Şu temel tesbit bugün cevabını arayan altın değerinde bir sorudur:
"Zana'lı ya da Apo'lu olsun, şayet PKK siyasallaşacak, Türkiye Cumhuriyeti'nin temelleri değiştirilecek idiyse, bu ülke 20 yıldır boş yere niçin savaştırıldı?"
Öyle ya, bahsettiğimiz şey sudan-topraktan bir mesele değil. 30 bin şehit, 150 milyar $ ve '0 milyon insanın boş yere akıp giden 20 yılından bahsediyoruz...
Düşünün bu savaş olmasaydı, en kötü siyasetçilerin elinde de olsak bu kadar yerlerde sürünmezdik. Afrika'nın 3. ligine düşmez, öyle ya da böyle bir yerlere gelirdik, gelebilirdik...
Fakat 1984'den bu tarafa bir ülke bütün dikkatini, enerjisini, varını-yoğunu bu konuya adadı. Siyaseti, kanunları, ticareti, komşularımızla olan ilişkilerimizi sadece ve sadece bu gündem belirledi. Doğal olarak PKK ile yattık, PKK ile kalktık!
Oysa şimdi deniliyor ki PKK siyasallaşacak, Türkiye üniter yapını değiştirecek ve çok yapılı bir kimliğe bürünecek!
Şimdi bu "denilme" kısmında öncelikle kimsenin şüphesi olmasın çünkü;
1) Lafın fazlası deliye söyleniyor.
2) Bazı evetler açıktır ama bazı evetler zımnidir.
Bir bölümüyle "açık evet", bir bölümüyle "zımnen evet" taşıyan bu büyük siyaset değişikliğini şimdi bu millete, hatta tarihe nasıl açıklayacaksınız?
O büyük can-mal ve zaman kaybından sonra "Hay Allah yanlış yapmışız" mı diyeceksiniz? Bu iş bir pardonla geçiştirilecek kadar basit bir konu mudur?
***
Ben sorunun çok önemli olduğunu ve bu soruya cevap verilmeden hiçbir şeyin çözülemeyeceğine inanıyorum.
Çünkü bu soruya verilecek cevap, sadece geçmiş 20 yılımızı değil, bundan sonraki 20 yılımızı da ya bize geri verecek ya da alıp götürecektir.
Bu temel soru, yaşadığımız bu büyük sorunun arkasındaki "büyük güçleri", Türkiye'deki uzantılarını da ortaya çıkaracaktır.
Hükümetin kuruluş nedenini, gerekçelerini, verilen gizli sözleri, taahhütleri, "bu konuyu ben çözerim" açık edecektir.
Yani kim, kimin adamı, kim aslında kim değildir sorusu cevap bulacak, bu milletin sırtından yazılan oyunlar ya bitecek, ya devam edecektir.
En önemlisi, "Madem bugünlere varacaktık, öyleyse bu ülkenin 20 yılı niçin çalındı" sorusu, şu gün yaşadıklarımızın ne Türk, ne de Kürtün senaryosu olmadığını ortaya koyacaktır.
Yaşadıklarımız açısından en hayati nokta, işin bam teli burasıdır.
DEP Milletvekillerinin salıverilmesi de, Kürtçe yayınlar da, bundan sonra atılacak adımlar da bu ülkenin projesi değildir. Olmadığı, temel soruya verilecek cevapla ortaya çıkacaktır.
Hükümet bu işin dublörü, doğudakiler figüranı, miting miting gezenler işin yardımcı aktörleridir.
Çünkü atılan adımların hiçbirisi ne İsa'ya, ne Musa'ya mantığıyla, kimseye yaramamakta, hiçbir yaraya merhem olmamaktadır.
Arkadaki "büyük güç" bunun böyle olmasını istemektedir. Verdiği talimatlar o yöndedir.
"Kimse kimseyi sevemeden, ayrı ayrı vadilere düşülecektir..."
Barış dediğimiz şey işte budur. Yani ne Türk, ne de Kürt etiketi taşımayan bir tiyatro...
***
Başa dönüyoruz. Herkesin eteklerindekini dökme vaktidir. Ülke "tasfiye" başlıklı bir gündemle yaşarken herhalde sorumuz anlamlıdır.
"Madem böyle olacaktı, öyleyse niçin ülke insanını boş yere tükettiniz?"
Samimiyet sınavının başlayacağı nokta burasıdır. Köprüler yıkılıyor ve biz tüm bunları köprüyü geçemeden konuşmak zorunda kalıyorsak ben soruma cevap istiyorum:
Niçin, niçin, niçin?..
"Zana'lı ya da Apo'lu olsun, şayet PKK siyasallaşacak, Türkiye Cumhuriyeti'nin temelleri değiştirilecek idiyse, bu ülke 20 yıldır boş yere niçin savaştırıldı?"
Öyle ya, bahsettiğimiz şey sudan-topraktan bir mesele değil. 30 bin şehit, 150 milyar $ ve '0 milyon insanın boş yere akıp giden 20 yılından bahsediyoruz...
Düşünün bu savaş olmasaydı, en kötü siyasetçilerin elinde de olsak bu kadar yerlerde sürünmezdik. Afrika'nın 3. ligine düşmez, öyle ya da böyle bir yerlere gelirdik, gelebilirdik...
