Eğer, "herkes söylediği yalan başına yüzde on sekiz KDV ödeyecek" şeklinde bir yasa olsaydı ve bu durumu tespit edecek adil de bir mekanizma olsaydı kesinlikle mevcut iktidar partisi KDV ödeme yüzünden iflas ederdi.
Biz hatırlatmaktan, altını çizmekten bıktık adamlar yalan-yanlış üretmekten bıkmadılar.
Koca bir ülkeyi, koskoca yetmiş beş milyonu aptal yerine koyarak, gözlerinin içine baka baka yalan söylemekten çekinmiyorlar.
Koca Ragıp Paşa'nın vezir-i azamlık döneminde sarayda rüşvet söylentileri yaygınlaşır, bunun üzerine saray memurlarını içtima eden paşa rüşvet almadıklarına dair huzurunda tek tek yemin ettirir. Saray memurlarından ve aynı zamanda nüktedan bir şair olan Şair Haşmet uzaktan bir köşeden olanları izlemektedir. Paşanın dikkatini çeker ve huzura çağrılır, neden uzakta durduğu, neden yemin etmek için kuyruğa girmediği sorulur ve cevabı çerçevelik bir cümledir: "Paşam, bizler yalan yere yemin edenlerin çatlayacağına inanırız, bekliyorum eğer çatlamazlarsa ben de yemin edeceğim."
Yalan yanlış söyleyenler çatlamıyorlar belki ama çok şeyleri çatlattılar ve çatlatıyorlar.
Yalanın yaygınlaştığı bir ortamda fertler arası güven sıfırlanıyor, emniyet toz-duman oluyor, inandırıcılık sizlere ömür oluyor.
Sürekli yalan-yanlış beyanda bulunan siyasiler temsil ettikleri kurumların itibarını, güvenini ve saygınlığını tekmelemiş oluyorlar.
Aşağıdaki paragraf sayın Başbakanın ağzından daha yeni dökülmüş, mürekkebi dahi kurumamış:
"Bazı Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde cereyan eden olaylar, harici saiklerin ve yönlendirmelerin bir neticesi olarak değil; son derece tabii bir sonuç olarak ortaya çıkmıştır. Bizde bir söz var. Dere yatağında akar ve dere yatağını bulmuştur. Halkın, talep, arzu ve isteklerini güçlü şekilde dile getirmesi, meşru hak talebinde bulunması, baskıcı rejimlere karşı sesini yükseltmesi, bu coğrafyanın geleneğidir ve son derece tabiidir. Tabii olmayan, zulümdür, baskıdır, kendi halkının arzu ve taleplerine duyarsız kalmaktır. Esasen, mukadder olan gerçekleşmiş, bu ülkelerde tarih, kendi tabii mecrasında akmaya başlamıştır."
İçinde bazı yanlışlar olsa oturur düzeltmeye uğraşırsınız ama hepsi yanlış olunca aleme ibret için komple yayınlamaktan başka bir şey yapamıyorsunuz.
Bizzat kendisinin de içinde yer aldığı haçlı ittifakının altı ay boyunca Libya'yı bomlamasını saymazsanız ve yüz milyon dolarını elden iki yüz milyon dolarını da başka yollarla Türkiye'nin Libyalı isyancılara yardımını da saymazsanız, Kaddafi'yi linç edenlere İstanbul'da beş yıldızlı otellerde tatil yaptırıldığını da saymazsanız Libya'daki gelişmeler iç taleplerden olmuştur diyebilirsiniz.
Diğer ülkelerde gelişen ve "Arap baharı" denilen tiyatroları da buna göre kıyaslayın ve başlığımızı bir daha okuyun lütfen.
Biz hatırlatmaktan, altını çizmekten bıktık adamlar yalan-yanlış üretmekten bıkmadılar.
Koca bir ülkeyi, koskoca yetmiş beş milyonu aptal yerine koyarak, gözlerinin içine baka baka yalan söylemekten çekinmiyorlar.
Koca Ragıp Paşa'nın vezir-i azamlık döneminde sarayda rüşvet söylentileri yaygınlaşır, bunun üzerine saray memurlarını içtima eden paşa rüşvet almadıklarına dair huzurunda tek tek yemin ettirir. Saray memurlarından ve aynı zamanda nüktedan bir şair olan Şair Haşmet uzaktan bir köşeden olanları izlemektedir. Paşanın dikkatini çeker ve huzura çağrılır, neden uzakta durduğu, neden yemin etmek için kuyruğa girmediği sorulur ve cevabı çerçevelik bir cümledir: "Paşam, bizler yalan yere yemin edenlerin çatlayacağına inanırız, bekliyorum eğer çatlamazlarsa ben de yemin edeceğim."
Yalan yanlış söyleyenler çatlamıyorlar belki ama çok şeyleri çatlattılar ve çatlatıyorlar.
Yalanın yaygınlaştığı bir ortamda fertler arası güven sıfırlanıyor, emniyet toz-duman oluyor, inandırıcılık sizlere ömür oluyor.
Sürekli yalan-yanlış beyanda bulunan siyasiler temsil ettikleri kurumların itibarını, güvenini ve saygınlığını tekmelemiş oluyorlar.
Aşağıdaki paragraf sayın Başbakanın ağzından daha yeni dökülmüş, mürekkebi dahi kurumamış:
"Bazı Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde cereyan eden olaylar, harici saiklerin ve yönlendirmelerin bir neticesi olarak değil; son derece tabii bir sonuç olarak ortaya çıkmıştır. Bizde bir söz var. Dere yatağında akar ve dere yatağını bulmuştur. Halkın, talep, arzu ve isteklerini güçlü şekilde dile getirmesi, meşru hak talebinde bulunması, baskıcı rejimlere karşı sesini yükseltmesi, bu coğrafyanın geleneğidir ve son derece tabiidir. Tabii olmayan, zulümdür, baskıdır, kendi halkının arzu ve taleplerine duyarsız kalmaktır. Esasen, mukadder olan gerçekleşmiş, bu ülkelerde tarih, kendi tabii mecrasında akmaya başlamıştır."
İçinde bazı yanlışlar olsa oturur düzeltmeye uğraşırsınız ama hepsi yanlış olunca aleme ibret için komple yayınlamaktan başka bir şey yapamıyorsunuz.
Bizzat kendisinin de içinde yer aldığı haçlı ittifakının altı ay boyunca Libya'yı bomlamasını saymazsanız ve yüz milyon dolarını elden iki yüz milyon dolarını da başka yollarla Türkiye'nin Libyalı isyancılara yardımını da saymazsanız, Kaddafi'yi linç edenlere İstanbul'da beş yıldızlı otellerde tatil yaptırıldığını da saymazsanız Libya'daki gelişmeler iç taleplerden olmuştur diyebilirsiniz.
Diğer ülkelerde gelişen ve "Arap baharı" denilen tiyatroları da buna göre kıyaslayın ve başlığımızı bir daha okuyun lütfen.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Aziz Karaca / diğer yazıları
- Yaratıcının kolu olan kullar… / 28.03.2025
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025
- Çocukluğumuzun ramazanları / 07.03.2025
- Tuttuğumuz oruç bizi tutamıyorsa… / 06.03.2025
- Merhaba ey Hak’tan ferman merhaba! / 04.03.2025
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025
- Çocukluğumuzun ramazanları / 07.03.2025
- Tuttuğumuz oruç bizi tutamıyorsa… / 06.03.2025
- Merhaba ey Hak’tan ferman merhaba! / 04.03.2025