Bekarların kaldığı bir öğrenci evi düşünün, herkes bir şeylerle meşgul iken içlerinden biri bir teklif atıyor ortaya:
Gelin sıra türküsü yapalım, sırası gelen türkü söyleyecek, söyleyemeyen kalkıp çay koyacak, sofra kuracak falan...
Teklif kabul edilir, sırası gelen türküsünü söyler ve çay koymaktan, sofra kurmaktan kurtulduğuna sevinir ve sıradakini dinlemeye başlar.
Sıra birine gelir ki, ne sesi güzeldir ne de türkü bilmektedir. "Hadi, başla, ne duruyorsun" gürültüleri arasında bu işten nasıl sıyrılacağını düşünürken aklına bir muziplik gelir ve atar elini kulağına:
"Çıka çıka çıktım taşın başına."
Arkadaşları da heyacanlanır, hiç duymadıkları bir türküyü hiç ummadıkları birinden dinleyecek olmanın merakı ile pürdikkat kesilirler.
Bizim ki derin bir nefesten sonra tekrar başlar:
"Çıka çıka çıktım taşın başına."
Bu tekrarlar artınca ve arkası gelmeyince arkadaşları sıkılır ve "ya devam et ya da sus" uyarısında bulunurlar.
Bizimki gayet sakin:
"Arkadaşlar, taştan aşağı düşmemi ister misiniz?" sorusu ile hem arkadaşları kahkahaya boğar hem de çay koymaktan kurtulur.
Şimdi hacım, tam taşın başında.
Hocam, taşın tam başında.
"Türkçe olimpiyatlarında" görev alan öğretmenim taşın tam başında.
Son olimpiyatlara sponsor olup kucak kucak para veren esnaf uçurumun tam başında.
Niye?
Niye olacak, aynı kadro geçtiğimiz günlerde gerçekleştirdiği "Abant platformunda" bazı kararlar aldı bunlardan birisi de:
"Türk kelimesi hayatın hiç bir alanında kullanılmasın ve bu anlayış okul müfredatına da yansıtılsın"
Açtıkları okulların resmi dilleri İngilizce olduğu halde ve "İngiliz Kültürüne Hizmetten ötürü" ilgili ülkelerden ödüller aldıkları halde, milletimizi "Türkçe olimpiyatları" masalı ile aldatanlar, şimdi Türk kelimesinin bütün bir hayattan silinmesini teklif ediyorlar.
Hacımın sponsorluk paraları uçtu havaya ve kendisi de çıka çıka çıktı taşın başına.
Şimdi taştan aşağı mı atacak kendini yoksa dönüp tevbe ve istiğfara mı sarılacak, düşünüyor.
Bir millet ile böylesine dalga geçenlere destek olmanın bir de toprağın altındaki hesabı var.
Bir de hesap günü var, büyük mahkeme var değil mi?
Gelin sıra türküsü yapalım, sırası gelen türkü söyleyecek, söyleyemeyen kalkıp çay koyacak, sofra kuracak falan...
Teklif kabul edilir, sırası gelen türküsünü söyler ve çay koymaktan, sofra kurmaktan kurtulduğuna sevinir ve sıradakini dinlemeye başlar.
Sıra birine gelir ki, ne sesi güzeldir ne de türkü bilmektedir. "Hadi, başla, ne duruyorsun" gürültüleri arasında bu işten nasıl sıyrılacağını düşünürken aklına bir muziplik gelir ve atar elini kulağına:
"Çıka çıka çıktım taşın başına."
Arkadaşları da heyacanlanır, hiç duymadıkları bir türküyü hiç ummadıkları birinden dinleyecek olmanın merakı ile pürdikkat kesilirler.
Bizim ki derin bir nefesten sonra tekrar başlar:
"Çıka çıka çıktım taşın başına."
Bu tekrarlar artınca ve arkası gelmeyince arkadaşları sıkılır ve "ya devam et ya da sus" uyarısında bulunurlar.
Bizimki gayet sakin:
"Arkadaşlar, taştan aşağı düşmemi ister misiniz?" sorusu ile hem arkadaşları kahkahaya boğar hem de çay koymaktan kurtulur.
Şimdi hacım, tam taşın başında.
Hocam, taşın tam başında.
"Türkçe olimpiyatlarında" görev alan öğretmenim taşın tam başında.
Son olimpiyatlara sponsor olup kucak kucak para veren esnaf uçurumun tam başında.
Niye?
Niye olacak, aynı kadro geçtiğimiz günlerde gerçekleştirdiği "Abant platformunda" bazı kararlar aldı bunlardan birisi de:
"Türk kelimesi hayatın hiç bir alanında kullanılmasın ve bu anlayış okul müfredatına da yansıtılsın"
Açtıkları okulların resmi dilleri İngilizce olduğu halde ve "İngiliz Kültürüne Hizmetten ötürü" ilgili ülkelerden ödüller aldıkları halde, milletimizi "Türkçe olimpiyatları" masalı ile aldatanlar, şimdi Türk kelimesinin bütün bir hayattan silinmesini teklif ediyorlar.
Hacımın sponsorluk paraları uçtu havaya ve kendisi de çıka çıka çıktı taşın başına.
Şimdi taştan aşağı mı atacak kendini yoksa dönüp tevbe ve istiğfara mı sarılacak, düşünüyor.
Bir millet ile böylesine dalga geçenlere destek olmanın bir de toprağın altındaki hesabı var.
Bir de hesap günü var, büyük mahkeme var değil mi?
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Aziz Karaca / diğer yazıları
- Yaratıcının kolu olan kullar… / 28.03.2025
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025
- Çocukluğumuzun ramazanları / 07.03.2025
- Tuttuğumuz oruç bizi tutamıyorsa… / 06.03.2025
- Merhaba ey Hak’tan ferman merhaba! / 04.03.2025
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025
- Çocukluğumuzun ramazanları / 07.03.2025
- Tuttuğumuz oruç bizi tutamıyorsa… / 06.03.2025
- Merhaba ey Hak’tan ferman merhaba! / 04.03.2025