Resulûllah'ın (s.a.v.) tarihî Veda Hutbesi'nde vurguladığı önemli unsurlardan biri de adalettir. Adalet, esasen eşitliğin de temelidir. Şu mübarek sözler adaletin esaslarını vurgular:
"Ey insanlar! Her cani, kendi suçundan kendisi sorumludur. Hiçbir caninin işlediği suçun cezasını evladı çekmez. Hiçbir evladın suçundan da babası mesul edilemez."
"Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız."
"Haksızlık yapmayın. Haksızlığa boyun eğmeyin. Ahalinin haklarını gasp etmeyin. Sakın Benden sonra kâfirlerin yaptığı gibi birbirinizle boğuşmayın."
Adaletin tahakkukunda esas; zalim de, mazlum da olmamaktır. Adaletin tahakkuku için ölçünün hak ve âdil olması gerekir. Hukukun eşit olarak tatbiki, adalet için kâfi değildir. Mühim olan; ölçünün hak, hukukun âdil olmasıdır.
Adaletin tahakkuk etmesi için öncelikle iki şey gerçekleşmelidir:
1. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunun tespit edilmesi
2. Yanlışın tespit edilmesi ve cezasının ne az, ne de çok olacak şekilde ölçülü ve dengeli takdir edilmesi.
İnsanoğlu noksan ve aciz olduğundan ve de kendini idrakten mahrum bulunduğundan, doğru-yanlış tespitinde ve işlenen suçun cezasının takdirinde zaaf ve yanılmalara düşmektedir.
Ölçüde yanılmamak, suç-ceza dengesinde isabet edebilmek ancak insanı ve iyilik-kötülük mefhumunu kâmil anlamda bilmekle mümkündür.
Kâmil anlamda bilen Allah'tır. O halde adalet ancak Allah'ın ölçüsünü kullanmakla gerçekleşebilir. Adalette mühim olan 'hak' kavramıdır. Güçlü olan değil, haklı olandır.
Cenab-ı Hak, Kur'an-ı Kerim'de hak ve batılı ayırmış, hak mefhumunu tarif etmiş, hangi suçun ne şekil, ne miktar cezayı gerektirdiğini beyan etmiştir. Adaletin tahakkuku, Allah'ın Kitabı'na uymakla gerçekleşir…
Adaletin tahakkuku için suç ile cezanın dengeli olması, her hak sahibine hakkının verilmesi şarttır…
Veda Hutbesi'yle vurgulanan, İslam'ın adalet sistemi, hakkaniyete uygun ve geniş kapsamlıdır. İnsanlar arası her türlü hak ve hukuka tecavüz men edilmiştir. İnsanın nefsine zulmedemeyeceği ve intiharın başkasının canına kıymaktan daha büyük bir suç olduğu vakıadır.
Zira hak ve hukuk ölçüleri, insanın kendinden değil, Allah tarafından tespit ve tayin olunur. İnsana canı ve bedeni Allah'ın bir emanetidir. O halde insan, nefsine de zulmedemez.
Ayrıca, Veda Hutbesi'nde, suçun hususiliği prensibi de vurgulanmıştır. Nitekim yukarıda geçtiği gibi suçu kim işlemişse ceza ona aittir.
İslamiyet'te adaletin eriştiği zirveye bugüne kadar hiçbir nizam erişememiştir. İslam adaletinde mühim olan; nazariye değil, müşahhas uygulamalardır. Cenab-ı Hak, adalet hakkında şöyle buyurmuştur:
"Şüphesiz ki Allah, adaleti emreder."
"Şüphesiz ki Allah, size, emanetleri ehil ve erbabına vermenizi, insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmeylemenizi emreder."
"Söz söylediğiniz vakit (leh ve aleyhinde söyleyeceğiniz kimse) hısım dahi olsa adaleti gözetin."
"Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan (hâkimler, insan)lar, adaletle şahitlik eden (kimse)ler olun. Bir kavme olan kininiz, sizi adalet yapmamanıza sevk etmesin. Adalet yapın ki o, takvaya çok yakın olandır."
"Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutanlardan ve Allah için şahitlik edenlerden olun. İsterse kendinizin veya ana ve babalarınızın veya yakın hısımlarınızın aleyhinde olsun. Zengin veya fakir bulunsun. Çünkü Allah ikisine de yakındır. Artık siz, dönerek hevanıza uymayın. Eğer dilinizi eğip büker veya yüz çevirirseniz, şüphesiz ki ne yaparsanız Allah hakkıyla bilendir."
(…)
Bir insan, dünya ile ilgisini keser ve bir dağa çekilirse; onun adalet sahibi olması çok kolay olur. Fakat Resul-i Ekrem, münzevî bir hayat yaşayan veya dünya işlerinden el çeken bir kişi değildi. Yüzlerce kabileyle uğraşan bir insandı. Bu kabileler, boğaz boğaza gelmişlerdi. Bunların birini memnun eden bir hareket, diğerine ıstırap veriyordu. Resul-i Ekrem, bunların kalplerini kazanarak İslam'a çağırıyordu. Bu uğurda müşkilat çoktu. Buna rağmen Resul-i Ekrem, bir lahza dahi adalet icaplarından ayrılmamıştır.
Adaletin tevziînde en mühim mesele, hâkimin tarafsızlık uğurunda kendi şahsî menfaatlerini feda etmesidir. Hz. Peygamber'in şahsiyetinde bunun en yüksek mertebede olduğu görülür.
Resul-i Ekrem, son hastalığında bile halka hitaben, "Şayet bir kimseye karşı bir hatada bulunduysam; maddî veya manevî bir sûrette her kimi incittiysem; mala, cana, şerefe her ne şekilde tecavüzde bulunduysam; Benden bu dünyada tazminat istesin" buyurmuştur." (Prof. Dr. Haydar Baş'ın Rahmet-el lil Alemin eseri 2. Ciltten derlenmiştir)
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Prof. Dr. Haydar Baş / diğer yazıları
- Şehitlerin efendisi İmam Hüseyin / 05.04.2025
- İmam Hasan dönemi bugüne ne kadar da benziyor / 04.04.2025
- İmam Ali'nin hilafeti / 03.04.2025
- Gelmiş ve gelecek kadınların en üstünü Hz. Fatıma / 02.04.2025
- En güzel örnek Hz. Muhammed Mustafa (sav) / 01.04.2025
- Tevhidin merkezi Ehl-i Beyt / 31.03.2025
- Ramazan Bayramımız mübarek olsun / 30.03.2025
- Vesile haktır / 29.03.2025
- Türkiye’nin ve dünyanın ihtiyacı Milli Ekonomi Modeli’dir / 28.03.2025
- Sünni-Alevi-Bektaşi biz hep biriz / 27.03.2025
- İmam Hasan dönemi bugüne ne kadar da benziyor / 04.04.2025
- İmam Ali'nin hilafeti / 03.04.2025
- Gelmiş ve gelecek kadınların en üstünü Hz. Fatıma / 02.04.2025
- En güzel örnek Hz. Muhammed Mustafa (sav) / 01.04.2025
- Tevhidin merkezi Ehl-i Beyt / 31.03.2025
- Ramazan Bayramımız mübarek olsun / 30.03.2025
- Vesile haktır / 29.03.2025
- Türkiye’nin ve dünyanın ihtiyacı Milli Ekonomi Modeli’dir / 28.03.2025
- Sünni-Alevi-Bektaşi biz hep biriz / 27.03.2025