Her şairin her şiirini çalışsanız da kolay kolay ezberleyemezsiniz, ezberleseniz bile uzun süre zihninizde muhafaza edemezsiniz, kısa sürede unutulur gider.
Bazı şairlerin bazı şiirleri de vardır ki, zihninizde ve gönlünüzde taht kurar, sık sık tekrarlamasanız bile o şairin ismi ile birlikte derhal dilinizden dökülür.
İşlenen tema, kelimelerin ustaca dizilişi, tam on ikiden vururcasına yapılan doğru teşhis ve birçok sebep bu duruma etki eder.
Yaklaşık on sene önce kaybettiğimiz Erzurumlu Aşık Reyhani'nin bestelenmiş, hala dillerde dolaşan bir çok şiiri vardır, bunlardan biri "Kara Yer"dir biri "Umut Dağı"dır, bir diğeri "Erzurumlu Gelin"dir ve daha birçokları...
"Kara Yer" adlı şiirini, sesinin turna gibi olduğu yıllarda ve bizler ilkokulda iken köyümüzde ender bulunan pilli teypten dinlediğimizi, anaların, ninelerin gözyaşlarını silerek dinlediklerini dün gibi hatırlıyorum:
"Gözüm yummuş gafletinen giderken
Dediler ki tebdil görmüş kara yer
Dünya varlığını hayal ederken
İki taş bir mezar örmüş kara yer
Sanma bu dünyanın bir vefası var
Aldatır oynatır eder ihtiyar
Ağayla hizmetkâr yan yana yatar
Ne asıl ne nesil sormuş kara yer.
Reyhanî farkı ne az ile çoğun
İkisi bir olur var ile yoğun
Mezar bir tarladır insanlar tohum
Her gün dane dane sürmüş kara yer."
Reyhani şiir dallarının hemen hemen hepsinde çok orijinal eserler bırakmış şairlerimizden biridir.
Bir dizesini başlık yaptığımız şiiri de cinaslı şiirlerine en güzel örneklerden biridir:
"Demedim mi gönül kalkıp yürüme
Bir gün yollarını harami bağlar
Dertliysen derdini dertsize deme
Dertsiz hekim olsa yara mı bağlar
Yazılan kaderdir başa gelince
Suç sende ayağın taşa gelince
Kudretin damlası coşa gelince
Onu bent mi eyler dere mi bağlar
Oku sayfasını geçen çağların
Yaprağı dökülmüş nice bağların
Âdeti böyledir yüksek dağların
Aslı'ya yol verir Kerem'i bağlar
Ben de Reyhanî'yim susuz pınarım
Damlam coş ederse olmaz kenarım
Öldüğümü duysa o nazlı yârim
Bilmem al mı giyer kara mı bağlar."
Yaklaşık yirmi sene önce, Meltem-Mesaj televizyonlar gurubunda beş yıl süre ile hazırlayıp sunduğum "Ozanlarımız" adlı programda ozanlardan birinin okuduğu bir şiir hala ezberimdedir ve söz Artvinli Aşık Huzuri'den (1886-1951) açılınca, ona ait olan bu şiiri rahatlıkla okurum.
Bakalım, merhum şairimizin yaklaşık yetmiş-seksen yıl evvel çektiği fotoğrafta herhangi bir değişiklik var mı:
"Şimdi tersinedir dünyanın işi
Yahşi satılmazdan yaman satılır
Altın sarf edemez doğru bir kişi
Eğri tunç gezdirse hemen satılır
Değerli adamlar kalmıştır yalnız
Değersizler elde gezer tertemiz
Alan kör, satan kör, kantar ayarsız
Buğdaydan fiyatlı saman satılır
Bir gün başa gelir gelmeyen akla
Herkes dil altına koymuş bir bakla
Huzurî sabreyle metaın sakla
Er geç gelir öyle zaman satılır."
Bazı şairlerin bazı şiirleri de vardır ki, zihninizde ve gönlünüzde taht kurar, sık sık tekrarlamasanız bile o şairin ismi ile birlikte derhal dilinizden dökülür.