Fakat 1984'den bu tarafa bir ülke bütün dikkatini, enerjisini, varını-yoğunu bu konuya adadı. Siyaseti, kanunları, ticareti, komşularımızla olan ilişkilerimizi sadece ve sadece bu gündem belirledi. Doğal olarak PKK ile yattık, PKK ile kalktık!
Oysa şimdi deniliyor ki PKK siyasallaşacak, Türkiye üniter yapını değiştirecek ve çok yapılı bir kimliğe bürünecek!
Şimdi bu "denilme" kısmında öncelikle kimsenin şüphesi olmasın çünkü;
1) Lafın fazlası deliye söyleniyor.
2) Bazı evetler açıktır ama bazı evetler zımnidir.
Bir bölümüyle "açık evet", bir bölümüyle "zımnen evet" taşıyan bu büyük siyaset değişikliğini şimdi bu millete, hatta tarihe nasıl açıklayacaksınız?
O büyük can-mal ve zaman kaybından sonra "Hay Allah yanlış yapmışız" mı diyeceksiniz? Bu iş bir pardonla geçiştirilecek kadar basit bir konu mudur?
***
Ben sorunun çok önemli olduğunu ve bu soruya cevap verilmeden hiçbir şeyin çözülemeyeceğine inanıyorum.
Çünkü bu soruya verilecek cevap, sadece geçmiş 20 yılımızı değil, bundan sonraki 20 yılımızı da ya bize geri verecek ya da alıp götürecektir.
Bu temel soru, yaşadığımız bu büyük sorunun arkasındaki "büyük güçleri", Türkiye'deki uzantılarını da ortaya çıkaracaktır.
Hükümetin kuruluş nedenini, gerekçelerini, verilen gizli sözleri, taahhütleri, "bu konuyu ben çözerim" açık edecektir.
Yani kim, kimin adamı, kim aslında kim değildir sorusu cevap bulacak, bu milletin sırtından yazılan oyunlar ya bitecek, ya devam edecektir.
En önemlisi, "Madem bugünlere varacaktık, öyleyse bu ülkenin 20 yılı niçin çalındı" sorusu, şu gün yaşadıklarımızın ne Türk, ne de Kürtün senaryosu olmadığını ortaya koyacaktır.
Yaşadıklarımız açısından en hayati nokta, işin bam teli burasıdır.
DEP Milletvekillerinin salıverilmesi de, Kürtçe yayınlar da, bundan sonra atılacak adımlar da bu ülkenin projesi değildir. Olmadığı, temel soruya verilecek cevapla ortaya çıkacaktır.
Hükümet bu işin dublörü, doğudakiler figüranı, miting miting gezenler işin yardımcı aktörleridir.
Çünkü atılan adımların hiçbirisi ne İsa'ya, ne Musa'ya mantığıyla, kimseye yaramamakta, hiçbir yaraya merhem olmamaktadır.
Arkadaki "büyük güç" bunun böyle olmasını istemektedir. Verdiği talimatlar o yöndedir.
"Kimse kimseyi sevemeden, ayrı ayrı vadilere düşülecektir..."
Barış dediğimiz şey işte budur. Yani ne Türk, ne de Kürt etiketi taşımayan bir tiyatro...
***
Başa dönüyoruz. Herkesin eteklerindekini dökme vaktidir. Ülke "tasfiye" başlıklı bir gündemle yaşarken herhalde sorumuz anlamlıdır.
"Madem böyle olacaktı, öyleyse niçin ülke insanını boş yere tükettiniz?"
Samimiyet sınavının başlayacağı nokta burasıdır. Köprüler yıkılıyor ve biz tüm bunları köprüyü geçemeden konuşmak zorunda kalıyorsak ben soruma cevap istiyorum:
Niçin, niçin, niçin?..
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Ahmet Erimhan / diğer yazıları
- Sahili olmayan umman / 14.04.2022
- Ümit Özdağ, Hüseyin Baş… Uzaklarda Arama / 09.06.2021
- Ümit Özdağ, Hüseyin Baş… Uzaklarda Arama / 06.06.2021
- Birlik ve beraberlik ölümden başka her şeyi yener / 17.05.2021
- Ermeni Meselesi ve Gerçekler / 25.04.2021
- Osmanlı İslamı / 18.04.2021
- Sensizlik, benim şiirim / 11.04.2021
- Fikirlerin halledemediği davaları kan halleder / 04.04.2021
- Dünya bir leştir, taliplileri köpektir! / 28.03.2021
- Rüzgâr eken fırtına biçer / 23.03.2021
- Ümit Özdağ, Hüseyin Baş… Uzaklarda Arama / 09.06.2021
- Ümit Özdağ, Hüseyin Baş… Uzaklarda Arama / 06.06.2021
- Birlik ve beraberlik ölümden başka her şeyi yener / 17.05.2021
- Ermeni Meselesi ve Gerçekler / 25.04.2021
- Osmanlı İslamı / 18.04.2021
- Sensizlik, benim şiirim / 11.04.2021
- Fikirlerin halledemediği davaları kan halleder / 04.04.2021
- Dünya bir leştir, taliplileri köpektir! / 28.03.2021
- Rüzgâr eken fırtına biçer / 23.03.2021