Bu söz bana ait değil. Simitçi Dursun'a ait. O'na, Bankalar Caddesi'ndeki P.T.T binasının karşısındaki otobüs durağında rastladım. Birkaç sene oluyor. Seyyar simit sandığının camında aynen bunlar yazıyordu: "Çevresinin hor gören geleceğini zor görür/Simitçi Dursun." Bu söz kendinin miydi, yoksa bir yerden mi buraya nakletmişti onu bilemem. Fakat, çok hoşuma giden ve ibret veren bu sözü hemen kaydettim.
Zira; bize bir nimet olarak verilen tabiat emanetini koruyamıyoruz. Korunmayan bir şey gelişir güzelleşir mi? Sevilmeyen, sayılmayan bir şey dallanıp budaklanır ve faydalı olur mu?
Siz hiç suların toprakta temizlenişini ve onların tekrar bulut olup göğe yükselişini ve yağmur olup bütün cihanı apak yaptığındaki sırrı düşündünüz mü?
Yüce yaradan Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor: "Yer yüzünü sizin için bir döşek, göğü (adeta) bir bina yaptı. Ogökten bir su indirip onunla türlü türlü semrelerden sizin için rızık çıkardı." (El-Bakara,22) İnsanı, sadece yeryüzüne değil, göğe ve hatta bütün kainata hakim olmaya davet eden Yüce Allah bir başka ayette de şu ikazı yapıyor: "Her kim, Yüce Allah'ın gösterdiği ölçü ve hudutları aşarsa kendine zulmetmiş olur." (Et-Talak,1)
Halbuki, insanoğlu olarak bizler, bu tertemiz, bu her an yıkanan ve yenilenen pırıl pırıl tabiatı; bunun tam aksine her an ve hiç durmaksızın tahrip etmekte, kirletmekte, hırpalamakta ve eskitmekteyiz. Elbette ki, bu hakkı nereden aldığımızı sormamız lazımdır: Nefsimiz adına sormamız lazımdır, neslimiz adına sormamız .
Okyanusların dibinde dolaşan çeşit çeşit balıklar adına, havada uçak kuşlar adına, yer üstündeki ve yer altındaki memeliler, sürüngenler, perde ayaklılar... adına sormamız lazımdır.
Hazret-i Mevlana, Mesnevi'de şöyle buyurur:
"Gökyüzü, yeryüzüne merhaba der; seninle ben, kehlibarla saman çöpü gibiyiz. Öyleyse yeryüzünü de akıllı bil, gökyüzünü de, çünkü akıllıların yaptıkları işleri yapıyorlar."
Şehirleşme ve teknoloji adına yapılan kirletmeler hiçbir zaman mazeret teşkil etmemelidir. Canlı veya cansız, her bir varlığın kıymeti, bir başka şeyin teminiyle yok olup gitmemelidir. Şehri şehir yapan onun nüfusu ve bu nüfusun meydana getirdiği gereksiz artıkları değildir. Şehirleşmeyle beraber gelen modernizasyon, temelinde "medeniyetin" esasını teşkil eden varlıkların hakkına riayetle kabul görmelidir. Böylece, saygı ve sevgi esasına dayanan bir adilanelikten içtimai faaliyetlerindeki yerini korumuş olabilir. Yoksa; tabii kaynakları tahrip eden, onları israftan çekinmeyen bir modernizasyonun ne akli, ne ilmi nede bedii bir izahı olabilir.
İnsanın, yere ve göğe hakim olmaya davet edilmesi, onun, bütün varlıkları canının istediği gibi yakıp yıkmasını gerektirmez. Canlıların olduğu kadar cansızların da varlık sebebi olan "su" yu niçin kirletirsiniz? Evinizi, apartmanınızı, avlunuzu, sokağınızı, caddenizi niçin kirletirsiniz? Peygamber Efendimiz'in : "Temizlik imanın yarısıdır." Sözünü niçin unutursunuz? Gürültünün , ruhi ve fiziki yapımızdaki mahzurlarını bile bile niçin klaksonlara basarsınız; niçin olur olmaz haykırışlarında bulursunuz!
Peygamber Efendimiz buyuruyor: "Laneti gerektiren iki hareketten sakının." Kendilerine soruyorlar: "O iki şey nedir Ya Resulallah?" Cevap: "İnsanların gelip geçtiği yollar ve gölgelendikleri yerleri kirletmektir."
Halbuki biz, cemiyet olarak bunun hiç de yakınında değiliz. O'ndan kazandıklarımızı bir hak olarak görüyoruz da; ona yapacaklarımızın idrakine bir türlü varamıyoruz.
Çok sayıda Simitçi Dursunlara ihtiyacımız var.
Çok!..
Zira; bize bir nimet olarak verilen tabiat emanetini koruyamıyoruz. Korunmayan bir şey gelişir güzelleşir mi? Sevilmeyen, sayılmayan bir şey dallanıp budaklanır ve faydalı olur mu?
Siz hiç suların toprakta temizlenişini ve onların tekrar bulut olup göğe yükselişini ve yağmur olup bütün cihanı apak yaptığındaki sırrı düşündünüz mü?
