Ehl-i Beyt konuşan kapıdır
İmam Cafer (a.s.) buyurdu ki: “Allah, her şeyin ancak sebepleri aracılığıyla gerçekleşmesini öngörmüştür. Her sebep için de bir açıklama ve her açıklama için bir bilgi ve her bilgi için konuşan bir kapı var etmiştir. Bu kapı Resûlullah ve biz (Ehl-i Beyt)’iz”
10.11.2021 06:00:00





Rib'î b. Abdullah, Ebu Abdullah (Ca'fer Sâdık aleyhisselâm)'dan şöyle rivayet etmiştir: "Allah, her şeyin ancak sebepleri aracılığıyla gerçekleşmesini öngörmüştür. Her şey için bir sebep var etmiştir. Her sebep için de bir açıklama ve her açıklama için bir bilgi ve her bilgi için konuşan bir kapı var etmiştir. Kapıyı bilen bilgiye ulaşır, bilmeyen bilgiden yoksun kalır. Bu kapı Resûlullah ve biz (Ehli Beyt)'iz."
Muhammed b. Müslim şöyle rivayet etmiştir:
Ebu Ca'fer (Muhammed Bâkır aleyhisselâm)'ın şöyle dediğini duydum: "Allah tarafından tayin edilen bir imamı olmaksızın sırf kendini yoran bir ibadetle Allah'a kulluk sunan bir kimsenin çabası kabul görmeyecektir. O, sapkın ve şaşkındır. Allah, onun amellerini çirkin sayıp öfke duyar. Onun örneği bir koyunun örneğidir ki, çobanından ve sürüsünden ayrılıp kaybolur. Bütün gününü şaşkın şaşkın gidip gelmelerle bitirir. Gece olunca başında çobanı bulunan bir sürü görür, o sürüye katılır ve gecesini bu sürünün ağılında geçirir. Çoban sürüsünü meraya salmak istediği zaman, bu yitik koyun çobanını ve sürüsünü tanımaz olur. Tekrar çobanını ve sürüsünü bulmak için şaşkın bir halde sağa sola gidip gelir. Derken başında çobanı bulunan bir sürü görür, bu sürüye sığınır, onlara katılır. Çoban ona seslenir: 'Gel, çobanına ve sürüne katıl. Sen kaybolmuşsun, şaşırmışsın. Çobanından ve süründen uzaklaşmışsın.' Ama o şaşkın, yolunu yitirmiş olarak sağa sola koşuşmaya başlar. Çobanı, yol göstereni, güdücüsü olmaksızın, önünü kesip doğru yola yöneltecek bakıcısı olmadan gezinip durur. Derken kurt, bu koyunun kayboluşunu fırsat bilir ve koyunu yer. Aynı şekilde, Allah'a yemin ederim ki, ey Muhammed! Şu ümmetten kim Allah Azze ve Celle'nin tayin ettiği özellikleri belli ve âdil bir imamı olmazsa kaybolur, yolunu şaşırır. Eğer bu şekilde ölürse küfür ve nifak üzere ölmüş olur.
Bil ki, ey Muhammed! Zorba imamlar ve onların tâbileri Allah'ın dininden soyutlan-mışlardır. Hem kendileri sapmışlar hem de başkalarını saptırmışlardır.
'Rablerine kâfir olanların örneği, bir küle benzer, kasırga estiği bir günde bu kül, yelle savrulur gider. Kazançlarından hiçbir şey elde edemezler, işte budur doğru yoldan çok uzak bir sapıklık.' (İbrahim, 18)."
Mukarrin şöyle rivayet etmiştir:
Ebu Abdullah (Ca'fer Sâdık aleyhisselâm)'ın şöyle dediğini duydum:
İbn Kevva, Emirü'l-Mü'minîn (Ali b. Ebu Tâlib aleyhisselâm)'ın yanına geldi ve şöyle dedi: "Ey Emir'ül-Mü'minin! 'A'raf üzerinde herkesi simalarından tanıyan adamlar vardır' (A'raf, 46) âyetinin anlamı nedir?"
Buyurdu ki: "Biz A'raf üzerinde dururuz ve bize yardım edenleri simalarından tanırız. Biz A'rafız ki, Allah Azze ve Celle ancak bizim aracılığımızla bilinir. Biz A'rafız ki, Allah Azze ve Celle kıyamet günü Sırat üzerinde bizi tanıtır. Cennete ancak bizi tanıyan ve bizim tanıdığımız kimseler girerler. Cehenneme de ancak bizi tanımayan ve bizim tanımadığımız kimseler girerler. Allah Tebareke ve Teâlâ dileseydi, Kendisini kullarına doğrudan tanıtırdı. Fakat bizi, Kendisini bil-menin kapıları, yolu, aracısı ve izlenen yönü olarak belirledi. Kim bizim velayetimizden ayrılsa veya başkasını bize tercih ederse, kuşkusuz onlar, doğru yoldan ters yüz döndürülmüşlerdir. İnsanların sığınıp doğruyu bulmalarına vesile olan gerçek imamlarla, kendileri korunmaya ve yol göstericiye muhtaç olan kimseler bir olur mu? Bizden başkasının peşine düşenler, sularını birbirinden alan ve küçük bir su sızıntısı akıtan çeşmelere gidip susuzluklarını gidermeye çalışan kimselere benzerler. Ama bizim peşimizden gelenler, Rabbinin izniyle berrak ve gür sularını akıtan, tükenmeyen ve kurumayan pınarlara giden kimselere benzerler."
