İmam Rıza’nın çeşitli din ve mezhep âlimleriyle münazarası
İmam (a.s.)’ın Ali bin Muhammed bin Cehm’e peygamberlerin (a.s.) mâsumluğu konusunda verdiği cevaplar
25.03.2024 08:55:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi
İmam (a.s.)'ın Ali bin Muhammed bin Cehm'e peygamberlerin (a.s.) mâsumluğu konusunda verdiği cevaplar:
Ebu Salt-i Herevî, şöyle diyor: 'Memun, değişik İslam mezheplerinin âlimlerini ve yine Yahudi, Hıristiyan, Mecûsî, Sabii âlimlerini, bir takım ilim ve kelam ehli kimseleri Hz. Rıza'nın (a.s.) yanına topladığı sırada, mecliste soru sormaya kalkışan herkes, net bir şekilde gereken cevapları alarak boğazları tıkanmışçasına susup kaldılar.
Son olarak Ali bin Muhammed bin Cehm ayağa kalkarak şöyle dedi: 'Ey Resûlullah'ın torunu! Acaba siz, peygamberlerin (a.s.) mâsum olduklarına mı inanıyorsunuz?'
İmam: 'Evet, inanıyorum.'
İbn-i Cehm: 'Peki, o halde Allah-u Teala'nın şu ayetleri hakkında ne diyorsunuz: 'Adem, Rabbine karşı gelmiş oldu da şaşırıp kaldı.' 'Ve balık sahibi (Hz. Yûnus); hani o, kızmış vaziyette gitmişti ki, kendisini sıkıntıya düşürmeyeceğimizi sanmıştı.' 'Züleyha, Yûsuf'u kastetti ve Yûsuf da Züleyha'yı.' 'Dâvud, anladı ki Biz onu denemeden geçirdik.' 'Allah'ın açığa vuracağı şeyi kendi nefsinde saklı tutuyordun.'
İmam: 'Vay senin haline ey Ali (bin Cehm)! Allah'tan kork, kötülükleri peygamberlere nispet verme! Allah'ın Kitabını kendi reyin ve görüşünle tevil etme. Allah-u Teala buyurmuştur ki: 'Onun tevilini (yorumunu) Allah'tan ve ilimde derinleşenlerden başkası bilmez.'
Ama zikrettiğin ayetlere gelince, Allah-u Teala'nın Hz. Adem hakkındaki; 'Ve Adem, Rabbine karşı gelmiş oldu da şaşırıp kaldı' şeklindeki buyruğuna gelince; şüphesiz Allah azze ve celle, Adem'i (a.s.) yeryüzünde hüccet ve beldelerinde bir halife olsun diye yarattı; onu cennet için yaratmadı. Adem'in (a.s.) yapmış olduğu fiil yeryüzünde değil, cennette vukû bulmuştur.
Hz. Adem'in ismetinin (mâsumluk ve günahtan arı olmasının), Allah'ın takdirlerinin tamamlanması için yeryüzünde olması gereklidir. İşte yeryüzüne indirildiğinde ve Allah'ın hücceti ve halifesi olduğunda Allah-u Teala'nın şu sözüyle mâsum oldu: 'Kesinlikle Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini âlemler üzerine seçti.'
Sonra, 'Ve balık sahibi (Hz. Yûnus); hani o, kızmış vaziyette gitmişti ki, kendisini sıkıntıya düşürmeyeceğimizi sanmıştı' ayetine gelince; ayetteki 'zanne' (sanmıştı) kelimesi, yakîn etti mânâsındadır.
Yani, Allah'ın onu rızıkta sıkıntıya ve darlığa düşürmeyeceğine yakîn etti. Ayetteki 'len nakdira aleyh' cümlesi, 'ona gücümün yetmeyeceğini zannetti' mânâsında değildir.
Allah-u Teala'nın şu ayetini duymadın mı: 'Ama ne zaman onu deneyerek rızkını kıssa...' Bu ayette 'yekdira' rızkı kesmek anlamındadır. Eğer Yûnus (a.s.), Allah'ın, kendisi üzerinde kudreti olmadığını sanmış olsaydı kâfir olmuş olurdu.
