İmam-ı Azam Ebu Hanife Hz.
İyi düşünüldüğünde bütün insanlığın dünya ve ahiret saadetini doğrudan doğruya etkileyen bu çok mühim hizmet, İmâm-ı A'zam'ın zamanında ve daha sonra yetişen mezheb imamları, İslâm alimleri, evliyânın büyükleri tarafından da tâzim ve şükranla yâdedilmiştir. "Ehl-i Sünnetin reisi", "İmâm-ı A'zam=En büyük imâm" adıyla anılmıştır.
İmâm-ı A'zam, Allah-ü Teâla'nın rızasında başka bir düşüncesi olmayan büyük bir alimdi. Dinden soranlara İslâmiyeti dosdoğru şekliyle bildirir, tâviz vermez, bu yolda hiçbir şeyden çekinmezdi. Onun kitaplarına, ders halkasına ve fetvalarına herhangi bir siyasi düşünce ve güç, nefsani arzu ve menfaat, şahsi dostluk ve düşmanlık gibi unsurlar asla girmemiştir.
İmâm-ı A'zam Ebû Hanife nefsine tam hakimdi. Lüzumsuz şeylerle asla uğraşmazdı. Ancak kendisi gibi büyük İslâm âlimlerinde görülen heybet, vakar ve ahlâk-ı hamide (yüksek İslâm ahlakı) ile her hâlükarda insanların kurtuluş için çırpınırdı. Muarızlarına bile sabır, güler yüz, tatlılık ve sükûnetle davranır, asla heyecan ve telaşa kapılmazdı. Keskin ve derin firâset sahibiydi. Bu haliyle insanların içlerinde gizledikleri şeylere nüfuz eder ve olayların sonuçlarını sezerdi.
Ayrıca kuvvetli şahsiyeti, keskin zekası, üstün aklı, engin ilmi, heybeti, geniş muhakemesi, muhabbeti ve cazibesi ile, karşılaştığı herkese tesir eder, gönüllerini cezbederdi. Karşısına çıkan ve uzun tetkiki gerektiren bazı meseleleri, derin bir mütâlaadan sonra, böyle olmayanları ise ânında ve olayın açık misalleriyle cevaplandırırdı. En inatçı ve peşin hükümlü muarızlarını bile, en kolay bir yoldan cevaplandırarak ikna ederdi. Bu hususta hayret verici sayısız menkıbeleri meşhurdur.
Hâsılı İmâm-ı A'zam Ebû Hanife, İslâmiyetin Müslümanlardan doğru bir itikad (Ehl-i Sünnet itikâdı), doğru bir amel ve güzel bir ahlak istediğini bildirmiş, ömrü boyunca bu kurtuluş yolunu anlatmıştır. Vefatından sonra da yetiştirdiği talebeleri ve kitapları asırlar boyunca gelen bütün Müslümanlara ışık tutmuş ve rehber olmuştur.
Menkıbeleri
İmâm-ı A'zam talebeleri arasında bulunduğu bir sırasıda vücudunu akrep soktu ve yere düştü. Talebeleri akrebi öldürmek isteyince; "Onu öldürmeyiniz, kendimi onunla tecrübe etmek istiyorum, bakalım haklarında hadis-i şerifte; "Âlimlerin kanı zehirdir" buyrulan âlimlere dahil miyim?" dedi. Talebeleri akrebe baktılar, kıvrandı, büzüldü ve hemen öldü.
İyi düşünüldüğünde bütün insanlığın dünya ve ahiret saadetini doğrudan doğruya etkileyen bu çok mühim hizmet, İmâm-ı A'zam'ın zamanında ve daha sonra yetişen mezheb imamları, İslâm alimleri, evliyânın büyükleri tarafından da tâzim ve şükranla yâdedilmiştir. "Ehl-i Sünnetin reisi", "İmâm-ı A'zam=En büyük imâm" adıyla anılmıştır.
İmâm-ı A'zam, Allah-ü Teâla'nın rızasında başka bir düşüncesi olmayan büyük bir alimdi. Dinden soranlara İslâmiyeti dosdoğru şekliyle bildirir, tâviz vermez, bu yolda hiçbir şeyden çekinmezdi. Onun kitaplarına, ders halkasına ve fetvalarına herhangi bir siyasi düşünce ve güç, nefsani arzu ve menfaat, şahsi dostluk ve düşmanlık gibi unsurlar asla girmemiştir.
İmâm-ı A'zam Ebû Hanife nefsine tam hakimdi. Lüzumsuz şeylerle asla uğraşmazdı. Ancak kendisi gibi büyük İslâm âlimlerinde görülen heybet, vakar ve ahlâk-ı hamide (yüksek İslâm ahlakı) ile her hâlükarda insanların kurtuluş için çırpınırdı. Muarızlarına bile sabır, güler yüz, tatlılık ve sükûnetle davranır, asla heyecan ve telaşa kapılmazdı. Keskin ve derin firâset sahibiydi. Bu haliyle insanların içlerinde gizledikleri şeylere nüfuz eder ve olayların sonuçlarını sezerdi.
Ayrıca kuvvetli şahsiyeti, keskin zekası, üstün aklı, engin ilmi, heybeti, geniş muhakemesi, muhabbeti ve cazibesi ile, karşılaştığı herkese tesir eder, gönüllerini cezbederdi. Karşısına çıkan ve uzun tetkiki gerektiren bazı meseleleri, derin bir mütâlaadan sonra, böyle olmayanları ise ânında ve olayın açık misalleriyle cevaplandırırdı. En inatçı ve peşin hükümlü muarızlarını bile, en kolay bir yoldan cevaplandırarak ikna ederdi. Bu hususta hayret verici sayısız menkıbeleri meşhurdur.
Hâsılı İmâm-ı A'zam Ebû Hanife, İslâmiyetin Müslümanlardan doğru bir itikad (Ehl-i Sünnet itikâdı), doğru bir amel ve güzel bir ahlak istediğini bildirmiş, ömrü boyunca bu kurtuluş yolunu anlatmıştır. Vefatından sonra da yetiştirdiği talebeleri ve kitapları asırlar boyunca gelen bütün Müslümanlara ışık tutmuş ve rehber olmuştur.
Menkıbeleri
İmâm-ı A'zam talebeleri arasında bulunduğu bir sırasıda vücudunu akrep soktu ve yere düştü. Talebeleri akrebi öldürmek isteyince; "Onu öldürmeyiniz, kendimi onunla tecrübe etmek istiyorum, bakalım haklarında hadis-i şerifte; "Âlimlerin kanı zehirdir" buyrulan âlimlere dahil miyim?" dedi. Talebeleri akrebe baktılar, kıvrandı, büzüldü ve hemen öldü.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.