Ay Vakti
Ay Vakti Eylül sayısıyla karşımızda. Bu ay Belirleme'nin XII.'bi kaleme alınmış:
"Hayat çok kısa. Bu zaman içerisinde insanın düzgün, doğru, ilkeli ve anlamlı yaşaması gerekiyor. Verilen zaman diliminin uzunluğu, kısalığı hiç kimse tarafından bilinmiyor. O nedenledir yaşarken coşkun, vurdumduymaz, hoyratça zamanı kullanıyor olmamız. Oysa yaşayacağımız süreyi bilseydik eğer yaşamın bütün sevinçleri yok olurdu. Bütün insanlar sıkıntılı, çekilmez ve sevimsiz bir halde olurlardı. Bir an önce sayılı günlerin bitmesini arzu ederlerdi. Ya da kendileri bu sayılı günleri durdururlardı.
Olan biten her şey insanın unutkanlığı içerisinde yer alıyor. Bu durum insanı rahatlatıyor. Çılgınlıklardan ve yanlışlıklardan alıkoyuyor. Dolayısıyla yaşamak, kimi zaman ilkbahar gibi tazeyse, kimi zaman da sıcaklardan bunaltıcı, cehennemi andırır bir hal alıyor. Bazen de hayatın kimi damarları kopmuş gibi, yaşama sevincinin yok olmaya yüz tuttuğu, bir bakıma her şeye boş verir bir hal aldığı sonbahar mevsimi gibi oradan oraya uçuşan yapraklar gibi ne yaptığını bilemez, ayırt edemez duruma gelir. Ve bazen hayat, birden bire insanı silkeliyor, üşütüyor ve kendine getiriyor. Yağmur, dolu, kar yağar. İşte o zaman hayat kendisini hissettiriyor. Yaşadığının farkına vardırıyor.
Bu durum; kısa olan hayatın ne kadar yaşanabildiğinin ayrımına varmamızı sağlıyor. Yaşama sevincini ortaya koymaya çalışan bireyi programlıyor. Ben bütün mevsimleri olabildiğince yaşıyorum. O halde bütün mevsimler belirlenmiş bir zamanı ve sofrayı sunuyor insana. Belirlenen süre ve sofradakiler bilinmiyor. Bu sofrada insanın dikkatli olması gerekiyor. Yediklerine, içtiklerine, konuştuklarına, giydiklerine, inandıklarına, reddettiklerine, hüzünlerine, sevinçlernie, kutsal kitapta bahsedilenlere, törenlere, şölenlere, muştulara hayatın bütününe dikkat etmesi gerekiyor. Dahası bütün zamanlar bizleri tefekküre davet ediyor. Durum öyle olunca belirlenen zamanların yaşanıla durduğu vakitlerde iç sorgu kendiliğinden yerini alıveriyor ve şu cümlelerle karşımızda duruyor: İnançlar uygulama ister. Sevgiler ispat ister. Mevsimler yaşanmak ister. Kul olmak bağlılık ister. Nimetler gözükmek ister".
Dergideki diğer yazılardan bazıları şöyle: Abdullah Yıldırım: Yalanla gerçek arası / M. Aşir Karabacak: Hiç için öylesine / Jan Devrim: Yemek.
Ay Vakti Eylül sayısıyla karşımızda. Bu ay Belirleme'nin XII.'bi kaleme alınmış:
"Hayat çok kısa. Bu zaman içerisinde insanın düzgün, doğru, ilkeli ve anlamlı yaşaması gerekiyor. Verilen zaman diliminin uzunluğu, kısalığı hiç kimse tarafından bilinmiyor. O nedenledir yaşarken coşkun, vurdumduymaz, hoyratça zamanı kullanıyor olmamız. Oysa yaşayacağımız süreyi bilseydik eğer yaşamın bütün sevinçleri yok olurdu. Bütün insanlar sıkıntılı, çekilmez ve sevimsiz bir halde olurlardı. Bir an önce sayılı günlerin bitmesini arzu ederlerdi. Ya da kendileri bu sayılı günleri durdururlardı.
Olan biten her şey insanın unutkanlığı içerisinde yer alıyor. Bu durum insanı rahatlatıyor. Çılgınlıklardan ve yanlışlıklardan alıkoyuyor. Dolayısıyla yaşamak, kimi zaman ilkbahar gibi tazeyse, kimi zaman da sıcaklardan bunaltıcı, cehennemi andırır bir hal alıyor. Bazen de hayatın kimi damarları kopmuş gibi, yaşama sevincinin yok olmaya yüz tuttuğu, bir bakıma her şeye boş verir bir hal aldığı sonbahar mevsimi gibi oradan oraya uçuşan yapraklar gibi ne yaptığını bilemez, ayırt edemez duruma gelir. Ve bazen hayat, birden bire insanı silkeliyor, üşütüyor ve kendine getiriyor. Yağmur, dolu, kar yağar. İşte o zaman hayat kendisini hissettiriyor. Yaşadığının farkına vardırıyor.
Bu durum; kısa olan hayatın ne kadar yaşanabildiğinin ayrımına varmamızı sağlıyor. Yaşama sevincini ortaya koymaya çalışan bireyi programlıyor. Ben bütün mevsimleri olabildiğince yaşıyorum. O halde bütün mevsimler belirlenmiş bir zamanı ve sofrayı sunuyor insana. Belirlenen süre ve sofradakiler bilinmiyor. Bu sofrada insanın dikkatli olması gerekiyor. Yediklerine, içtiklerine, konuştuklarına, giydiklerine, inandıklarına, reddettiklerine, hüzünlerine, sevinçlernie, kutsal kitapta bahsedilenlere, törenlere, şölenlere, muştulara hayatın bütününe dikkat etmesi gerekiyor. Dahası bütün zamanlar bizleri tefekküre davet ediyor. Durum öyle olunca belirlenen zamanların yaşanıla durduğu vakitlerde iç sorgu kendiliğinden yerini alıveriyor ve şu cümlelerle karşımızda duruyor: İnançlar uygulama ister. Sevgiler ispat ister. Mevsimler yaşanmak ister. Kul olmak bağlılık ister. Nimetler gözükmek ister".
Dergideki diğer yazılardan bazıları şöyle: Abdullah Yıldırım: Yalanla gerçek arası / M. Aşir Karabacak: Hiç için öylesine / Jan Devrim: Yemek.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.