Bugünkü yazımızın başlığını, değerli kardeşim, hemşehrim Nadim Macit'in yazısından seçtim. İlim adamı kimliğini, fikir namusunu muhafaza eden delikanlı akademisyenlerimizden birisi olan sayın Macit, daha önce yayınlanan "Küresel Güç Politikaları Türkiye ve İslam" adlı çok kıymetli eseri tadında yazılarını sürdürüyor.Bilindiği gibi bir ülkenin silahlı kuvvetleri o ülkeyi her türlü saldırı karşısında, silah gücünü, insan gücünü ortaya koyarak savunmak mükellefiyetindedir. Bir ülkenin ilim adamları, fikir adamları da o ülkeyi iç ve dış tehditlere karşı, her türlü fitne-fesat faaliyetlerine karşı bilgileri ve kalemleri ile savunmak mükellefiyetindedirler. Bu ikinci cephede savaşanlarımız maalesef günden güne azalmaktadırlar. Kalemini, bilgisini kendi milletine, kendi devletine karşı bir kılıç gibi kullanan, harici ve dahili düşmanlara ise para karşılığında köstebeklik yapan sözde ilim adamlarından geçilmiyor.Bu ülkede ilim adamları, hacısı-hocası bildiği ile amel etseydi, bildikleri doğrultusunda etrafındaki insanları uyarmış olsaydı, ilim-fikir namusunu menfaatten ve partizanlıktan daha üstün tutsaydı; zinayı suç olmaktan çıkaranlar, faiz illetini toplumun bütün katmanlarına yayanlar, domuz etinin satışını serbest edenler, vatan topraklarının, ülke kaynaklarının yabancılara satışına ferman çıkaranlar bu ülkede ikinci kez iktidar olamazlardı. Toplumun örfüne, geleneğine, kültürüne ve inanç sistemine yüzde yüz ters yasalar çıkaran, ters icraatlarda bulunan bir ekip, iki kişiden birinin oyunu tekrar almış ise, bu ülkenin ilim adamlarının,akademisyenlerinin görevlerini yapmadıklarını göstermektedir.Fazla söze ne hacet, buyurun Nadim Macit'in Yeni Çağ'daki nefis yazısını tekrar tekrar okuyalım:Çete ve demokrasiSon günlerde, bir cemaat ve sözcülerinin en çok sevdiği kelime: Çete. "Ulusalcı /milli çete" den bahseden çok fonksiyonlu diyalog elemanları, böyle bir tanımlamayla birilerine "hırsız, eşkıya ve çapulcu topluluğu" diyor. Öteki ilan ettikleri çetelerle kendilerini tanımlasalar, uluslararası güç odaklarına ve siyasi iktidara yaslanarak yapı sökümüne uğradıklarını ilan etseler de böyle bir tanımlama oldukça saldırgan ve sınırları zorlayan bir tanımlamadır. Belki de küresel tanrı tarafından yedeklenen kutsal etiketli çete olmak ayrıcalıktır. Böyle olsa dahi bu tanımlama; Vatikan, ABD ve Brüksel etrafında dolaşan cemaati uluslararası çete kalıbına yerleştirir. Özel güç perspektifi oluşturan bir cemaatin eğitim kurumlarından güvenlik kurumlarına kadar her alanda "kendine özel birimler" üretmesinin sonucu budur. Demek ki "dünyanın dümeninde ABD var, onun izni olmadan dünyanın her hangi bir yerinde iş yapmak mümkün değildir" sözü bir mesajmış. Peki, böyle bir duruş sergileyen bir topluluk demokrasiden bahsedebilir mi? Bize göre hayır. Çünkü; I./ Fikri ve siyasi alanda kendi kendini oryantalize etmiş bir topluluk demokrat olamaz. Sırf iktidarı elinde tutmak uğruna değerlerini ucuza satan bu çevreler, son zamanlarda dünya gerçeklerine uygun hareket etme ve bazı oluşumları koruma adına güvenlik kuvvetlerimize yönelik menfur saldırıları