Yüce yaradan Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor: "Yer yüzünü sizin için bir döşek, göğü (adeta) bir bina yaptı. Ogökten bir su indirip onunla türlü türlü semrelerden sizin için rızık çıkardı." (El-Bakara,22) İnsanı, sadece yeryüzüne değil, göğe ve hatta bütün kainata hakim olmaya davet eden Yüce Allah bir başka ayette de şu ikazı yapıyor: "Her kim, Yüce Allah'ın gösterdiği ölçü ve hudutları aşarsa kendine zulmetmiş olur." (Et-Talak,1)
Halbuki, insanoğlu olarak bizler, bu tertemiz, bu her an yıkanan ve yenilenen pırıl pırıl tabiatı; bunun tam aksine her an ve hiç durmaksızın tahrip etmekte, kirletmekte, hırpalamakta ve eskitmekteyiz. Elbette ki, bu hakkı nereden aldığımızı sormamız lazımdır: Nefsimiz adına sormamız lazımdır, neslimiz adına sormamız .
Okyanusların dibinde dolaşan çeşit çeşit balıklar adına, havada uçak kuşlar adına, yer üstündeki ve yer altındaki memeliler, sürüngenler, perde ayaklılar... adına sormamız lazımdır.
Hazret-i Mevlana, Mesnevi'de şöyle buyurur:
"Gökyüzü, yeryüzüne merhaba der; seninle ben, kehlibarla saman çöpü gibiyiz. Öyleyse yeryüzünü de akıllı bil, gökyüzünü de, çünkü akıllıların yaptıkları işleri yapıyorlar."
Şehirleşme ve teknoloji adına yapılan kirletmeler hiçbir zaman mazeret teşkil etmemelidir. Canlı veya cansız, her bir varlığın kıymeti, bir başka şeyin teminiyle yok olup gitmemelidir. Şehri şehir yapan onun nüfusu ve bu nüfusun meydana getirdiği gereksiz artıkları değildir. Şehirleşmeyle beraber gelen modernizasyon, temelinde "medeniyetin" esasını teşkil eden varlıkların hakkına riayetle kabul görmelidir. Böylece, saygı ve sevgi esasına dayanan bir adilanelikten içtimai faaliyetlerindeki yerini korumuş olabilir. Yoksa; tabii kaynakları tahrip eden, onları israftan çekinmeyen bir modernizasyonun ne akli, ne ilmi nede bedii bir izahı olabilir.
İnsanın, yere ve göğe hakim olmaya davet edilmesi, onun, bütün varlıkları canının istediği gibi yakıp yıkmasını gerektirmez. Canlıların olduğu kadar cansızların da varlık sebebi olan "su" yu niçin kirletirsiniz? Evinizi, apartmanınızı, avlunuzu, sokağınızı, caddenizi niçin kirletirsiniz? Peygamber Efendimiz'in : "Temizlik imanın yarısıdır." Sözünü niçin unutursunuz? Gürültünün , ruhi ve fiziki yapımızdaki mahzurlarını bile bile niçin klaksonlara basarsınız; niçin olur olmaz haykırışlarında bulursunuz!
Peygamber Efendimiz buyuruyor: "Laneti gerektiren iki hareketten sakının." Kendilerine soruyorlar: "O iki şey nedir Ya Resulallah?" Cevap: "İnsanların gelip geçtiği yollar ve gölgelendikleri yerleri kirletmektir."
Halbuki biz, cemiyet olarak bunun hiç de yakınında değiliz. O'ndan kazandıklarımızı bir hak olarak görüyoruz da; ona yapacaklarımızın idrakine bir türlü varamıyoruz.
Çok sayıda Simitçi Dursunlara ihtiyacımız var.
Çok!..
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Misafir Kalem (A) / diğer yazıları
- RESUL BALCI: Karlar düşerken / 22.02.2025
- Niçin organik cilt ürünlerini tercih etmeliyiz? / 01.06.2014
- Ali Ekber ARAS / 17.12.2013
- İbretlik ve dramatik bir olay: Yassıçemen Savaşı / 15.10.2012
- Savaşsız işgal ya da kaldırım taşlarını yemek / 12.10.2012
- Gavur Kadı / 21.09.2012
- Doğru söze ne denir? / 14.09.2012
- Süslü cümleler.... / 14.09.2012
- Çözümün önünden çekil! / 07.09.2012
- 2011'de neler olmadı' (Hüsamettin Çalışkan) / 04.01.2012
- Niçin organik cilt ürünlerini tercih etmeliyiz? / 01.06.2014
- Ali Ekber ARAS / 17.12.2013
- İbretlik ve dramatik bir olay: Yassıçemen Savaşı / 15.10.2012
- Savaşsız işgal ya da kaldırım taşlarını yemek / 12.10.2012
- Gavur Kadı / 21.09.2012
- Doğru söze ne denir? / 14.09.2012
- Süslü cümleler.... / 14.09.2012
- Çözümün önünden çekil! / 07.09.2012
- 2011'de neler olmadı' (Hüsamettin Çalışkan) / 04.01.2012