Muhammed b. Müslim şöyle rivayet etmiştir:
Ebu Ca'fer (Muhammed Bâkır aleyhisselâm)'ın şöyle dediğini duydum: "Allah tarafından tayin edilen bir imamı olmaksızın sırf kendini yoran bir ibadetle Allah'a kulluk sunan bir kimsenin çabası kabul görmeyecektir. O, sapkın ve şaşkındır. Allah, onun amellerini çirkin sayıp öfke duyar. Onun örneği bir koyunun örneğidir ki, çobanından ve sürüsünden ayrılıp kaybolur. Bütün gününü şaşkın şaşkın gidip gelmelerle bitirir. Gece olunca başında çobanı bulunan bir sürü görür, o sürüye katılır ve gecesini bu sürünün ağılında geçirir. Çoban sürüsünü meraya salmak istediği zaman, bu yitik koyun çobanını ve sürüsünü tanımaz olur. Tekrar çobanını ve sürüsünü bulmak için şaşkın bir halde sağa sola gidip gelir. Derken başında çobanı bulunan bir sürü görür, bu sürüye sığınır, onlara katılır. Çoban ona seslenir: 'Gel, çobanına ve sürüne katıl. Sen kaybolmuşsun, şaşırmışsın. Çobanından ve süründen uzaklaşmışsın.' Ama o şaşkın, yolunu yitirmiş olarak sağa sola koşuşmaya başlar. Çobanı, yol göstereni, güdücüsü olmaksızın, önünü kesip doğru yola yöneltecek bakıcısı olmadan gezinip durur. Derken kurt, bu koyunun kayboluşunu fırsat bilir ve koyunu yer. Aynı şekilde, Allah'a yemin ederim ki, ey Muhammed! Şu ümmetten kim Allah Azze ve Celle'nin tayin ettiği özellikleri belli ve âdil bir imamı olmazsa kaybolur, yolunu şaşırır. Eğer bu şekilde ölürse küfür ve nifak üzere ölmüş olur.
Bil ki, ey Muhammed! Zorba imamlar ve onların tâbileri Allah'ın dininden soyutlan-mışlardır. Hem kendileri sapmışlar hem de başkalarını saptırmışlardır.
'Rablerine kâfir olanların örneği, bir küle benzer, kasırga estiği bir günde bu kül, yelle savrulur gider. Kazançlarından hiçbir şey elde edemezler, işte budur doğru yoldan çok uzak bir sapıklık.' (İbrahim, 18)."
Mukarrin şöyle rivayet etmiştir:
Ebu Abdullah (Ca'fer Sâdık aleyhisselâm)'ın şöyle dediğini duydum:
İbn Kevva, Emirü'l-Mü'minîn (Ali b. Ebu Tâlib aleyhisselâm)'ın yanına geldi ve şöyle dedi: "Ey Emir'ül-Mü'minin! 'A'raf üzerinde herkesi simalarından tanıyan adamlar vardır' (A'raf, 46) âyetinin anlamı nedir?"
Buyurdu ki: "Biz A'raf üzerinde dururuz ve bize yardım edenleri simalarından tanırız. Biz A'rafız ki, Allah Azze ve Celle ancak bizim aracılığımızla bilinir. Biz A'rafız ki, Allah Azze ve Celle kıyamet günü Sırat üzerinde bizi tanıtır. Cennete ancak bizi tanıyan ve bizim tanıdığımız kimseler girerler. Cehenneme de ancak bizi tanımayan ve bizim tanımadığımız kimseler girerler. Allah Tebareke ve Teâlâ dileseydi, Kendisini kullarına doğrudan tanıtırdı. Fakat bizi, Kendisini bil-menin kapıları, yolu, aracısı ve izlenen yönü olarak belirledi. Kim bizim velayetimizden ayrılsa veya başkasını bize tercih ederse, kuşkusuz onlar, doğru yoldan ters yüz döndürülmüşlerdir. İnsanların sığınıp doğruyu bulmalarına vesile olan gerçek imamlarla, kendileri korunmaya ve yol göstericiye muhtaç olan kimseler bir olur mu? Bizden başkasının peşine düşenler, sularını birbirinden alan ve küçük bir su sızıntısı akıtan çeşmelere gidip susuzluklarını gidermeye çalışan kimselere benzerler. Ama bizim peşimizden gelenler, Rabbinin izniyle berrak ve gür sularını akıtan, tükenmeyen ve kurumayan pınarlara giden kimselere benzerler."
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.