanların) kabirlerden diriltilip kaldırılacakları gün beni zelil etme. O gün, ne mal faide verir ve ne de oğullar. Ancak Allah'a selim bir kalp ile varan kimse müstesna.” (Şuara: 87-89).
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Aziz Karaca / diğer yazıları
- Yaratıcının kolu olan kullar… / 28.03.2025
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025
- Çocukluğumuzun ramazanları / 07.03.2025
- Tuttuğumuz oruç bizi tutamıyorsa… / 06.03.2025
- Merhaba ey Hak’tan ferman merhaba! / 04.03.2025
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025
- Çocukluğumuzun ramazanları / 07.03.2025
- Tuttuğumuz oruç bizi tutamıyorsa… / 06.03.2025
- Merhaba ey Hak’tan ferman merhaba! / 04.03.2025