Peygamberimiz (sav) dört yaşındayken, anneleri Amine Hatun, "Ebva" denilen yerde vefat etti. Kamus sahibi, "Dâr-ı Nebeğa" denilen noktada defnedildiğini kaydediyor.
Amine Hatun'un vefatından sonra Peygamberimize, Ümmü Eymen dadılık edip hizmetlerini görmüştür. Hatta, Allah'ın Resûlu (ileride dadısına)
"Annemden sonra annem sensin" buyurmuşlardır.
Allah'ın Resulü sekiz yaşlarındayken de, dedeleri Abdulmuttalip vefat etti. Yüzkırk yaşındaydı. Âlemlere Rahmet Efendimiz Hz. Muhammed'e (sav) babalık eden ve Onun bütün ihtiyaçlarını karşılayan Abdulmuttalip idi. Abdulmuttalip ölünce Resulullah'a (sav) vâsilik (babalık), amcası Ebu Talip'e düştü. Abdulmuttalip öyle vasiyet etmişti. Zira, Ebu Talip ile Peygamberin babası Abdullah, bir anadan doğmuşlardı.
İbn-i Asakir, Celheme'den rivayet ediyor:
"Bir kıtlık zamanıydı. Mekke'ye geldin. Kureyşliler, Ebu Talip'in etrafını sardılar: 'Kıtlıktan halimiz harap oldu, gel yağmur duasına çıkalım, belki dileğimiz kabul edilir.' Ebu Talip yağmur duasına çıktı. Yanında güzel yüzlü bir çocuk vardı. Ebu Talip Onun eline yapıştı ve arkasını Kâbe duvarına dayadı. Çocuk, parmağını kaldırır kaldırmaz, gök yüzünde bulutlar peydahlandı, yağmurlar yağdı ve ovalar dolup taştı, seller aktı".
İbn-i Seybe'den:
"Allah'ın Resulu oniki yaşlarına girince amcası Ebu Talip'le beraber Şam diyarına sefere çıktılar. Yolda "Basra" adı verilen noktaya vardıkları zaman "Buheyra" isminde bir rahibe rastladılar. Rahip, Allah'ın Resulü'nü görünce hemen ellerine yapıştı ve dedi.
"Bu, âlemin efendisidir ve âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir." dediler.
"Ya Buheyra! Böyle olduğunu nereden biliyorsun?" diye soranlara, Buheyrâ cevap verdi: "Gördüm; ağaç ve taştan, bir çocuğa secde etmedik hiç bir şey kalmadı.
Bu hâl peygamberlerden başkasına olmaz. Ben Onu Nübüvvet Mührü'nden de tanıyabilirim. Ya Ebu Talip ! Sen bu çocuğu Şam'a götürme! Yahudilerden bir zarar erişebilir; sen Onu alıp yine Mekke'ye dön."
İbn-i Abbas'tan da şunları öğreniyoruz:
"Hazret-i Ebu Bekir, onsekiz; ve Peygamberimiz yirmi yaşlarındayken, beraberce Şam diyarına ticarete gittiler. Yolda bir gürgen ağacının dibinde oturdular. Allah'ın Resulü, gürgenin dibinde gölgelenirken Hazret-i Ebubekir bir şey sormak için orada bulunan Buheyrâ isimli rahibin yanına gitti. Fakat soran, rahip oldu; "Şu ağacın gölgesinde oturan kimdir?" Ebu Bekir cevap verdi: "Abdulmuttalip oğlu Abdullah oğlu Muhammed'dir". Buheyrâ atıldı: "Vallahi O, bir Peygamberdir".
Bu söz Ebu Bekir'in kalbinde yer etmişti. Sonradan, Resulullah'a nebîlik gelip de davet bayrağını açınca, Hazreti Ebu Bekir, tereddütsüz iman etti."
