Elbette toplumun bütün fertleri ve tüm meslek erbabı basiretli, firasetli ve cesaretli olmalıdır. Herkes kendi branşı açısından uyarıcılık görevini geciktirmeden yapmalıdır.Tartışmaya açılan din ise, dinin çeşitli konuları ise basiretli ve de vatanperver ilahiyatçılar hemen devre yapmalı, ölçüyü ortaya koymalıdır. Bilinmelidir ki; "Dini bütünlüğümüz milli bütünlüğümüzdür, milli bütünlüğümüz de dini bütünlüğümüzdür"(Prof. Dr. Haydar BAŞ). Birisinde oluşacak olan aşınma, bir pörsüme, haliyle diğerinde de başlamış olacaktır.Yıllardır tartışılan ve Müslüman Türk milletinin itikadi yapısında nice yaralar açan "Dinlerarası Diyalog" konusunda, konu din olduğu halde ilahiyatçılarımızın büyük çoğunluğu seyirci durumdadır. Yüzyıllardır milletimizi ayakta tutan ve her çeşit sinsi saldırılara karşı anında savunma mekanizmasını oluşturan inanç sistemimizdeki bozulmadan birinci derecede sorumlu olduklarını unutarak seyirciler sınıfında yer almaları vebali daha da artırmaktadır. Bir meselede bilenlerin susması, bilmeyenlerin konuşmasına meydan veriyor ki, ondan sonra işler çıkmaza giriyor.Sayılarının az olduğunu tahmin ettiğimiz ve az olmasını da temenni ettiğimiz bir kısım ilahiyatçılar, sözünü ettiğimiz dini ve milli bütünlüğümüzü bozma planlarında, yani ifsat çalışmalarında maalesef bizzat görev almaktadır. Bilgilerini saklayıp, ifsatçıların arzuları istikametinde beyanlarda bulunmaktadırlar.İşi tamamen çığırından ve çizgisinden çıkarıp; dinlerarası diyalog çalışmaları neticesinde "Çok kimse bugün, 'Ben Hz. İsa'ya inanıyorum, peygamberdir. Fakat Hz. Muhammed de Allah'ın son peygamberidir. Kur'an-ı Kerim de kitab-ı münzeldir' demektedir. Bu kimseleri Hıristiyan-Müslüman diyebileceğimiz çerçeve içinde mütalaa edebiliriz" (Prof. Dr. Davut Aydüz, Tarih Boyunca Dinlerarası Diyalog, sy. 30) demek suretiyle yeni bir din ihdas edenlere, A'raf suresinin şu ayetlerini hatırlatmak isteriz: "Habibim, onlara, kendisine ayetlerimizi sunduğumuz halde, onlardan sıyrılıp çıkan ve derken şeytanın arkasına takılıp sapıklardan olan kimsenin kıssasını da oku.""Eğer dileseydik o kimseyi bu ayetlerle yükseltirdik. Fakat o alçaklığa saplandı ve keyfinin ardına düştü. Artık onun ibret verici hali o köpeğin haline benzer ki: üzerine varsan da (dilini uzatır) solur. Bıraksan da (dilini uzatır) solur. Bu, işte ayetlerimizi yalanlayan kavmin misalidir. (Ey Resulüm) kıssayı kendilerine naklet belki düşünür (ibret alırlar)"(A'raf: 175-176).Elbette sahip olduğu ilmin vakarını üzerinde taşıyan, delikanlı, inandığı doğruları her platformda dile getiren ilim adamlarımız da var. Leb demeden leblebiyi anlayan, olayların arka planını doğru okuyan ilahiyatçılara bir örnek; Prof. Dr. Nedim Macit ve diyalog tuzağının arka planını okuyuşu: "Hoşgörü ve diyalog, stratejik nöbet değişimine bağlı olarak küresel aktörlerin İslam dünyasına yönelik işgalci ve sömürgeci hareketlerini en etkili biçimde meşrulaştırılan bir din anlayışını sunma projesidir. Aktörleri ise, uluslararası boyut kazanmış bir cemaat ve bu cemaatin üniversitelere, özellikle ilahiyat faktörlerine kadar uzanan açık ve gizli sözcüleridir.Hem küresel imhanın uygun zemini, hem de şiddeti besleyen ideolojik ve ekonomik araçlar, küresel hegemonya tarafından oluşturulduğuna göre, özgürlük havarileri, hoşgörü ve diyalogdan bahseden cennet yüzlü, dudu dilli muhabbet fedaileri bu konuda niçin sessizler? Dinlerarası diyalog toplantılarında bu zamana kadar ABD'nin şiddet politikalarını kınayan, onu uluslararası anlaşmaları imzalamaya çağıran tek bir karar çıkmış mıdır? Hayır. Bizdeki hoşgörü ve diyalog havarileri bu süreci niçin din adına kutsuyorlar?Küresel hegemonyaya ses çıkarmıyorlar, çünkü bunların üretimi, satımı ve hatta kullanımı özel güç ve öteki kalıbına göre işlemektedir. Hoşgörü ve diyalogun içini boşaltan zevat bu süreci de kutsuyor. Çünkü kutsal ve ulvi değerlerini satanların başka satacakları bir şey yoktur. Böyle bir algı kalıbına sahip dini-politik zevat, kendi kültürel dünyasına yönelmiş silahları özgürlük çubuğu olarak görüyorlar herhalde...Güce kilitlenmiş bir zihnin dile getirdiği ve savunduğu hoşgörü ve diyalog, ancak zilleti kutsar ve gücün cürümlerini meşrulaştırır."Bu satırların yazarı, değerli kardeşim, ilkokul arkadaşım Prof. Dr. Nedim Macit Bey'in kalemine kuvvet, diline sağlık ve yüreğine genişlik diliyoruz.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Aziz Karaca / diğer yazıları
- Yaratıcının kolu olan kullar… / 28.03.2025
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025
- Çocukluğumuzun ramazanları / 07.03.2025
- Tuttuğumuz oruç bizi tutamıyorsa… / 06.03.2025
- Merhaba ey Hak’tan ferman merhaba! / 04.03.2025
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025
- Çocukluğumuzun ramazanları / 07.03.2025
- Tuttuğumuz oruç bizi tutamıyorsa… / 06.03.2025
- Merhaba ey Hak’tan ferman merhaba! / 04.03.2025