Epey küçüğüm salonun ortasında oyuncaklarımla oynuyorum, ekrandan gelen o gür sesi hala hatırlıyorum: "Bu vatan bizimdir, bizim kalacaktır!" Yıllar sonra o sesin, Gaziantep'te bir salon programında, Prof. Dr. Haydar Baş hocamıza ait olduğunu öğreneceğim… Yine aynı ses bu defa Haftanın Sohbeti isimli programda karşısında ona sorular yönelten bir isimle konuşurken "Türk'e kurttan post Avrupalıdan dost olmaz" diyecek ve ben hiç tanımadığım bu ismin bu sözlerini hayatım boyunca hiç unutmayacağım…
Ben ne olduğundan habersiz ama ruhuma işleyen bu cümlelerle lise yıllarıma geldiğimde O ve dilinden düşürmediği kadrosu, Bağımsız Türkiye Partisi'ni kurmuştu bile. İsmini, cismini, neslini, vazifesini, misyonunu, davasını, hedeflerini, milletini nelerden korumak istediğini, nelere ulaştırmak istediğini anlamaya başlamam da o yıllarımı bulacaktı.
İstanbul'da Çağlayanda "Ne ABD Ne AB Tam Bağımsız Türkiye" mitingi yapılacaktı ve orada olup O adamı canlı olarak görmeliydim…
Gördüm.
Miting alanında kürsüde milleti ayağa kaldırmanın yollarını bir bir izah ediyordu. Tam bağımsızlığı, milli ekonomiyi, orduyu, devleti, bayrağı, ezanı velhasıl kutsal olan neyimiz varsa onlar dökülüyordu dilinden, hatta O'nun için haykırıyordu demek daha doğru olurdu.
Sonra bir sonraki programını, mitingini, sohbetlerini tabiri caizse izini sürmeye başladım… Evet, tam bir iz sürmekti bizimkisi… Onlarca ili onunla gördüm daha fazlasını da yine O'nun nasihat ve tavsiyeleriyle dolaştık…
Biz yüzlerce, binlerce Haydar Hoca'nın izini süren gençler olarak birbirimizde Vatanı, Milleti, Devleti, Allah'ı, Peygamberi, Ehl-i Beyt'i, hakikati buluyorduk. Birimizin canı yansa kilometrelerce ötede diğerinin de canı yanıyordu. "İnananlar ancak kardeştir"in sırrına O'nunla eriyorduk.
Okullar açıyordu… İdarecilerine, çalışanlarına: "Bu kurumda okuyan çocukları kendi öz evladınız gibi görmediğiniz müddetçe netice elde edemezsiniz.." diyerek..
Televizyon kanalları kuruyordu; gayesi millete öz benliğini unutturmaya çalışanlara inat hatırlatmak ve yaşatmak olan..
Gazete ve dergi çıkartıyor, Tam Bağımsız Türkiye hedefine ulaşmanın kilometre taşlarını döşüyor ve kadrosunu yetiştiriyordu.
İcmal Gençlik Derneği var, gül gibi olan, gül gibi kokan gençliği yetiştirmek için kurulan..
Milli Ekonomi Modelini yazdı. Ceddi Oğuz Kağan misali Türk yurdunda kimse aç kalmasın, fakirlik suç sayılsın istiyordu ve kendi ifadesiyle vatanına göz diken leş kargalarına meydan bırakmıyor olağanüstü bir mücadele sergiliyordu..
Öz evlatlarından ayırmadığı binlerce evladı vardı. Bu sıradan bir iş değildir. Onların sözünde yahut düğününde O, muhakkak vardı ve şeref konuğuydu. Bir hayırlı işe el attı mı tek duası vardı; "Yarabbi bu hane sahiplerine vatana, millete, devlete ve dine hadim ve hadime evlatlar nasip eyle."
Bir işe el atsın da netice alamasın bu mümkün değildi. Eklerdi; "Biz bir şeye sahip çıkarken Allah'a hesap verme şuuruyla sahip çıkarız! Öyle birilerini memnun etmek için değil."
Ardında asker var, derin devlet var, o var, bu var yakıştırmalarına; "Haydar Hocanın arkasında Allah var oğlum" derdi. Şahidiz.
14 Nisan Salı sabahı O'na kavuştu…
Sonraları çok meşhur oldu bir ifade ben onu yaşadım.. Üniversite 1. sınıfta, siyaset okuyor olmamızın da merakıyla, Trabzonlu bir arkadaşım bana dönerek;
- Sana bir şey soracağım,
Atatürk'ü çok seviyorsun ama CHP'li değilsin,
Vatanı çok seviyorsun, milliyetçi birisin ama MHP'li değilsin,
Dindar bir insansın ama AKP ile hiçbir bağlantın yok, necisin kimi tutuyorsun sen? Dedi.