İbn-i Hacer, yukarıdaki rivayet doğruysa, Allah Rasulü'nün, Ebu Talip'le yaptığı seyahatten başka Şam'a ikinci bir seferi olması gerektiğini kaydeder.
İbn-i Zehebi:
"Buheyrâ denilen rahip, Allah Resulüne nebilik gelmeden O'nu görüp iman getirmiştir."
(El Mevahib-Ül-Ledüniyye B.D.Y.Y)
Yukarıda alıntı yaptığımız yazı, "Gönül nimetleri" anlamını taşıyan eserden.
Konu ile ilgili birkaç gün önce de "Köy odasında "Siyer-i Nebi" başlıklı yazmıştım...
Mahallemizde bir "oda" oluşturalım... Her akşam belli bir saatte Siyer-i Nebi, ilmihal okuyalım. Hayra, iyiliğe, fedakârlığa, hizmete, birliğe vesile olacak bu kutlu meclisleri oluşturalım.
Bu teklifimi değerlendirenleri şimdiden kutluyorum. Bu kardeşlerime yardımcı olmak da isterim.
Bu faaliyetin çocuklarımız, ailemiz, etrafımız üzerine faydasını, bereketini anlatmakla bitiremeyiz.
Ne duruyoruz?
Kaybettiğimiz gönül ve fikir hazinelerini dermeye...
Önce niyet edelim, sonra hiç bir arkadaşımıza ulaşamıyorsak evimizde başlayalım. Ama okuyalım.
Allah'ın emirlerini...
Hz. Muhammed'in (sav) hayatını...
Amine Hatun'un vefatından sonra Peygamberimize, Ümmü Eymen dadılık edip hizmetlerini görmüştür. Hatta, Allah'ın Resûlu (ileride dadısına)
"Annemden sonra annem sensin" buyurmuşlardır.
Allah'ın Resulü sekiz yaşlarındayken de, dedeleri Abdulmuttalip vefat etti. Yüzkırk yaşındaydı. Âlemlere Rahmet Efendimiz Hz. Muhammed'e (sav) babalık eden ve Onun bütün ihtiyaçlarını karşılayan Abdulmuttalip idi. Abdulmuttalip ölünce Resulullah'a (sav) vâsilik (babalık), amcası Ebu Talip'e düştü. Abdulmuttalip öyle vasiyet etmişti. Zira, Ebu Talip ile Peygamberin babası Abdullah, bir anadan doğmuşlardı.
İbn-i Asakir, Celheme'den rivayet ediyor:
"Bir kıtlık zamanıydı. Mekke'ye geldin. Kureyşliler, Ebu Talip'in etrafını sardılar: 'Kıtlıktan halimiz harap oldu, gel yağmur duasına çıkalım, belki dileğimiz kabul edilir.' Ebu Talip yağmur duasına çıktı. Yanında güzel yüzlü bir çocuk vardı. Ebu Talip Onun eline yapıştı ve arkasını Kâbe duvarına dayadı. Çocuk, parmağını kaldırır kaldırmaz, gök yüzünde bulutlar peydahlandı, yağmurlar yağdı ve ovalar dolup taştı, seller aktı".
İbn-i Seybe'den:
"Allah'ın Resulu oniki yaşlarına girince amcası Ebu Talip'le beraber Şam diyarına sefere çıktılar. Yolda "Basra" adı verilen noktaya vardıkları zaman "Buheyra" isminde bir rahibe rastladılar. Rahip, Allah'ın Resulü'nü görünce hemen ellerine yapıştı ve dedi.
"Bu, âlemin efendisidir ve âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir." dediler.
"Ya Buheyra! Böyle olduğunu nereden biliyorsun?" diye soranlara, Buheyrâ cevap verdi: "Gördüm; ağaç ve taştan, bir çocuğa secde etmedik hiç bir şey kalmadı.
