Bu cümle, beni bir gece boyunca uykusuz bırakan bir kitabın adı.
Sayın Muharrem Bayraktar’ın son kitabı…
Yaklaşık bir çeyrek asırdan beri aynı dergilerde, aynı gazetelerde yazı yazıyor olmaktan ötürü şeref duyduğumuz dik duruşlu, delikanlı tavırlı, gözünü budaktan, sözünü şahtan-padişahtan esirgemeyen bir gazeteci, bir yazar Muharrem Bayraktar.
Yeni Mesaj gazetesinin sayfalarında iple çekilen yazılarını hep beraber takip ediyoruz zaten.
Meltem-Mesaj televizyonları gurubunda yaptığı programlar, gündem ettiği sıra dışı konular, çıkardığı sıra dışı konuklar bir sonraki programa kadar bütün bir vatan sathında konuşulur durur…
Çan Kulesindeki Müslümanlar…
Dört yüz elli sayfadan oluşan bu kitap bilgi ve belgelerle dolu…
Kitabın önsözünü okuduğunuz zaman, eğer akşamdan elinize aldı iseniz uykusuz kalmaya mecbur olduğunuzu anlıyorsunuz.
Buyurun:
“Bu toprakların çocukları, bu topraklara olan borcunu ödemek zorundadır. Bu eser, bu topraklara olan borcumuzu ödemek gayretinin bir sembolü olarak kaleme alınmıştır.
(...)Türkiye’nin bilhassa son çeyrek asrı, milletin temel hamuru olan İslam’ı ucundan-köşesinden yontmak isteyen, bir takım tarihsel köklü inanç değerlerini küçümseyen, reform ve İslam’ı yan yan yana telaffuz eden, siyasi ihtirasları uğruna dinle çelik-çomak gibi oynayan bir takım zevatın meydana getirdiği zihin bulanıklıkları ile geçti.
Bu millet bu güne kadar neye inanıyorsa onunla adeta savaşa girişildi.
Misyonerlerle ittifak yapmaktan tutun da kiliselerde dua etmeye kadar geniş bir Müslüman profili ortaya çıktı. Moon tarikatının merkezinde onur konuğu olan İlahiyatçılar, hıristiyan erkeklerle Müslüman kızları evlendiren şakirtler kendilerini mutaassıp derecede Müslüman gösterip İngiliz kraliyet ailesinin sarayında yemeğe koşan gazeteciler, “Avrupa Birliği bizi kurtaracak diyen imamlar, kendi siyasi görüşlerini din yerine ikame eden siyasetçiler türedi.
Milletin inancını ve kıblesini değiştirme çabaları bazen saygın bir hocaefendi, bazen akademik titrinin arkasına yaslanan bir ilahiyatçı tarafından gündeme getirildi.
Cebinde teşbihi ile kiliseye koşan ve papaz efendiden dua isteyen Müslüman tipleri oluştu.
Zaten bu kitaba Çan Kulesindeki Müslümanlar ismini koymamız da bundandır.
Kimsenin inancını küçümsüyor ya da aşağılıyor değiliz. Herkesin dini kendine. Ama herkesin de, küresel entrikalarla din gibi mukaddes olguyu yerle bir edecek, özünden uzaklaştıracak, İslam’ı sinsi sinsi içten kemirecek bir takım oyunlara “dur” deme hakkımız olduğunu bilmesi gerek.
Bu kitap bir “dur” deme kitabıdır.
Çan kulesinde olanları indirme gayretidir.
Çan Kulesindeki Müslümanlar bu amaçla yazılmıştır.
Bu eserin ortaya konulmasında fikirleriyle yolumuz aydınlatan, “milli bütünlüğümüz dini bütünlüğümüzdür” teziyle ülkenin birlik ve dirlik şifresini veren değerli üstadımız Prof. Dr. Haydar Baş’a en derin teşekkürlerimi iletmeyi bir borç bilirim.
O olmasaydı bu eser de olmayacaktı.”
Ne duruyorsunuz daha başlamadınız mı?
Sayın Muharrem Bayraktar’ın son kitabı…
Yaklaşık bir çeyrek asırdan beri aynı dergilerde, aynı gazetelerde yazı yazıyor olmaktan ötürü şeref duyduğumuz dik duruşlu, delikanlı tavırlı, gözünü budaktan, sözünü şahtan-padişahtan esirgemeyen bir gazeteci, bir yazar Muharrem Bayraktar.