Sonra Hz. Yûsuf (a.s.) hakkındaki şu ayete gelince; 'Züleyha Yûsuf'a meyletti ve Yûsuf da ona.' Züleyha (Yûsuf'la) günah işlemeye meyletti; Yûsuf ise onu öldürmeye meyletti. Ancak Allah onu katle düşmesinden ve iffete aykırı işten korudu. Şu ayet: 'Böylelikle Biz ondan kötülüğü ve fuhuşu geri çevirmek için (ona delil gösterdik).' Bu ayette kötülükten maksat katletmek, fuhuştan maksat da zinadır.
Hz. Dâvud'a (a.s.) gelince, sizin tarafta olanlar bu konuda ne diyorlar?'
İbn-i Cehm: 'Diyorlar ki; Dâvud (a.s.), mihrabında namaz kıl-makta iken şeytan, kuşların en güzeli kılığında ona göründü. Dâvud (a.s.) namazını bozarak kuşu yakalamak için ayağa kalktı. Kuş avluya çıktı, Dâvud (a.s.) da onun arkasından dışarı çıktı, kuş daha sonra damın üzerine uçtu, o da damın üzerine çıktı.
Derken kuş, Urya bin Hannan'ın evine uçtu. Dâvud (a.s.) kuşun gittiği yere bakınca gözü yıkanmakta olan Urya'nın hanımına ilişti; onu o halde görünce aşık oldu.
Öte yandan Dâvud, Urya bin Hannan'ı bir savaşa göndermişti. Derken savaş komutanının Urya'yı Tabut'un önüne geçirmesi için ona bir mektup yazdı. Komutan da Urya'yı öne geçirdi.
Fakat o müşriklere galip oldu. Bu durum Dâvud'a çok ağır geldi. Yine Urya'yı tabutun önüne geçirmesi için bir mektup daha yazdı. Komutan Uryayı tekrar öne geçirdi ve Urya da öldürüldü. Derken Dâvud (a.s.) da onun hanımıyla evlendi.'
Ravi diyor ki: 'İmam Rıza (a.s.), eliyle alnına vurarak şöyle buyurdu: İnna lillah ve inna ileyhi raciûn! Siz, Allah'ın peygamberlerinden birine namazı hafife almayı nispet verdiniz. Öyle ki, kuşun peşinden koşmak için namazını bozdu, diyorsunuz. Sonra da ona fuhşu nispet verdiniz, daha sonra da cinayeti!'
İbn-i Cehm: 'Ey Resûlullah'ın torunu! O halde Hz. Dâvud'un hatası neydi?'
İmam (a.s.): 'Vay haline! Dâvud (a.s.), Allah'ın, kendisinden daha bilgili birisini yaratmadığını sandı. Bundan dolayı Allah azze ve celle iki meleği onun yanına gönderdi. Derken onlar mihraba sıçrayarak (duvardan çıkıp Dâvud'un ibadet ettiği yere inerek) şöyle dediler:
'Biz iki hasımız. İçimizden birimiz, diğerinin hakkına tecavüz etmiştir, aramızda adaletle hükmet, hakkı aşıp adaletten çıkma ve bizi dosdoğru yola sevk et. Şüphe yok ki şu, benim kardeşimdir, doksan dokuz koyunu var ve benimse bir tek koyunum; böyleyken onu da bana ver dedi ve konuşmamızda beni alt etti.'
Burada Hz. Dâvud, acelede bulundu ve hakkında dava açılan kişinin zararına hükmederek şöyle dedi: 'Senin koyununu, kendi koyunlarına katmak istemekle gerçekten de zulmetmiş sana.'
Hz. Dâvud, (gerekli olduğu halde) iddiada bulunan şahıstan bir şahit ve delil istemedi. Ayrıca, aleyhinde iddia edilen şahsa, 'Bu konuda sen ne diyorsun?' diye de sormadı. İşte Hz. Dâvud'un hatası bu hakimlik usulü hakkındaki hata idi, sizin düşündüğünüz gibi değil. Allah-u Teala'nın şöyle buyurduğunu duymadın mı: Ey Dâvud, Biz seni yeryüzünde halife kıldık, artık insanlar arasında adaletle hükmet ve dilediğine uyma.'
İbn-i Cehm: 'Ey Resûlullah'ın torunu! Peki, Hz. Dâvud'un Urya ile olan hikâyesi nasıldır?