Bu hâl peygamberlerden başkasına olmaz. Ben Onu Nübüvvet Mührü'nden de tanıyabilirim. Ya Ebu Talip ! Sen bu çocuğu Şam'a götürme! Yahudilerden bir zarar erişebilir; sen Onu alıp yine Mekke'ye dön."
İbn-i Abbas'tan da şunları öğreniyoruz:
"Hazret-i Ebu Bekir, onsekiz; ve Peygamberimiz yirmi yaşlarındayken, beraberce Şam diyarına ticarete gittiler. Yolda bir gürgen ağacının dibinde oturdular. Allah'ın Resulü, gürgenin dibinde gölgelenirken Hazret-i Ebubekir bir şey sormak için orada bulunan Buheyrâ isimli rahibin yanına gitti. Fakat soran, rahip oldu; "Şu ağacın gölgesinde oturan kimdir?" Ebu Bekir cevap verdi: "Abdulmuttalip oğlu Abdullah oğlu Muhammed'dir". Buheyrâ atıldı: "Vallahi O, bir Peygamberdir".
Bu söz Ebu Bekir'in kalbinde yer etmişti. Sonradan, Resulullah'a nebîlik gelip de davet bayrağını açınca, Hazreti Ebu Bekir, tereddütsüz iman etti."
İbn-i Hacer, yukarıdaki rivayet doğruysa, Allah Rasulü'nün, Ebu Talip'le yaptığı seyahatten başka Şam'a ikinci bir seferi olması gerektiğini kaydeder.
İbn-i Zehebi:
"Buheyrâ denilen rahip, Allah Resulüne nebilik gelmeden O'nu görüp iman getirmiştir."
(El Mevahib-Ül-Ledüniyye B.D.Y.Y)
Yukarıda alıntı yaptığımız yazı, "Gönül nimetleri" anlamını taşıyan eserden.
Konu ile ilgili birkaç gün önce de "Köy odasında "Siyer-i Nebi" başlıklı yazmıştım...
Mahallemizde bir "oda" oluşturalım... Her akşam belli bir saatte Siyer-i Nebi, ilmihal okuyalım. Hayra, iyiliğe, fedakârlığa, hizmete, birliğe vesile olacak bu kutlu meclisleri oluşturalım.
Bu teklifimi değerlendirenleri şimdiden kutluyorum. Bu kardeşlerime yardımcı olmak da isterim.
Bu faaliyetin çocuklarımız, ailemiz, etrafımız üzerine faydasını, bereketini anlatmakla bitiremeyiz.
Ne duruyoruz?
Kaybettiğimiz gönül ve fikir hazinelerini dermeye...
Önce niyet edelim, sonra hiç bir arkadaşımıza ulaşamıyorsak evimizde başlayalım. Ama okuyalım.
Allah'ın emirlerini...
Hz. Muhammed'in (sav) hayatını...
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Feyyaz İnanç / diğer yazıları
- ‘Işıkları açın’ / 07.05.2021
- Kulluğun gerçek tarifi / 06.05.2021
- Asli ihtiyaçlar / 30.04.2021
- Mecnun’un Leylası / 29.04.2021
- Rahman Suresi-II / 21.04.2021
- Rahman Suresi / 19.04.2021
- 14 Nisan / 15.04.2021
- İmam Muhammed Et-Takî’nin (a.s) Öğütleri / 14.04.2021
- Sağlam kale Ehl-i Beyt / 12.04.2021
- Bizi deryaya salan / 08.04.2021
- Kulluğun gerçek tarifi / 06.05.2021
- Asli ihtiyaçlar / 30.04.2021
- Mecnun’un Leylası / 29.04.2021
- Rahman Suresi-II / 21.04.2021
- Rahman Suresi / 19.04.2021
- 14 Nisan / 15.04.2021
- İmam Muhammed Et-Takî’nin (a.s) Öğütleri / 14.04.2021
- Sağlam kale Ehl-i Beyt / 12.04.2021
- Bizi deryaya salan / 08.04.2021