Ali gibi yiğit yoktur
Uhud’da tek kişilik bir ordu gibi savaşan Hz. Ali hakkında Resûlullah (s.a.a) buyurdu ki: “Ali Benden ve Ben de ondanım.” Hz. Cebrail şöyle dedi: “Ben de sizdenim.” Bu sırada gökten gelen bir ses duydular: “Zülfikar gibi kılıç ve Ali gibi yiğit yoktur”
22.09.2024 10:53:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Uhud savaşında, kardeşi, Hz. Ali tarafından öldürülen Osman b. Ebu Talha ileri çıktı ve müşriklerin sancağını aldı. Hamza b. Abdulmuttalib ileri çıktı ve ona bir kılıç darbesi indirerek öldürdü. Bundan sonra kardeşleri Ebu Said müşriklerin sancağını aldı. Hz. Ali buna da saldırdı ve öldürdü. Bunun ardından Ertat b. Şurahbil sancağı aldı. Hz. Ali onu da öldürdü. Böylece Abduddaroğulla- rı'ndan dokuz kişi art arda sancağı aldılar ve tümü de Hz. Ali'nin veya Hz. Hamza'nın kılıcıyla öldürüldü. (el-Kâmil Fi't-Tarih, 2/152-154). Sancağı en son Abduddaroğulları'nın kölesi Savab adlı kişi aldı. Hz. Ali ona da saldırdı ve öldürdü. Ondan sonra sancak savaş meydanının ortasına düştü. Kimse kaldırmaya cesaret edemedi. Müşrikler artık arkalarına bakmadan kaçıyorlardı. Savaş, Müslümanların lehine sonuçlanacakmış gibi görünüyordu. Tam bu sırada Müslümanların başına büyük bir felâket geldi. Okçular dağdaki mevzilerini terk ettiler. Kardeşleriyle birlikte savaş ganimetlerini toplamak için alana doğru koşmaya başladılar. Dağda on okçudan başka kimse kalmadı.
Müşrik süvarilere komutanlık eden Halid b. Velid dağdaki mevzilerin boşaltıldığını ve orada az sayıdaki okçudan başka kimse kalmadığını görünce, atlılarına seslendi. Kendi başta olmak üzere okçulara saldırdı. İkrime de onu takip etti ve orada bulunan az sayıdaki okçuları öldürdüler. Bu olayla birlikte kuvvetler dengesi değişti. Müşriklerin kefesi ağır basmaya başladı. Müslümanların saflarına sızmayı ve yarmayı başardılar. (Tarih-i Taberî, 2/194).
Müslümanlar bir benzerini görmedikleri bir felâketle karşı karşıya idiler. Müslüman saflarda panik başladı ve disiplin kalmadı. Bu, zafer sonrası bir hezimet ve galibiyet sonrası bir yenilgiydi. Bütün insanlar Resûlullah'tan (s.a.a) ayrıldılar. Amcası Hamza ve Mus'ab b. Umeyr şehit edildikten sonra onu adeta düşmanlarına teslim ettiler. Hz. Ali'den ve Muhacir ve Ensar'dan küçük bir topluluktan başka kimse kalmadı yanında.
Bu zorlu ve dehşet verici anda tarih Ali'nin (a.s) Resûlullah'ı (s.a.a) savunmadaki kararlılığına, fedakârlığına ve sarsılmaz direncine tanık oldu. Bütün gücüyle, kahramanlığıyla ve himmetiyle Resûlullah'ın (s.a.a) yanı başından ayrılmadı. Resul'ün ve risaletin selâmeti için kendini saldırılara siper etti. Bir elinde İslâm sancağı, öbür elinde de kılıcı vardı. Saldırılara karşı koyuyor. Peygamber'e (s.a.a) doğru gelen hücumları geri püskürtüyordu. Tek başına tam teçhizatlı bir ordu gibiydi. Resûlullah (s.a.a) saldırıya geçen bir grup görünce Hz. Ali'ye, "Ey Ali, saldır şunlara" derdi. Ali de onlara saldırır ve darmadağın ederdi. Yüzüne, başına, göğsüne, karnına ve eline aldığı sayısız yaralar kendisini iyice bitkin düşü- rünceye kadar savaşmaya devam etti Hz. Ali. (Tarih-i Taberî, 2/154; A'yan'uş-Şia, 1/288; Bihar'ul-Envar, 20/54).