Yeni Mesaj gazetesinin sayfalarında iple çekilen yazılarını hep beraber takip ediyoruz zaten.
Meltem-Mesaj televizyonları gurubunda yaptığı programlar, gündem ettiği sıra dışı konular, çıkardığı sıra dışı konuklar bir sonraki programa kadar bütün bir vatan sathında konuşulur durur…
Çan Kulesindeki Müslümanlar…
Dört yüz elli sayfadan oluşan bu kitap bilgi ve belgelerle dolu…
Kitabın önsözünü okuduğunuz zaman, eğer akşamdan elinize aldı iseniz uykusuz kalmaya mecbur olduğunuzu anlıyorsunuz.
Buyurun:
“Bu toprakların çocukları, bu topraklara olan borcunu ödemek zorundadır. Bu eser, bu topraklara olan borcumuzu ödemek gayretinin bir sembolü olarak kaleme alınmıştır.
(...)Türkiye’nin bilhassa son çeyrek asrı, milletin temel hamuru olan İslam’ı ucundan-köşesinden yontmak isteyen, bir takım tarihsel köklü inanç değerlerini küçümseyen, reform ve İslam’ı yan yan yana telaffuz eden, siyasi ihtirasları uğruna dinle çelik-çomak gibi oynayan bir takım zevatın meydana getirdiği zihin bulanıklıkları ile geçti.
Bu millet bu güne kadar neye inanıyorsa onunla adeta savaşa girişildi.
Misyonerlerle ittifak yapmaktan tutun da kiliselerde dua etmeye kadar geniş bir Müslüman profili ortaya çıktı. Moon tarikatının merkezinde onur konuğu olan İlahiyatçılar, hıristiyan erkeklerle Müslüman kızları evlendiren şakirtler kendilerini mutaassıp derecede Müslüman gösterip İngiliz kraliyet ailesinin sarayında yemeğe koşan gazeteciler, “Avrupa Birliği bizi kurtaracak diyen imamlar, kendi siyasi görüşlerini din yerine ikame eden siyasetçiler türedi.
Milletin inancını ve kıblesini değiştirme çabaları bazen saygın bir hocaefendi, bazen akademik titrinin arkasına yaslanan bir ilahiyatçı tarafından gündeme getirildi.
Cebinde teşbihi ile kiliseye koşan ve papaz efendiden dua isteyen Müslüman tipleri oluştu.
Zaten bu kitaba Çan Kulesindeki Müslümanlar ismini koymamız da bundandır.
Kimsenin inancını küçümsüyor ya da aşağılıyor değiliz. Herkesin dini kendine. Ama herkesin de, küresel entrikalarla din gibi mukaddes olguyu yerle bir edecek, özünden uzaklaştıracak, İslam’ı sinsi sinsi içten kemirecek bir takım oyunlara “dur” deme hakkımız olduğunu bilmesi gerek.
Bu kitap bir “dur” deme kitabıdır.
Çan kulesinde olanları indirme gayretidir.
Çan Kulesindeki Müslümanlar bu amaçla yazılmıştır.
Bu eserin ortaya konulmasında fikirleriyle yolumuz aydınlatan, “milli bütünlüğümüz dini bütünlüğümüzdür” teziyle ülkenin birlik ve dirlik şifresini veren değerli üstadımız Prof. Dr. Haydar Baş’a en derin teşekkürlerimi iletmeyi bir borç bilirim.
O olmasaydı bu eser de olmayacaktı.”
Ne duruyorsunuz daha başlamadınız mı?
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Aziz Karaca / diğer yazıları
- Yaratıcının kolu olan kullar… / 28.03.2025
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025
- Çocukluğumuzun ramazanları / 07.03.2025
- Tuttuğumuz oruç bizi tutamıyorsa… / 06.03.2025
- Merhaba ey Hak’tan ferman merhaba! / 04.03.2025
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025
- Çocukluğumuzun ramazanları / 07.03.2025
- Tuttuğumuz oruç bizi tutamıyorsa… / 06.03.2025
- Merhaba ey Hak’tan ferman merhaba! / 04.03.2025