Hem ferdi olarak nefislerin tezkiyesi, hem de toplum düzeninin tesisi için İslam'ın her yönüyle yaşanmasına büyük ihtiyaç vardır.
Terbiye olmadan, nefsin tezkiyesi olmaz. İslam olmadan da terbiye olmaz. Neden olmaz? Çünkü o terbiye; seni terbiye eden Rabb'in ile (terbiye Rabb kökünden gelir) insanın, Rabbani sıfatlara bürünmesidir, o kökten gelen duygular ile seni yaratan arasındaki irtibatı kurmanla olur.
Yaptığın bütün işlerden zevk-i manevi alacaksın. Öyle gelişigüzel de olmuyor bu iş. Dürüst insan, olgun insan, kâmil insan olmak, sadece sözle olmuyor. İç tabiatında insan, Rabb'ine vuslat edecek, vâsıl olacak.
Bu vuslatı hangi yolla yapmak mümkündür? Dünyada İslam'ın dışında hiçbir yolla bunu gerçekleştirmeye imkân ve ihtimal yoktur.
İslam, kime va'zedilmiştir? Hatemü'l-Enbiya Hz. Muhammed'e (s.a.a)... Dünyanın en akıllı insanından en geri zekalısına kadar bütün insanları biraraya getirsek, akıllarını bir noktaya toplama imkanımız olsa ve desek ki, "Şu Kur'an'ı alın ve bize anlatın", Hz. Muhammed (s.a.a.) Efendimizin idrakinin milyarda birini bütün insanlıkta bulmanız mümkün değildir.
Mübalağa etmiyorum çünkü O, hüküm sahibidir. Bakınız Allah ne diyor: "O'nun koyduğu hükmü alın. Yasakladığından kaçının. O'nun dediği Benim dediğimdir. O ne diyorsa Ben, onu diyorum."
O öyle bir hoparlör ki, O'ndan konuşan Allah'tır. Niyazi Mısri'nin dediği gibi, "O'ndan, Hak görülür." Yani O'nun sözü, Hakk'ın sözüdür. Burada şunu anlatmak istiyorum: Murad-ı ilahiyi, maksad-ı ilahiyi bilen tek insandır Hz. Muhammed (s.a.a.)…
Nefsin perdelerinden sıyrılmak
İnsanlar kendi nefsani duygularıyla tabiata ve olaylara bakarlar. Sizde öyle hal olur ki, bir olayı seyredersiniz, onu farklı değerlendirirsiniz. Bir başka hal olur, aynı olayı daha başka değerlendirirsiniz…
Bu durumu anlamak için (Allah hayatta olanlara uzun ömürler versin) ananızın, babanızın, çocuğunuzun ölümüne bir bakın.
Mesela çocuğunuzun ölümünde çok farklı bir dünyanız vardır. Annenizin, babanızın ölümünde çok daha farklı bir dünyanız vardır. O anda konuşulanlar, o anda okunanlar, sizin ruh dünyanızda o kadar büyük bir etki yapar ki, sanki Allah ile aranızda perde kalmamış gibidir.
O halet-i ruhiyyede dinlediğin Kur'an'la, bu halet-i ruhiyyede dinlediğin Kur'an'dan; (evet, aynı Kur'an'dır) alacağın zevk-i manevi sen aynı olmadığın için aynı değildir. Onun için işte o perdeleri aradan kaldırıp -ki bu tezkiye ile olur, terbiye ile olur- Rabb'ine yaklaşacaksın ki O, Rabb'dan, O Allah'tan alacağın feyz, seni diriltecek, hayatın içinde Allah ile beraber yapacak.
Bu hale gelen insan hiçbir an Rabb'ini unutmaz. Çünkü o insan perdeleri; emmaresini, levvamesini, mülhimesini aştı. Bunlar Kur'anî tabirlerdir. Her perdeyi kaldırdığınızda nurani süzmeler sizin kalbinizde yer ediyor. Allah'ın nuru kalbinize devamlı tecelli ediyor.