İşlenen tema, kelimelerin ustaca dizilişi, tam on ikiden vururcasına yapılan doğru teşhis ve birçok sebep bu duruma etki eder.
Yaklaşık on sene önce kaybettiğimiz Erzurumlu Aşık Reyhani'nin bestelenmiş, hala dillerde dolaşan bir çok şiiri vardır, bunlardan biri "Kara Yer"dir biri "Umut Dağı"dır, bir diğeri "Erzurumlu Gelin"dir ve daha birçokları...
"Kara Yer" adlı şiirini, sesinin turna gibi olduğu yıllarda ve bizler ilkokulda iken köyümüzde ender bulunan pilli teypten dinlediğimizi, anaların, ninelerin gözyaşlarını silerek dinlediklerini dün gibi hatırlıyorum:
"Gözüm yummuş gafletinen giderken
Dediler ki tebdil görmüş kara yer
Dünya varlığını hayal ederken
İki taş bir mezar örmüş kara yer
Sanma bu dünyanın bir vefası var
Aldatır oynatır eder ihtiyar
Ağayla hizmetkâr yan yana yatar
Ne asıl ne nesil sormuş kara yer.
Reyhanî farkı ne az ile çoğun
İkisi bir olur var ile yoğun
Mezar bir tarladır insanlar tohum
Her gün dane dane sürmüş kara yer."
Reyhani şiir dallarının hemen hemen hepsinde çok orijinal eserler bırakmış şairlerimizden biridir.
Bir dizesini başlık yaptığımız şiiri de cinaslı şiirlerine en güzel örneklerden biridir:
"Demedim mi gönül kalkıp yürüme
Bir gün yollarını harami bağlar
Dertliysen derdini dertsize deme
Dertsiz hekim olsa yara mı bağlar
Yazılan kaderdir başa gelince
Suç sende ayağın taşa gelince
Kudretin damlası coşa gelince
Onu bent mi eyler dere mi bağlar
Oku sayfasını geçen çağların
Yaprağı dökülmüş nice bağların
Âdeti böyledir yüksek dağların
Aslı'ya yol verir Kerem'i bağlar
Ben de Reyhanî'yim susuz pınarım
Damlam coş ederse olmaz kenarım
Öldüğümü duysa o nazlı yârim
Bilmem al mı giyer kara mı bağlar."
Yaklaşık yirmi sene önce, Meltem-Mesaj televizyonlar gurubunda beş yıl süre ile hazırlayıp sunduğum "Ozanlarımız" adlı programda ozanlardan birinin okuduğu bir şiir hala ezberimdedir ve söz Artvinli Aşık Huzuri'den (1886-1951) açılınca, ona ait olan bu şiiri rahatlıkla okurum.
Bakalım, merhum şairimizin yaklaşık yetmiş-seksen yıl evvel çektiği fotoğrafta herhangi bir değişiklik var mı:
"Şimdi tersinedir dünyanın işi
Yahşi satılmazdan yaman satılır
Altın sarf edemez doğru bir kişi
Eğri tunç gezdirse hemen satılır
Değerli adamlar kalmıştır yalnız
Değersizler elde gezer tertemiz
Alan kör, satan kör, kantar ayarsız
Buğdaydan fiyatlı saman satılır
Bir gün başa gelir gelmeyen akla
Herkes dil altına koymuş bir bakla
Huzurî sabreyle metaın sakla
Er geç gelir öyle zaman satılır."
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Aziz Karaca / diğer yazıları
- Yaratıcının kolu olan kullar… / 28.03.2025
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025
- Çocukluğumuzun ramazanları / 07.03.2025
- Tuttuğumuz oruç bizi tutamıyorsa… / 06.03.2025
- Merhaba ey Hak’tan ferman merhaba! / 04.03.2025
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025
- Çocukluğumuzun ramazanları / 07.03.2025
- Tuttuğumuz oruç bizi tutamıyorsa… / 06.03.2025
- Merhaba ey Hak’tan ferman merhaba! / 04.03.2025