- Haydar Hocayı tanıyor musun? Dedim.
- İş Aş Haydar Baş olarak duymuştum dedi, ta kendisi dedim. Bu özelliklerin cevabı tekti HAYDAR HOCA. Tek farkımız, görüş kaynağımız, ışığımızdı.
İşte dün İş Aş HAYDAR BAŞ diyorduk,
Bugün de İş Aş HÜSEYİN BAŞ diyoruz.
Bağımsız Türkiye Partisi, yüreği vatan-millet aşkıyla dolu kadrolarıyla durmadan, yorulmadan yoluna devam ediyor.
Hocam emanetin emin ellerde, Gönül Adamı olan senden öğrendiğimiz gönül işçiliğine devam edeceğiz.
Gönüller yapacağız, bir bilek bir yürek olacağız. Senin: "Gönüllerde Hakk'ı iktidar etme" davanın takipçileri olacağız.
Artık; Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ruhuyla, Prof. Dr. Haydar Baş hocanın gönlüyle yürüyüşümüzü senin gibi sonlandırmaktır istediğimiz.
Seni tanımakla şeref bulduk Hocam,
Anlatmakla ötesine yürümektir isteğimiz.
Bu vesileyle; Prof. Dr. Haydar Baş hocamın hanesinin, eşinin, evlatlarının başı sağ olsun.
Gönül verenlerinin başı sağ olsun.
Ben ne olduğundan habersiz ama ruhuma işleyen bu cümlelerle lise yıllarıma geldiğimde O ve dilinden düşürmediği kadrosu, Bağımsız Türkiye Partisi'ni kurmuştu bile. İsmini, cismini, neslini, vazifesini, misyonunu, davasını, hedeflerini, milletini nelerden korumak istediğini, nelere ulaştırmak istediğini anlamaya başlamam da o yıllarımı bulacaktı.
İstanbul'da Çağlayanda "Ne ABD Ne AB Tam Bağımsız Türkiye" mitingi yapılacaktı ve orada olup O adamı canlı olarak görmeliydim…
Gördüm.
Miting alanında kürsüde milleti ayağa kaldırmanın yollarını bir bir izah ediyordu. Tam bağımsızlığı, milli ekonomiyi, orduyu, devleti, bayrağı, ezanı velhasıl kutsal olan neyimiz varsa onlar dökülüyordu dilinden, hatta O'nun için haykırıyordu demek daha doğru olurdu.
Sonra bir sonraki programını, mitingini, sohbetlerini tabiri caizse izini sürmeye başladım… Evet, tam bir iz sürmekti bizimkisi… Onlarca ili onunla gördüm daha fazlasını da yine O'nun nasihat ve tavsiyeleriyle dolaştık…
Biz yüzlerce, binlerce Haydar Hoca'nın izini süren gençler olarak birbirimizde Vatanı, Milleti, Devleti, Allah'ı, Peygamberi, Ehl-i Beyt'i, hakikati buluyorduk. Birimizin canı yansa kilometrelerce ötede diğerinin de canı yanıyordu. "İnananlar ancak kardeştir"in sırrına O'nunla eriyorduk.
Okullar açıyordu… İdarecilerine, çalışanlarına: "Bu kurumda okuyan çocukları kendi öz evladınız gibi görmediğiniz müddetçe netice elde edemezsiniz.." diyerek..
Televizyon kanalları kuruyordu; gayesi millete öz benliğini unutturmaya çalışanlara inat hatırlatmak ve yaşatmak olan..
Gazete ve dergi çıkartıyor, Tam Bağımsız Türkiye hedefine ulaşmanın kilometre taşlarını döşüyor ve kadrosunu yetiştiriyordu.
İcmal Gençlik Derneği var, gül gibi olan, gül gibi kokan gençliği yetiştirmek için kurulan..
Milli Ekonomi Modelini yazdı. Ceddi Oğuz Kağan misali Türk yurdunda kimse aç kalmasın, fakirlik suç sayılsın istiyordu ve kendi ifadesiyle vatanına göz diken leş kargalarına meydan bırakmıyor olağanüstü bir mücadele sergiliyordu..