Şimdi her an o tecelli ile beraber yaşayan insan mı yoksa o tecelliyi hiç fark etmeyen insan mı hayattan, sosyal münasebetlerden, hukuki davranışlardan, Kur'an'dan daha iyi anlar? Elbette ki o irtibatı, alakayı kuran insan...
Allah'ın maksadını en güzel anlayan insan
Rabb'inin maksadını en güzel anlayan Peygamber'dir. Niye? Kalbi her an Allah ile beraberdir de ondan. 70 bin tecelli ile Rabb'ini seyrediyor.
Rabb'inin kelamını okuduğu zaman, maksadı çok iyi anlıyor. Biz bu kadar tecelli ile içiçe olmadığımız için bizim gördüğümüz çok farklı, O'nunkisi çok daha farklı.
Aynı ayetler olmasına rağmen gören gözler, bakan gözler çok farklı olduğu için farklı anlaşılıyor. Çok affedersiniz, eşeğin seyrettiği gözle dünyayı seyret, dananın seyrettiği, ineğin seyrettiği gözle dünyayı seyret, kedinin seyrettiği gözle dünyayı seyret, yılanın seyrettiği gözle dünyayı seyret, bir de insanın seyrettiği gözle insanı seyret, aynı şeyi mi görüyoruz, görüyorlar?
Muhakkak farklı farklı şeyleri görüyorlar. Yani kim, hangi duygularla bakıyorsa, nereye bakıyorsa o hükmü, o neticeyi çıkartıyor. Mevlana onun için diyor ki, "Sen neyi fikrediyorsan osun."
İşte günümüzün problemi de bizce budur. İnsanın kendi kendini aşamaması, asıl cevhere vâsıl olamaması, hakikatleri doğru değerlendirememesidir.
Buradaki noksanlık; Allah'ı en mükemmel şekilde anlayan Resûlullah (s.a.a.) ve O'nun temiz Ehl-i Beyt'iyle kurulması gereken manevi bağın gerektiği gibi kurulamamasıdır.
Bugün bu bağın zayıflamasında, dinde Peygamberin (s.a.a.) mevkiini küçülten birtakım bâtıl anlayışların etkisi maalesef büyüktür. O bakımdan, bu tür hezeyanlara kulak asmamak, tam tersine Allah'ın Sevgilisine ve Ehl-i Beyt'e sımsıkı yapışmak hem ferdi, hem de toplum olarak tek kurtuluş reçetemizdir. Allah bizi bu konuda muvaffak eylesin." (Prof. Dr. Haydar Baş, İcmal Dergisi Şubat 2014)
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Prof. Dr. Haydar Baş / diğer yazıları
- Şehitlerin efendisi İmam Hüseyin / 05.04.2025
- İmam Hasan dönemi bugüne ne kadar da benziyor / 04.04.2025
- İmam Ali'nin hilafeti / 03.04.2025
- Gelmiş ve gelecek kadınların en üstünü Hz. Fatıma / 02.04.2025
- En güzel örnek Hz. Muhammed Mustafa (sav) / 01.04.2025
- Tevhidin merkezi Ehl-i Beyt / 31.03.2025
- Ramazan Bayramımız mübarek olsun / 30.03.2025
- Vesile haktır / 29.03.2025
- Türkiye’nin ve dünyanın ihtiyacı Milli Ekonomi Modeli’dir / 28.03.2025
- Sünni-Alevi-Bektaşi biz hep biriz / 27.03.2025
- İmam Hasan dönemi bugüne ne kadar da benziyor / 04.04.2025
- İmam Ali'nin hilafeti / 03.04.2025
- Gelmiş ve gelecek kadınların en üstünü Hz. Fatıma / 02.04.2025
- En güzel örnek Hz. Muhammed Mustafa (sav) / 01.04.2025
- Tevhidin merkezi Ehl-i Beyt / 31.03.2025
- Ramazan Bayramımız mübarek olsun / 30.03.2025
- Vesile haktır / 29.03.2025
- Türkiye’nin ve dünyanın ihtiyacı Milli Ekonomi Modeli’dir / 28.03.2025
- Sünni-Alevi-Bektaşi biz hep biriz / 27.03.2025