İmam (a.s.): 'Hz. Dâvud'un (a.s.) zamanında, bir kadının koca-sı öldüğü veya öldürüldüğünde o kadın artık hiçbir zaman evlenmezdi. Allah'ın (c.c), ilk olarak kocası ölmüş kadınla evlenmesini mubah kıldığı kimse Hz. Dâvud (a.s.) idi. İşte, Hz. Dâvud (a.s.) Urya öldürüldüğünde iddeti geçtikten sonra onun hanımıyla evlendi. Urya hakkında halka ağır gelen şey, işte budur.
Ama Hz. Muhammed (s.a.v.) hakkında Allah-u Teala'nın şu kelamına gelince: 'Ve Allah'ın açığa vuracağı şeyi içinde gizliyordun, insanlardan korkuyordun ve Allah'tan korkman daha doğruydu, o daha layıktı buna.' Allah-u Teala, Peygamberine, dünyadaki ve ahiretteki eşlerinin isimlerini ve onların mü'minlerin anneleri olduklarını O'na bildirdi.
O kadınlardan birisi Cehş kızı Zeyneb idi ki, o zaman Zeyd bin Hârise'nin hanımıydı. Peygamber Efendimiz, münafıkların, 'Peygamber başkasının evinde olan bir kadını kendi eşlerinden sayıyor' dememeleri için onun ismini içinde saklayarak açıklamadı. Resûlullah, münafıkların böyle söyleyebileceklerinden çekindi.
Allah azze ve celle şöyle buyurdu: 'Ve halktan korkuyordun, oysa Allah'tan korkman daha doğruydu.' Yani içinden bu sözün söylenmesinden korkuyordun. Allah azze ve celle üç kimsenin dışında kullarından hiç kimseyi bizzat kendisi evlendirmemiştir; onlardan biri Hz. Âdem ile Havva'dır, diğeri Hz. Peygamber ile Zeyneb'tir ki, bu konu hakkında şöyle buyurmuştur:
'Artık Zeyd, ondan ilişkisini kesince, biz onu (Zeyneb'i) seninle evlendirmiş olduk.' Üçüncüsü ise, Hz. Fâtıma (a.s.) ile Hz. Ali'dir (a.s.)."
Râvi diyor ki: "Ali bin Muhammed bin Cehm, ağlayarak şöyle dedi: Ey Resûlullah'ın torunu! Ben artık bugünden sonra sizin beyan ettiğinizin dışında Allah'ın peygamberleri hakkında bir şey söylememek üzere tevbe ediyorum." (Prof. Dr. Haydar Baş İmam Ali Rıza eserinden)
Ebu Salt-i Herevî, şöyle diyor: 'Memun, değişik İslam mezheplerinin âlimlerini ve yine Yahudi, Hıristiyan, Mecûsî, Sabii âlimlerini, bir takım ilim ve kelam ehli kimseleri Hz. Rıza'nın (a.s.) yanına topladığı sırada, mecliste soru sormaya kalkışan herkes, net bir şekilde gereken cevapları alarak boğazları tıkanmışçasına susup kaldılar.
Son olarak Ali bin Muhammed bin Cehm ayağa kalkarak şöyle dedi: 'Ey Resûlullah'ın torunu! Acaba siz, peygamberlerin (a.s.) mâsum olduklarına mı inanıyorsunuz?'
İmam: 'Evet, inanıyorum.'
İbn-i Cehm: 'Peki, o halde Allah-u Teala'nın şu ayetleri hakkında ne diyorsunuz: 'Adem, Rabbine karşı gelmiş oldu da şaşırıp kaldı.' 'Ve balık sahibi (Hz. Yûnus); hani o, kızmış vaziyette gitmişti ki, kendisini sıkıntıya düşürmeyeceğimizi sanmıştı.' 'Züleyha, Yûsuf'u kastetti ve Yûsuf da Züleyha'yı.' 'Dâvud, anladı ki Biz onu denemeden geçirdik.' 'Allah'ın açığa vuracağı şeyi kendi nefsinde saklı tutuyordun.'
İmam: 'Vay senin haline ey Ali (bin Cehm)! Allah'tan kork, kötülükleri peygamberlere nispet verme! Allah'ın Kitabını kendi reyin ve görüşünle tevil etme. Allah-u Teala buyurmuştur ki: 'Onun tevilini (yorumunu) Allah'tan ve ilimde derinleşenlerden başkası bilmez.'