Bu sırada Cebrail (a.s) Peygamber'in (s.a.a) yanına geldi ve şöyle dedi: "İşte bu, gerçek fedakârlık ve yardımdır." Resûlullah (s.a.a) dedi ki: "Ali benden ve ben de ondanım." Cebrail şöyle dedi: "Ben de sizdenim. Bu sırada gökten gelen bir ses duydular: Zülfikar gibi kılıç ve Ali gibi yiğit yoktur..." (el- Kâmil Fi't-Tarih, 2/154; Feraid'üs-Simtayn, Hameveynî, 1/257, Hadis: 198, 199; Tarih-u Dimaşk, İbn-i Asakir, 1/147; Ravzat'ul-Kâfi, Hadis: 90).
Müşrik süvarilere komutanlık eden Halid b. Velid dağdaki mevzilerin boşaltıldığını ve orada az sayıdaki okçudan başka kimse kalmadığını görünce, atlılarına seslendi. Kendi başta olmak üzere okçulara saldırdı. İkrime de onu takip etti ve orada bulunan az sayıdaki okçuları öldürdüler. Bu olayla birlikte kuvvetler dengesi değişti. Müşriklerin kefesi ağır basmaya başladı. Müslümanların saflarına sızmayı ve yarmayı başardılar. (Tarih-i Taberî, 2/194).
Müslümanlar bir benzerini görmedikleri bir felâketle karşı karşıya idiler. Müslüman saflarda panik başladı ve disiplin kalmadı. Bu, zafer sonrası bir hezimet ve galibiyet sonrası bir yenilgiydi. Bütün insanlar Resûlullah'tan (s.a.a) ayrıldılar. Amcası Hamza ve Mus'ab b. Umeyr şehit edildikten sonra onu adeta düşmanlarına teslim ettiler. Hz. Ali'den ve Muhacir ve Ensar'dan küçük bir topluluktan başka kimse kalmadı yanında.
Bu zorlu ve dehşet verici anda tarih Ali'nin (a.s) Resûlullah'ı (s.a.a) savunmadaki kararlılığına, fedakârlığına ve sarsılmaz direncine tanık oldu. Bütün gücüyle, kahramanlığıyla ve himmetiyle Resûlullah'ın (s.a.a) yanı başından ayrılmadı. Resul'ün ve risaletin selâmeti için kendini saldırılara siper etti. Bir elinde İslâm sancağı, öbür elinde de kılıcı vardı. Saldırılara karşı koyuyor. Peygamber'e (s.a.a) doğru gelen hücumları geri püskürtüyordu. Tek başına tam teçhizatlı bir ordu gibiydi. Resûlullah (s.a.a) saldırıya geçen bir grup görünce Hz. Ali'ye, "Ey Ali, saldır şunlara" derdi. Ali de onlara saldırır ve darmadağın ederdi. Yüzüne, başına, göğsüne, karnına ve eline aldığı sayısız yaralar kendisini iyice bitkin düşü- rünceye kadar savaşmaya devam etti Hz. Ali. (Tarih-i Taberî, 2/154; A'yan'uş-Şia, 1/288; Bihar'ul-Envar, 20/54).
Bu sırada Cebrail (a.s) Peygamber'in (s.a.a) yanına geldi ve şöyle dedi: "İşte bu, gerçek fedakârlık ve yardımdır." Resûlullah (s.a.a) dedi ki: "Ali benden ve ben de ondanım." Cebrail şöyle dedi: "Ben de sizdenim. Bu sırada gökten gelen bir ses duydular: Zülfikar gibi kılıç ve Ali gibi yiğit yoktur..." (el- Kâmil Fi't-Tarih, 2/154; Feraid'üs-Simtayn, Hameveynî, 1/257, Hadis: 198, 199; Tarih-u Dimaşk, İbn-i Asakir, 1/147; Ravzat'ul-Kâfi, Hadis: 90).
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.