Bayrak krizinin en çarpıcı tarafını hiç kuşku yok ki Genelkurmay açıklaması oluşturuyor. Açıklamaya dönük en anlamlı tesbiti ise Tercüman (tabii ki Ilıcaklara ait olmayan yoksa Fethullah Gülen'in demek lazımdı) yaptı.
Gazete askeri cenahtan gelen duyuruyu "Genelkurmay muhtırası" olarak nitelendirdi.
Kesinlikle en anlamlı okuma buydu! Açıklama gerek muhteva, gerek şekil ve gerekse etkileri itibariyle tam bir "muhtıra" havası taşıyordu.
Muhtemeldir ki bundan sonra yaşayacaklarımız açısından bu "muhtıra" bir milad oluşturacaktır.
Dikkatli gözlerden kaçmamıştır. 3 gün önce Hurşit Tolon Paşa'nın 1915'de İngilizlerin yaptığı karakol baskınını bir törenle anmasını "suç" olarak gören ve manşetine taşıyan Hürriyet dün yelkenleri indiriverdi.
Gazete muhtıra sonrası, 1. sayfasını "bayrak şöleni" olarak düzenledi.
Genel yayın yönetmeni gerçi suskun kalmayı tercihe devam ediyor. Ama daha dün bayrak hakareti için "çocuk işi" deyip geçiverdiğini açıklamıştı.
"Çocuk işi"nden ya da "karakol baskını"ndan "bayrak şöleni" noktasına gelinilmesi az bir şey değil. Bunlar ciddiyeti görürlerse emin olun "vatan" başlığıyla da çıkarlar. Dediğimiz gibi yeter ki zoru görsünler.
Evet, işte bu omurgasızlığı ortadan kaldıran şey, Genelkurmay açıklaması ve tek başına bu tesbit dahi açıklamanın etkisini ortaya koyuyor. Yani Genelkurmay açıklamasını bir "muhtıra" gücüne ve niteliğine taşıyor.
* * *
Elbette herşey kırılmış değil. Ancak Türkiye, eski Türkiye olsa, mutlaka şu soru tartışılırdı:
Genelkurmay muhtırasının muhatabı kim?
Öyle ya, elbirliğiyle ne konuşuluyor? Olaylar hafta sonu yaşanıyor. Ama Genelkurmay açıklaması derhal gelmiyor.
Bekleniyor, bekleniyor ve en sonunda Çarşamba günü "muhtıra" ya da "muhtıra gibi açıklama" geliyor.
Beklenen adres elbette hükümet. Öyle ya Büyükanıt Paşa'nın "Irak politikanız yok" açıklaması için "bu senin alanın değil" diyen hükümet, hakarete uğrayan "bayrak" için bir açıklama yapabilirdi, yapmalıydı...
İşte hükümetten, gelmesi beklenen bu tavır çıkmayınca Genelkurmay oturuyor ve açıklamayı kaleme alıyor, muhtırayı basıyor.
Peki temel sorumuza dönecek olursak bu bildirinin muhatabı kim oluyor acaba?
* * *
Bayrak ülkenin, vatanın, bağımsızlığımızın, bütünlüğümüzün ve birarada yaşamanın sembolü.
Şimdi Genelkurmay muhtırasına bir de bu gözle bakalım.
Son iki yıl içinde, yani bu AKP iktidarı döneminde neler oldu?
1- K. Irak politikamız iflas.
2- Kıbrıs politikamız iflas.
3- AB politikamız iflas.
4- Sahte Ermeni soykırımı iddiaları hiç bu kadar ciddi bir noktaya ulaşmadı.
Halkayı ekonomiye, dini ve kültürel hayatımıza kadar çok geniş bir alana uzatabiliriz.
Dahası, bu süreç tam gaz, önüne yeni alanlar da katarak ilerliyor.
Yani bayrağın temsil ettiği her alanda inanılmaz bir erozyon ve çöküş yaşıyoruz.
Ve bu noktada Genelkurmay çıkıyor ve diyor ki "Bu ülke sahipsiz değil!"
Dolayısıyla bayrak açıklaması, 2 tane veledin elinde bayrağın yere indirilmesi meselesi değildir.
Mesaj, bayrak sembolünde ülkenin dini ve milli bütünlüğünü parçalayama dönük çalışanlara verilmiştir.
Burada hükümet gerekli dersi çıkarmalıdır. Ama bir o kadar da, ülke toprağına göz dikmiş hahamla-papazla dost kuranlar da hisselerini almalıdır.
Yabancılar için "uygun zemin" faaliyetine girenlere duyurulur.
Gazete askeri cenahtan gelen duyuruyu "Genelkurmay muhtırası" olarak nitelendirdi.
Kesinlikle en anlamlı okuma buydu! Açıklama gerek muhteva, gerek şekil ve gerekse etkileri itibariyle tam bir "muhtıra" havası taşıyordu.
Muhtemeldir ki bundan sonra yaşayacaklarımız açısından bu "muhtıra" bir milad oluşturacaktır.
