RAMAZAN'DA ÇOCUKLUK DUYGULARI- Feyyaz İNANÇ
Ramazan-ı Şerif damla damla hicri günlerini dolduruyor. İmsakiyelerimiz gün gün bitiyor. Çocukluk günlerimizin Ramazan'ı gözümüzde tütüyor. İçerden gelen yanık temellerini, ocağını o yaşlarda oluşturmuş.
Bir arkadaşımla uzun günlerde oruç tuttuğumuzu biliyordum. Bir gün 7-8 yaşının hayata bakan penceresinden bakarak iftara yarım saat kala dere kenarındaki elma ağacını görmüştü. Şuraya bak!.. Nasıl da olgunaşmış. Üf be!.. Ne kadar da tatlıdır. Amma da acıkmışım. Bu iç duyguların ardından dere kenarındaki meyve ağacı 13-14 saattir tuttuğu orucu unutturdu. Karar verdi. Lakin bir problem var. Bahçe sahibinin görmemesi lazım. Gözetledi gözetledi bahçe sahibi sanki ona bakıyordu. Artık ağaca çıkmaktan vazgeçti. En iyisi dere kenarına düşenlerden bir tane almaya karar verdi.
Öyle bir hızlı hamleyle yere düşen elmayı kapması ile kaçması bir oldu. (Aman sakın bugünkü kapkaçcılar ile karıştırılmasın.)
Bahçe sahibi Refik Dede öylesine görüp süzüyordu ki için için gülüyordu. Elmayı kapınca dağların derinliklerine kaçtı. Kenarı çürümüş elmayı nasıl da iştahla, aşkla yiyordu.
Çocukluğumun bu tatlı anısını hatırladıkça duygulanır, kıyaslar yaparım. Bahçe sahibinin korkusuyla kainatın yegane sahibinin emri olan orucu bir çürük elma hevesiyle bozmanın bilinçsizliğini son nefesini verecek yaşa gelip de hâlâ yaşayan iki hayat çizgisindeki paralellikleri, parazitleri, ince farklılık ve ibretleri varın siz düşünün.
Çocukluk hevesi dedim ya!.. Siz yeter ki sahura, iftara, oruca yavrunuzu teşvik edin. O iftara yarım saat kala bile olsa orucunu bozsa da, namazını kılarken sağa sola bakıp oyuncaklarıyla oynasa da, ilerki yaşlarında o iftar ve sahurların bereketi, o namaza gidişler gönül ikliminde öyle silinmez bahar tohumları ekiyor ki gözleri fersiz kaldığında açılır, gam ve keder altında iman, ümit, aşk ve heyecan, saygı, vefa derman ve iksiri ile silkinir ve güzelleşir.
Çocuklarına bu duyguları ikram eden anne ve babalara, dede ve ninelere, amca, dayı, hala ve yeğenlere, abi, abla ve kardeşlere teşekkür ediyorum. Aman aman yıllar sonra huzur, ahlâk, coşku, gönül hazinelerinin toplanmasına sebep olacak duyguları lütfen ihmal etmeyin, esirgemeyin.
Ramazan'ın gelişi ile sevindik, kavuştuk çok şükür.
Bir hurma ile bile olsa iftar vermeyi, akraba, dost yakınlığını, oruç tutmanın titizliğini yaşarken minik ellerin dualarını, minik ayakların teravihlere koşmasını, minik kuşların kapılara koşup "ezan müjdesini" vermesini minik saf ve meleki zihinlerden fışkıran soruların cevabını minik ellerin aynalar karşısındaki başörtü ve takkeyi örtme çabalarını aman, aman ihmal etmeyelim. Gönlümüzün ışıklarıyla görüp şefkatin Ramazan hikmetleri ile, dua gözleri, hayır ümitleri ile bağrımıza basalım.
İmsakiyemiz gün gün azalırken yavrumuzun oruç ile ilgili okuyacağı takvim yaprağını lüfen dinleyelim. Ayet-i Kerimeleri, Hadis-i Şerifleri, ilmihal bilgilerini okumaya alışsın, dili ıslansın, gönlüne ilahi hikmet tohumları saçılsın.
Teravihler ile ilgili bir şey söyleyeyim. Çocukluğumun geçtiği günlerdeki büyüklerimi hayır ve dualarla hatırlıyorum. Ölmüşlerimize rahmetler diliyorum.
Çocukları birer birer aralarına alırlar onlarla bütünleşirlerdi. Bizim okulumuzdu onlar, anamızdı, babamızdı, öğretmenlerimizdi onlar. Çocukları itmezlerdi, ezmezlerdi, geri bırakmazlardı onlar. Allah da onların bu gayretlerinden dolayı, huzur verirdi, düzen verirdi, hayırlı sonuçlar verirdi. Niyetler gayretler hayır olunca akibetlerde hayır olur.
