İmam-ı Şâfiî Hazretleri'nin rivayet ettiği hadis-i şerifler, Sahih-i Müslim'de, Sünen-i Ebi Davud, Sünen-i Tirmizi, Sünen-i Nesai, Sünen-i İbn-i Mace ve Sahih-i Buhari'nin ta'likatında yer almıştır. Kendisinden hadis-i şerif işitip rivayet ettiği zatlar; Müslim bin Halid ez-Zencir, Malik bin Esed, İbrahim bin Sa'd, Said bin Salim, Abdülvehhab es-Sakafi, İbn-i Aliyye, İbn-i İbn-i Uyeyne ve diğer hadis alimleridir. İmam-ı Şâfiî'den de Ahmed bin Hanbel, Süleyman bin Davud el-Haşimi, Ebu Bekir Abdullah bin Zübeyr el-Hamidi, İbrahim bin Münzir, Ebu Sevr İbrahim bin Halid, Ebu Yakub Yusuf bin Yahya ve diğer bir çok zat hadis-i şerif rivayet etmişlerdir. İmam-ı Şâfiî'nin rivayet ettiği hadis-i şeriflerden biri şudur: "Kendisine yumuşaklık verilen kimseye, dünya ve ahiret iyilikleri verilmiştir." Yumuşaklıktan mahrum olan kimse, dünya ve ahiret iyiliklerinden mahrum olur."
İmam-ı Şâfiî Hazretleri ikinci defa Bağdat'a gidişinden sonra, Bağdat'taki siyasi ve fikri kargaşalıklar sebebiyle Mısır'a gidip, ömrünün sonuna kadar orada kalmıştır. İmam-ı Şâfiî, İmam-ı Malik'in ve İmam-ı A'zamın talebesi İmam-ı Muhammed'in derslerine devam ederek, İmam-ı A'zamın ve İmam-ı Malik'in ictihad yollarını öğrenip, bu iki yolu birleştirdi ve ayrı bir ictihad yolu kurdu. Kendisi çok beliğ, edip olduğundan, ayet-i kerimelerin ve hadis-i şeriflerin ifade tarzına bakıp, kuvvetli bulduğu tarafa göre hüküm verirdi. İki tarafta da kendi usulüne göre kuvvet bulamazsa, o zaman kıyas yolu ile ictihad ederdi. Böylece Müslümanların ibadetlerinde ve işlerinde uyacakları bir yol göstermiştir. Onun kendi usulüne göre şer'i delillerden çıkardığı hükümlere, yani gösterdiği bu yola "Şâfiî Mezhebi" denildi. Ehl-i sünnet itikadında olan Müslümanlardan, amellerini yani ibadet ve işlerini, bu mezhebin hükümlerine uyarak yapanları "Şâfiî" denir. Şâfiî mezhebinin reisi olan İmam-ı Şâfiî, usul-i fıkıh ilmindeki meseleleri ilk defa tasnif edip, kitaba yazan kimsedir. Bu ilimdeki eserinin adı Er-Risale fil-Usul'dür.
İmam-ı Şâfiî Hazretleri ikinci defa Bağdat'a gidişinden sonra, Bağdat'taki siyasi ve fikri kargaşalıklar sebebiyle Mısır'a gidip, ömrünün sonuna kadar orada kalmıştır. İmam-ı Şâfiî, İmam-ı Malik'in ve İmam-ı A'zamın talebesi İmam-ı Muhammed'in derslerine devam ederek, İmam-ı A'zamın ve İmam-ı Malik'in ictihad yollarını öğrenip, bu iki yolu birleştirdi ve ayrı bir ictihad yolu kurdu. Kendisi çok beliğ, edip olduğundan, ayet-i kerimelerin ve hadis-i şeriflerin ifade tarzına bakıp, kuvvetli bulduğu tarafa göre hüküm verirdi. İki tarafta da kendi usulüne göre kuvvet bulamazsa, o zaman kıyas yolu ile ictihad ederdi. Böylece Müslümanların ibadetlerinde ve işlerinde uyacakları bir yol göstermiştir. Onun kendi usulüne göre şer'i delillerden çıkardığı hükümlere, yani gösterdiği bu yola "Şâfiî Mezhebi" denildi. Ehl-i sünnet itikadında olan Müslümanlardan, amellerini yani ibadet ve işlerini, bu mezhebin hükümlerine uyarak yapanları "Şâfiî" denir. Şâfiî mezhebinin reisi olan İmam-ı Şâfiî, usul-i fıkıh ilmindeki meseleleri ilk defa tasnif edip, kitaba yazan kimsedir. Bu ilimdeki eserinin adı Er-Risale fil-Usul'dür.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.