Dikkatli gözlerden kaçmamıştır. 3 gün önce Hurşit Tolon Paşa'nın 1915'de İngilizlerin yaptığı karakol baskınını bir törenle anmasını "suç" olarak gören ve manşetine taşıyan Hürriyet dün yelkenleri indiriverdi.
Gazete muhtıra sonrası, 1. sayfasını "bayrak şöleni" olarak düzenledi.
Genel yayın yönetmeni gerçi suskun kalmayı tercihe devam ediyor. Ama daha dün bayrak hakareti için "çocuk işi" deyip geçiverdiğini açıklamıştı.
"Çocuk işi"nden ya da "karakol baskını"ndan "bayrak şöleni" noktasına gelinilmesi az bir şey değil. Bunlar ciddiyeti görürlerse emin olun "vatan" başlığıyla da çıkarlar. Dediğimiz gibi yeter ki zoru görsünler.
Evet, işte bu omurgasızlığı ortadan kaldıran şey, Genelkurmay açıklaması ve tek başına bu tesbit dahi açıklamanın etkisini ortaya koyuyor. Yani Genelkurmay açıklamasını bir "muhtıra" gücüne ve niteliğine taşıyor.
* * *
Elbette herşey kırılmış değil. Ancak Türkiye, eski Türkiye olsa, mutlaka şu soru tartışılırdı:
Genelkurmay muhtırasının muhatabı kim?
Öyle ya, elbirliğiyle ne konuşuluyor? Olaylar hafta sonu yaşanıyor. Ama Genelkurmay açıklaması derhal gelmiyor.
Bekleniyor, bekleniyor ve en sonunda Çarşamba günü "muhtıra" ya da "muhtıra gibi açıklama" geliyor.
Beklenen adres elbette hükümet. Öyle ya Büyükanıt Paşa'nın "Irak politikanız yok" açıklaması için "bu senin alanın değil" diyen hükümet, hakarete uğrayan "bayrak" için bir açıklama yapabilirdi, yapmalıydı...
İşte hükümetten, gelmesi beklenen bu tavır çıkmayınca Genelkurmay oturuyor ve açıklamayı kaleme alıyor, muhtırayı basıyor.
Peki temel sorumuza dönecek olursak bu bildirinin muhatabı kim oluyor acaba?
* * *
Bayrak ülkenin, vatanın, bağımsızlığımızın, bütünlüğümüzün ve birarada yaşamanın sembolü.
Şimdi Genelkurmay muhtırasına bir de bu gözle bakalım.
Son iki yıl içinde, yani bu AKP iktidarı döneminde neler oldu?
1- K. Irak politikamız iflas.
2- Kıbrıs politikamız iflas.
3- AB politikamız iflas.
4- Sahte Ermeni soykırımı iddiaları hiç bu kadar ciddi bir noktaya ulaşmadı.
Halkayı ekonomiye, dini ve kültürel hayatımıza kadar çok geniş bir alana uzatabiliriz.
Dahası, bu süreç tam gaz, önüne yeni alanlar da katarak ilerliyor.
Yani bayrağın temsil ettiği her alanda inanılmaz bir erozyon ve çöküş yaşıyoruz.
Ve bu noktada Genelkurmay çıkıyor ve diyor ki "Bu ülke sahipsiz değil!"
Dolayısıyla bayrak açıklaması, 2 tane veledin elinde bayrağın yere indirilmesi meselesi değildir.
Mesaj, bayrak sembolünde ülkenin dini ve milli bütünlüğünü parçalayama dönük çalışanlara verilmiştir.
Burada hükümet gerekli dersi çıkarmalıdır. Ama bir o kadar da, ülke toprağına göz dikmiş hahamla-papazla dost kuranlar da hisselerini almalıdır.
Yabancılar için "uygun zemin" faaliyetine girenlere duyurulur.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Ahmet Erimhan / diğer yazıları
- Sahili olmayan umman / 14.04.2022
- Ümit Özdağ, Hüseyin Baş… Uzaklarda Arama / 09.06.2021
- Ümit Özdağ, Hüseyin Baş… Uzaklarda Arama / 06.06.2021
- Birlik ve beraberlik ölümden başka her şeyi yener / 17.05.2021
- Ermeni Meselesi ve Gerçekler / 25.04.2021
- Osmanlı İslamı / 18.04.2021
- Sensizlik, benim şiirim / 11.04.2021
- Fikirlerin halledemediği davaları kan halleder / 04.04.2021
- Dünya bir leştir, taliplileri köpektir! / 28.03.2021
- Rüzgâr eken fırtına biçer / 23.03.2021
- Ümit Özdağ, Hüseyin Baş… Uzaklarda Arama / 09.06.2021
- Ümit Özdağ, Hüseyin Baş… Uzaklarda Arama / 06.06.2021
- Birlik ve beraberlik ölümden başka her şeyi yener / 17.05.2021
- Ermeni Meselesi ve Gerçekler / 25.04.2021
- Osmanlı İslamı / 18.04.2021
- Sensizlik, benim şiirim / 11.04.2021
- Fikirlerin halledemediği davaları kan halleder / 04.04.2021
- Dünya bir leştir, taliplileri köpektir! / 28.03.2021
- Rüzgâr eken fırtına biçer / 23.03.2021