Sayın Başbakanımız ne demişti bir hatırlayalım: "Büyük Ortadoğu Projesi ile Diyarbakır'ın yıldızı parlayacak."
Bu sözün üzerinden fazla bir zaman geçmedi ve Diyarbakır'da toplanan onbinlerce insan başka başka yıldızları parlatmaya başladılar. En son yapılan Nevruz kutlamalarında ay yıldızlı Türk Bayrağı'nın haricinde, bölücülüğü simgeleyen ne kadar şekil ve yazı varsa hepsi vardı.
Zaten Başbakanın o talihsiz açıklamasının ardından, Avrupalı sözde dostlarımız Ankara'dan çok, Diyarbakır'ı su yolu yaptılar. İpini koparan parlamenter, bürokrat soluğu orada almaya başladı. Bu denli su yolu yapılmış bir kentte kutlamalar yapılır da Avrupalılar olmaz mı? Kanbersiz düğün olmaz kabilinden Diyarbakır'daki kalabalığın ön saflarında yine güya Avrupalı büyükelçiler, parlamenterler yerlerini almışlardı, hem de atılan ayrılıkçı sloganlara kendilerini yırtarcasına eşlik ederek.
Biz vatandaş olarak soruyoruz; bu, elin gavuru bizim insanımızın içinde ne arıyor ve ne sıfatla bölücü sloganlara eşlik ediyor? Biz soruyoruz, vatandaş ısrarla soruyor da, hükümet hiç görmemiş bile.
Türkiye, özellikle Avrupa'dan, Amerika'dan gelenler için bir yol geçen hanı oldu. Bizim vekillerimiz oralara gittiği zaman ince ince eleklerden geçiriliyorlar ama oradan gelenler elini kolunu sallayarak Diyarbakır'a gidip halayın başına geçebiliyor ve bölücü türküler söyleyebiliyor.
Bütün bu gevşeklikler, vurdumduymazlıklar, Mersin'deki menfur olayı gündeme getirdi.
Bayrağını, sancağını yedi düvele karşı canı pahasına asırlarca korumuş, hep yükseklerde tutmasını başarabilmiş olan bu aziz milletin ay yıldızlı bayrağı ayaklar altına alınmak istendi, hem de sözde kendi vatandaşları tarafından.
Sayın hükümetimiz; şehid, şehadet, istiklal, mü'min gibi Kur'an'ın anahtar kavramlarını yasaklamak için genelgeler, fermanlar yayınlayadursun; elin gavuru, gelmiş, Diyarbakır'da halayın başına geçmiş ve ayrılıkçı, bölücü türkülerini söylemeye devam ediyor.
Yazık oluyor, ülkemize, insanımıza, vatanımıza, istiklalimize, istikbalimize, bayrağımıza yazık oluyor.
Bu sözün üzerinden fazla bir zaman geçmedi ve Diyarbakır'da toplanan onbinlerce insan başka başka yıldızları parlatmaya başladılar. En son yapılan Nevruz kutlamalarında ay yıldızlı Türk Bayrağı'nın haricinde, bölücülüğü simgeleyen ne kadar şekil ve yazı varsa hepsi vardı.
Zaten Başbakanın o talihsiz açıklamasının ardından, Avrupalı sözde dostlarımız Ankara'dan çok, Diyarbakır'ı su yolu yaptılar. İpini koparan parlamenter, bürokrat soluğu orada almaya başladı. Bu denli su yolu yapılmış bir kentte kutlamalar yapılır da Avrupalılar olmaz mı? Kanbersiz düğün olmaz kabilinden Diyarbakır'daki kalabalığın ön saflarında yine güya Avrupalı büyükelçiler, parlamenterler yerlerini almışlardı, hem de atılan ayrılıkçı sloganlara kendilerini yırtarcasına eşlik ederek.
Biz vatandaş olarak soruyoruz; bu, elin gavuru bizim insanımızın içinde ne arıyor ve ne sıfatla bölücü sloganlara eşlik ediyor? Biz soruyoruz, vatandaş ısrarla soruyor da, hükümet hiç görmemiş bile.
Türkiye, özellikle Avrupa'dan, Amerika'dan gelenler için bir yol geçen hanı oldu. Bizim vekillerimiz oralara gittiği zaman ince ince eleklerden geçiriliyorlar ama oradan gelenler elini kolunu sallayarak Diyarbakır'a gidip halayın başına geçebiliyor ve bölücü türküler söyleyebiliyor.
Bütün bu gevşeklikler, vurdumduymazlıklar, Mersin'deki menfur olayı gündeme getirdi.
Bayrağını, sancağını yedi düvele karşı canı pahasına asırlarca korumuş, hep yükseklerde tutmasını başarabilmiş olan bu aziz milletin ay yıldızlı bayrağı ayaklar altına alınmak istendi, hem de sözde kendi vatandaşları tarafından.
Sayın hükümetimiz; şehid, şehadet, istiklal, mü'min gibi Kur'an'ın anahtar kavramlarını yasaklamak için genelgeler, fermanlar yayınlayadursun; elin gavuru, gelmiş, Diyarbakır'da halayın başına geçmiş ve ayrılıkçı, bölücü türkülerini söylemeye devam ediyor.
Yazık oluyor, ülkemize, insanımıza, vatanımıza, istiklalimize, istikbalimize, bayrağımıza yazık oluyor.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Aziz Karaca / diğer yazıları
- Yaratıcının kolu olan kullar… / 28.03.2025
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025
- Çocukluğumuzun ramazanları / 07.03.2025
- Tuttuğumuz oruç bizi tutamıyorsa… / 06.03.2025
- Merhaba ey Hak’tan ferman merhaba! / 04.03.2025
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025
- Çocukluğumuzun ramazanları / 07.03.2025
- Tuttuğumuz oruç bizi tutamıyorsa… / 06.03.2025
- Merhaba ey Hak’tan ferman merhaba! / 04.03.2025