Öz evlatlarından ayırmadığı binlerce evladı vardı. Bu sıradan bir iş değildir. Onların sözünde yahut düğününde O, muhakkak vardı ve şeref konuğuydu. Bir hayırlı işe el attı mı tek duası vardı; "Yarabbi bu hane sahiplerine vatana, millete, devlete ve dine hadim ve hadime evlatlar nasip eyle."
Bir işe el atsın da netice alamasın bu mümkün değildi. Eklerdi; "Biz bir şeye sahip çıkarken Allah'a hesap verme şuuruyla sahip çıkarız! Öyle birilerini memnun etmek için değil."
Ardında asker var, derin devlet var, o var, bu var yakıştırmalarına; "Haydar Hocanın arkasında Allah var oğlum" derdi. Şahidiz.
14 Nisan Salı sabahı O'na kavuştu…
Sonraları çok meşhur oldu bir ifade ben onu yaşadım.. Üniversite 1. sınıfta, siyaset okuyor olmamızın da merakıyla, Trabzonlu bir arkadaşım bana dönerek;
- Sana bir şey soracağım,
Atatürk'ü çok seviyorsun ama CHP'li değilsin,
Vatanı çok seviyorsun, milliyetçi birisin ama MHP'li değilsin,
Dindar bir insansın ama AKP ile hiçbir bağlantın yok, necisin kimi tutuyorsun sen? Dedi.
- Haydar Hocayı tanıyor musun? Dedim.
- İş Aş Haydar Baş olarak duymuştum dedi, ta kendisi dedim. Bu özelliklerin cevabı tekti HAYDAR HOCA. Tek farkımız, görüş kaynağımız, ışığımızdı.
İşte dün İş Aş HAYDAR BAŞ diyorduk,
Bugün de İş Aş HÜSEYİN BAŞ diyoruz.
Bağımsız Türkiye Partisi, yüreği vatan-millet aşkıyla dolu kadrolarıyla durmadan, yorulmadan yoluna devam ediyor.
Hocam emanetin emin ellerde, Gönül Adamı olan senden öğrendiğimiz gönül işçiliğine devam edeceğiz.
Gönüller yapacağız, bir bilek bir yürek olacağız. Senin: "Gönüllerde Hakk'ı iktidar etme" davanın takipçileri olacağız.
Artık; Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ruhuyla, Prof. Dr. Haydar Baş hocanın gönlüyle yürüyüşümüzü senin gibi sonlandırmaktır istediğimiz.
Seni tanımakla şeref bulduk Hocam,
Anlatmakla ötesine yürümektir isteğimiz.
Bu vesileyle; Prof. Dr. Haydar Baş hocamın hanesinin, eşinin, evlatlarının başı sağ olsun.
Gönül verenlerinin başı sağ olsun.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Misafir Kalem / diğer yazıları
- SEÇİL DAMLA KAYAALP - Öğrenme / 08.03.2025
- BURHAN BORAN: Deprem / 27.02.2025
- FATİH HAYDAR GÜNER - Maarif yüzyılı mı, masallar yüzyılı mı? / 20.02.2025
- FATİH HAYDAR GÜNER - Parayı kim basarsa düzeni o kurar / 19.02.2025
- FATİH HAYDAR GÜNER - Petro-Dolar Tuzağından Kurtuluş: Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Vizyonu / 18.02.2025
- AYŞE ZIVALI: Hoca Atatürk / 08.02.2025
- OZANCAN DERNEK /Efendi kim, köle kim? / 17.01.2025
- MELEK KERESTECİ: Birlik ve beraberlik üzerine / 23.12.2024
- AV. AHMET HAYDAR İLİK: Türk gençliğine verilen büyük vazife / 26.11.2024
- HAYDAR NECMEDDİN KAZANCI / Çözümsüz vaatler / 24.11.2024
- BURHAN BORAN: Deprem / 27.02.2025
- FATİH HAYDAR GÜNER - Maarif yüzyılı mı, masallar yüzyılı mı? / 20.02.2025
- FATİH HAYDAR GÜNER - Parayı kim basarsa düzeni o kurar / 19.02.2025
- FATİH HAYDAR GÜNER - Petro-Dolar Tuzağından Kurtuluş: Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Vizyonu / 18.02.2025
- AYŞE ZIVALI: Hoca Atatürk / 08.02.2025
- OZANCAN DERNEK /Efendi kim, köle kim? / 17.01.2025
- MELEK KERESTECİ: Birlik ve beraberlik üzerine / 23.12.2024
- AV. AHMET HAYDAR İLİK: Türk gençliğine verilen büyük vazife / 26.11.2024
- HAYDAR NECMEDDİN KAZANCI / Çözümsüz vaatler / 24.11.2024