Ama zikrettiğin ayetlere gelince, Allah-u Teala'nın Hz. Adem hakkındaki; 'Ve Adem, Rabbine karşı gelmiş oldu da şaşırıp kaldı' şeklindeki buyruğuna gelince; şüphesiz Allah azze ve celle, Adem'i (a.s.) yeryüzünde hüccet ve beldelerinde bir halife olsun diye yarattı; onu cennet için yaratmadı. Adem'in (a.s.) yapmış olduğu fiil yeryüzünde değil, cennette vukû bulmuştur.
Hz. Adem'in ismetinin (mâsumluk ve günahtan arı olmasının), Allah'ın takdirlerinin tamamlanması için yeryüzünde olması gereklidir. İşte yeryüzüne indirildiğinde ve Allah'ın hücceti ve halifesi olduğunda Allah-u Teala'nın şu sözüyle mâsum oldu: 'Kesinlikle Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini âlemler üzerine seçti.'
Sonra, 'Ve balık sahibi (Hz. Yûnus); hani o, kızmış vaziyette gitmişti ki, kendisini sıkıntıya düşürmeyeceğimizi sanmıştı' ayetine gelince; ayetteki 'zanne' (sanmıştı) kelimesi, yakîn etti mânâsındadır.
Yani, Allah'ın onu rızıkta sıkıntıya ve darlığa düşürmeyeceğine yakîn etti. Ayetteki 'len nakdira aleyh' cümlesi, 'ona gücümün yetmeyeceğini zannetti' mânâsında değildir.
Allah-u Teala'nın şu ayetini duymadın mı: 'Ama ne zaman onu deneyerek rızkını kıssa...' Bu ayette 'yekdira' rızkı kesmek anlamındadır. Eğer Yûnus (a.s.), Allah'ın, kendisi üzerinde kudreti olmadığını sanmış olsaydı kâfir olmuş olurdu.
Sonra Hz. Yûsuf (a.s.) hakkındaki şu ayete gelince; 'Züleyha Yûsuf'a meyletti ve Yûsuf da ona.' Züleyha (Yûsuf'la) günah işlemeye meyletti; Yûsuf ise onu öldürmeye meyletti. Ancak Allah onu katle düşmesinden ve iffete aykırı işten korudu. Şu ayet: 'Böylelikle Biz ondan kötülüğü ve fuhuşu geri çevirmek için (ona delil gösterdik).' Bu ayette kötülükten maksat katletmek, fuhuştan maksat da zinadır.
Hz. Dâvud'a (a.s.) gelince, sizin tarafta olanlar bu konuda ne diyorlar?'
İbn-i Cehm: 'Diyorlar ki; Dâvud (a.s.), mihrabında namaz kıl-makta iken şeytan, kuşların en güzeli kılığında ona göründü. Dâvud (a.s.) namazını bozarak kuşu yakalamak için ayağa kalktı. Kuş avluya çıktı, Dâvud (a.s.) da onun arkasından dışarı çıktı, kuş daha sonra damın üzerine uçtu, o da damın üzerine çıktı.
Derken kuş, Urya bin Hannan'ın evine uçtu. Dâvud (a.s.) kuşun gittiği yere bakınca gözü yıkanmakta olan Urya'nın hanımına ilişti; onu o halde görünce aşık oldu.
Öte yandan Dâvud, Urya bin Hannan'ı bir savaşa göndermişti. Derken savaş komutanının Urya'yı Tabut'un önüne geçirmesi için ona bir mektup yazdı. Komutan da Urya'yı öne geçirdi.
Fakat o müşriklere galip oldu. Bu durum Dâvud'a çok ağır geldi. Yine Urya'yı tabutun önüne geçirmesi için bir mektup daha yazdı. Komutan Uryayı tekrar öne geçirdi ve Urya da öldürüldü. Derken Dâvud (a.s.) da onun hanımıyla evlendi.'
Ravi diyor ki: 'İmam Rıza (a.s.), eliyle alnına vurarak şöyle buyurdu: İnna lillah ve inna ileyhi raciûn! Siz, Allah'ın peygamberlerinden birine namazı hafife almayı nispet verdiniz. Öyle ki, kuşun peşinden koşmak için namazını bozdu, diyorsunuz. Sonra da ona fuhşu nispet verdiniz, daha sonra da cinayeti!'
İbn-i Cehm: 'Ey Resûlullah'ın torunu! O halde Hz. Dâvud'un hatası neydi?'