çok sessizce geçiştiriyorlar. İslam kardeşliğinden bahseden bu zevat; yanı başındaki kardeşlerine işkence eden, öldüren ve namuslarını kirleten egemen gücü demokrasi-özgürlük adına kutsuyor. Öyleyse egemen güce yaslanmış ve esaretin zincirine bağlanmış bir zihniyet demokrasinin değil, ancak uluslararası çetelerin sözcüsü olabilir. II. / Böyle bir zihniyet; demokrasiden söz edemez. Çünkü özel din dili geliştirerek topladığı gücü siyasi iktidardan ve sermayeden yana kullanan bir anlayış seçkincidir. Yok, eğer elindeki gücü uluslararası politikanın parçası yapıyorsa, "uluslararası gizli ve gizemli kuruluşların, çok uluslu şirketlerin" eğlencesidir. Bu durumda her yaptığı işte küresel tanrısından izin almak zorundadır. Güç mücadelesi serüveninde araçsallaştırılmış kutsal etiketli bir yapı, sadece değer içerikli kavramlarla egemen gücün icraatlarını meşrulaştırır. Bilinmelidir ki güç odaklarına yaslanmış politik-ekonomik güç "beslemeye alınan ve askıda bekletilen" güçtür. Lazım olunca kullanılır ve atılır. Özel dil ve şifrelerle biçimlenen stratejiye kapanan ve zihninde herkese yer biçen ancak asıl amacını gizleyen bir oluşumun üzerine oturduğu kültür; demokratik kültür olamaz. III. / Asıl mesele demokrasi meselesi değildir. Özel dini şifreler üzerine kurduğu ve küfür olarak tanımladığı cumhuriyeti tasfiye etmektir. Dış güçlere sığınarak devletin kurumlarına yönelik saldırı, bu tutumun dışa vuran yüzlerinden birisidir. Dikkat ediniz, sürekli olarak devletin müdahalesinden rahatsız olanlar, AB ve ABD'nin müdahalesinden, haritalar yayınlamasından, uluslararası düzlemde teröristleri korumasından ve teröristlere silah sağlamasından hiç rahatsız değiller. Oy verme hakkını bile dini önder kabul ettikleri kişinin kararına bırakmış insanlar, ne kadar demokrattırlar, sizce. Evlenmesini, çocuğuna ad konulmasını, nerede nasıl davranacağını kutsal kabul ettiği kişinin öngörülerine terk eden insanlar, yukarıdan aşağıya doğru biçimlenen bir mantığın nesnesi durumunda kalırlar. Krallıkla yönetilen devlet bile, bunlardan yüz bin defa daha demokrattır. IV. / İkili dil kullanan bu topluluk; kendi var oluşunu gerçekleştirmek için her dönemde siyasi iktidarın parçası olmayı becermiştir. Bizzat siyasi iktidarların yardımıyla devletin güç perspektifini ele geçirmiştir. Kendi dışında kalan herkesi çete olarak ilan etmesinin arkasında bu gerçek yatmaktadır. Toplumu yönlendiren ve dönüştüren bütün kurumları ve araçları böylesi yapılara devreden politikacılar ve bürokratlar; bize, kuşa bak numarası çekiyorlar. Oysa kuş çoktan uçtu.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Aziz Karaca / diğer yazıları
- Yaratıcının kolu olan kullar… / 28.03.2025
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025
- Çocukluğumuzun ramazanları / 07.03.2025
- Tuttuğumuz oruç bizi tutamıyorsa… / 06.03.2025
- Merhaba ey Hak’tan ferman merhaba! / 04.03.2025
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025
- Çocukluğumuzun ramazanları / 07.03.2025
- Tuttuğumuz oruç bizi tutamıyorsa… / 06.03.2025
- Merhaba ey Hak’tan ferman merhaba! / 04.03.2025