Rusya ile Türkiye arasında görünüşte müthiş bir yakınlaşma oluştu. Aslında olması gereken bir yakınlaşma bu. Ama ABD ve AB politikalarına bu kadar ram olmuş bir hükümet tarafından yönetilen Türkiye, Rusya'ya görünüşte bile olsa bu derece yakınlaşabiliyorsa burayı hızlı geçmemek lazım. Bu konuyu biraz irdeleyip, Türkiye, ABD ve AB yörüngesinden kopmadan Rusya'yla bu derece yakınlaşabilir mi? sorusunun cevabını bulmaya çalışalım. Önce imzalana protokolün iskeletine bir göz atlaım.Rusya ile Türkiye arasında 20 işbirliği protokolü imzalandı. Türkiye, Rusya'ya Güney Akım projesi için 'olur' verdi. Buna karşılık olarak Rusya da Samsun-Ceyhan boru hattı için gereken petrol sorununu çözecek'Kanbersiz düğün olur mu?' sözünü haklı çıkarırcasına İtalya Başbakan'ı Berlusconi de oradaydı. Çünkü İtalyan ENI şirketi yapılacak projelerin hemen hemen hepsine müdahil durumda. Yani en büyük parayı Rusya'dan sonra İtalya kazanacak.Bir başka imza ise Türkiye'yle Rusya arasında barışçıl nükleer enerjide işbirliği konusunda atıldı. Rusya GüneyAkım Projesi'yle siyasi çekişme yaşadığı Ukrayna'yı by-pass ederek, boru hattını Türkiye karasularından geçirmek istiyor. Bu projenin gerçekleşmesi, Rusya'dan sonra en çok AB'nin işine gelecek. Çünkü her kış yaşanan gaz krizi AB'nin kabusu oldu.Atılan imzalar Türkiye'yi aslında Rusya ile stratejik ortak noktasına taşımaktan oldukça uzak. Bu protokollerin hepsinin hayata geçirildiğini varsaysak bile Türkiye için aslında çok fazla bir şey değişmiş olmuyor. Hatta Türkiye'nin Rusya'ya olan bağımlılığı daha da artmış oluyor. Bu imzalanan protokoller bundan dolayı çok büyütülmeli.Çünkü Türkiye yörüngesinde dönüp durduğu AB ve ABD'ye rağmen hiçbir adım atmaz/atamaz. Bugüne kadar hükümetin iç politika ve dış politika dahil her alanda takip ettiği anlayış bu tespiti haklı çıkarıyor.AKP'li yıllarda Türkiye hep AB, ABD ve İsrail'in işine gelen adımlar attı. Bu ülkelere rağmen veya bu ülkelerin çıkarlarına halel getirecek hiçbir adım atamadı Türkiye. Çok gerekli olan durumlarda bile... Rusya ile imzalanan protokollerde bundan dolayıdır ki, başta AB olmak üzere bu ülkelerin işine geldiği için imzalanmıştır. Elbette Türkiye'nin payına da bu anlaşmalardan bazı kırıntılar düşecektir. Ama Türkiye'nin payına düşenler Türkiye'nin fedakarlığının veya girdiği risklerin karşılığı olmaktan çok uzak olacaktır. Daha önce yapılan anlaşmalar da hep böyle oldu. Mavi akım anlaşmasını hatırlayınız. Hangi şartlarda imza edildiği hala tam olarak bilinmeyen Mavi Akım'da Türkiye fahiş fiyatlarla Rus gazını almak zorunda bırakılmıştı.Mavi Akım anlaşması sırasında da İtalya devredeydi.Şimdi imzalanan protokoller de hayata geçme aşamasına geldiğinde yine gizli anlaşmalarla milletten gizlenirse -ki böyle olması kesin gibi- anlayın ki Türkiye'nin çıkarına olmaktan çok diğer muhatap ülkelerin çıkarınadır.
Orhan Dede / diğer yazıları
- PKK’nın yerini DEAŞ mı dolduracak? / 31.12.2025
- Enerji masasında Türkiye neden yok? / 08.11.2025
- Çağdaş Nemrutların ateşinden hiç korkmadı! / 13.04.2025
- Ya Öcalan cumhurbaşkanı olursa... / 10.04.2025
- DEM Parti’ye mağdur rolü mü biçildi? / 05.11.2024
- Bin tane Öcalan’ın çağrısı terörü bitirir mi? / 29.10.2024
- Türkiye’nin refleksleri yok edildi / 24.10.2024
- Vatikan çok üzüldü… / 22.10.2024
- Bir savcı çok şeyi değiştirir / 20.10.2024
- Kaç Erdoğan var? / 19.10.2024
- Enerji masasında Türkiye neden yok? / 08.11.2025
- Çağdaş Nemrutların ateşinden hiç korkmadı! / 13.04.2025
- Ya Öcalan cumhurbaşkanı olursa... / 10.04.2025
- DEM Parti’ye mağdur rolü mü biçildi? / 05.11.2024
- Bin tane Öcalan’ın çağrısı terörü bitirir mi? / 29.10.2024
- Türkiye’nin refleksleri yok edildi / 24.10.2024
- Vatikan çok üzüldü… / 22.10.2024
- Bir savcı çok şeyi değiştirir / 20.10.2024
- Kaç Erdoğan var? / 19.10.2024






















