İmam (a.s.): 'Vay haline! Dâvud (a.s.), Allah'ın, kendisinden daha bilgili birisini yaratmadığını sandı. Bundan dolayı Allah azze ve celle iki meleği onun yanına gönderdi. Derken onlar mihraba sıçrayarak (duvardan çıkıp Dâvud'un ibadet ettiği yere inerek) şöyle dediler:
'Biz iki hasımız. İçimizden birimiz, diğerinin hakkına tecavüz etmiştir, aramızda adaletle hükmet, hakkı aşıp adaletten çıkma ve bizi dosdoğru yola sevk et. Şüphe yok ki şu, benim kardeşimdir, doksan dokuz koyunu var ve benimse bir tek koyunum; böyleyken onu da bana ver dedi ve konuşmamızda beni alt etti.'
Burada Hz. Dâvud, acelede bulundu ve hakkında dava açılan kişinin zararına hükmederek şöyle dedi: 'Senin koyununu, kendi koyunlarına katmak istemekle gerçekten de zulmetmiş sana.'
Hz. Dâvud, (gerekli olduğu halde) iddiada bulunan şahıstan bir şahit ve delil istemedi. Ayrıca, aleyhinde iddia edilen şahsa, 'Bu konuda sen ne diyorsun?' diye de sormadı. İşte Hz. Dâvud'un hatası bu hakimlik usulü hakkındaki hata idi, sizin düşündüğünüz gibi değil. Allah-u Teala'nın şöyle buyurduğunu duymadın mı: Ey Dâvud, Biz seni yeryüzünde halife kıldık, artık insanlar arasında adaletle hükmet ve dilediğine uyma.'
İbn-i Cehm: 'Ey Resûlullah'ın torunu! Peki, Hz. Dâvud'un Urya ile olan hikâyesi nasıldır?
İmam (a.s.): 'Hz. Dâvud'un (a.s.) zamanında, bir kadının koca-sı öldüğü veya öldürüldüğünde o kadın artık hiçbir zaman evlenmezdi. Allah'ın (c.c), ilk olarak kocası ölmüş kadınla evlenmesini mubah kıldığı kimse Hz. Dâvud (a.s.) idi. İşte, Hz. Dâvud (a.s.) Urya öldürüldüğünde iddeti geçtikten sonra onun hanımıyla evlendi. Urya hakkında halka ağır gelen şey, işte budur.
Ama Hz. Muhammed (s.a.v.) hakkında Allah-u Teala'nın şu kelamına gelince: 'Ve Allah'ın açığa vuracağı şeyi içinde gizliyordun, insanlardan korkuyordun ve Allah'tan korkman daha doğruydu, o daha layıktı buna.' Allah-u Teala, Peygamberine, dünyadaki ve ahiretteki eşlerinin isimlerini ve onların mü'minlerin anneleri olduklarını O'na bildirdi.
O kadınlardan birisi Cehş kızı Zeyneb idi ki, o zaman Zeyd bin Hârise'nin hanımıydı. Peygamber Efendimiz, münafıkların, 'Peygamber başkasının evinde olan bir kadını kendi eşlerinden sayıyor' dememeleri için onun ismini içinde saklayarak açıklamadı. Resûlullah, münafıkların böyle söyleyebileceklerinden çekindi.
Allah azze ve celle şöyle buyurdu: 'Ve halktan korkuyordun, oysa Allah'tan korkman daha doğruydu.' Yani içinden bu sözün söylenmesinden korkuyordun. Allah azze ve celle üç kimsenin dışında kullarından hiç kimseyi bizzat kendisi evlendirmemiştir; onlardan biri Hz. Âdem ile Havva'dır, diğeri Hz. Peygamber ile Zeyneb'tir ki, bu konu hakkında şöyle buyurmuştur:
'Artık Zeyd, ondan ilişkisini kesince, biz onu (Zeyneb'i) seninle evlendirmiş olduk.' Üçüncüsü ise, Hz. Fâtıma (a.s.) ile Hz. Ali'dir (a.s.)."
Râvi diyor ki: "Ali bin Muhammed bin Cehm, ağlayarak şöyle dedi: Ey Resûlullah'ın torunu! Ben artık bugünden sonra sizin beyan ettiğinizin dışında Allah'ın peygamberleri hakkında bir şey söylememek üzere tevbe ediyorum." (Prof. Dr. Haydar Baş İmam Ali Rıza eserinden)