Yarın bilmiyorum bu yazıma devam edebilir miyim ama Ramazan yaprakları bir bir düşerken bahçemizin gülleri, tohumları, kokuları yavrularımızı Ramazan bereketinden mahrum bırakmayalım. Öne çıkaralım. Kârlı çıkalım. Allah için adım atalım. Rabbim bereketini iki cihanda ihsan eder.
Ramazan-ı Şerif damla damla hicri günlerini dolduruyor. İmsakiyelerimiz gün gün bitiyor. Çocukluk günlerimizin Ramazan'ı gözümüzde tütüyor. İçerden gelen yanık temellerini, ocağını o yaşlarda oluşturmuş.
Bir arkadaşımla uzun günlerde oruç tuttuğumuzu biliyordum. Bir gün 7-8 yaşının hayata bakan penceresinden bakarak iftara yarım saat kala dere kenarındaki elma ağacını görmüştü. Şuraya bak!.. Nasıl da olgunaşmış. Üf be!.. Ne kadar da tatlıdır. Amma da acıkmışım. Bu iç duyguların ardından dere kenarındaki meyve ağacı 13-14 saattir tuttuğu orucu unutturdu. Karar verdi. Lakin bir problem var. Bahçe sahibinin görmemesi lazım. Gözetledi gözetledi bahçe sahibi sanki ona bakıyordu. Artık ağaca çıkmaktan vazgeçti. En iyisi dere kenarına düşenlerden bir tane almaya karar verdi.
Öyle bir hızlı hamleyle yere düşen elmayı kapması ile kaçması bir oldu. (Aman sakın bugünkü kapkaçcılar ile karıştırılmasın.)
Bahçe sahibi Refik Dede öylesine görüp süzüyordu ki için için gülüyordu. Elmayı kapınca dağların derinliklerine kaçtı. Kenarı çürümüş elmayı nasıl da iştahla, aşkla yiyordu.
Çocukluğumun bu tatlı anısını hatırladıkça duygulanır, kıyaslar yaparım. Bahçe sahibinin korkusuyla kainatın yegane sahibinin emri olan orucu bir çürük elma hevesiyle bozmanın bilinçsizliğini son nefesini verecek yaşa gelip de hâlâ yaşayan iki hayat çizgisindeki paralellikleri, parazitleri, ince farklılık ve ibretleri varın siz düşünün.
Çocukluk hevesi dedim ya!.. Siz yeter ki sahura, iftara, oruca yavrunuzu teşvik edin. O iftara yarım saat kala bile olsa orucunu bozsa da, namazını kılarken sağa sola bakıp oyuncaklarıyla oynasa da, ilerki yaşlarında o iftar ve sahurların bereketi, o namaza gidişler gönül ikliminde öyle silinmez bahar tohumları ekiyor ki gözleri fersiz kaldığında açılır, gam ve keder altında iman, ümit, aşk ve heyecan, saygı, vefa derman ve iksiri ile silkinir ve güzelleşir.
Çocuklarına bu duyguları ikram eden anne ve babalara, dede ve ninelere, amca, dayı, hala ve yeğenlere, abi, abla ve kardeşlere teşekkür ediyorum. Aman aman yıllar sonra huzur, ahlâk, coşku, gönül hazinelerinin toplanmasına sebep olacak duyguları lütfen ihmal etmeyin, esirgemeyin.
Ramazan'ın gelişi ile sevindik, kavuştuk çok şükür.
Bir hurma ile bile olsa iftar vermeyi, akraba, dost yakınlığını, oruç tutmanın titizliğini yaşarken minik ellerin dualarını, minik ayakların teravihlere koşmasını, minik kuşların kapılara koşup "ezan müjdesini" vermesini minik saf ve meleki zihinlerden fışkıran soruların cevabını minik ellerin aynalar karşısındaki başörtü ve takkeyi örtme çabalarını aman, aman ihmal etmeyelim. Gönlümüzün ışıklarıyla görüp şefkatin Ramazan hikmetleri ile, dua gözleri, hayır ümitleri ile bağrımıza basalım.
İmsakiyemiz gün gün azalırken yavrumuzun oruç ile ilgili okuyacağı takvim yaprağını lüfen dinleyelim. Ayet-i Kerimeleri, Hadis-i Şerifleri, ilmihal bilgilerini okumaya alışsın, dili ıslansın, gönlüne ilahi hikmet tohumları saçılsın.
Teravihler ile ilgili bir şey söyleyeyim. Çocukluğumun geçtiği günlerdeki büyüklerimi hayır ve dualarla hatırlıyorum. Ölmüşlerimize rahmetler diliyorum.
Çocukları birer birer aralarına alırlar onlarla bütünleşirlerdi. Bizim okulumuzdu onlar, anamızdı, babamızdı, öğretmenlerimizdi onlar. Çocukları itmezlerdi, ezmezlerdi, geri bırakmazlardı onlar. Allah da onların bu gayretlerinden dolayı, huzur verirdi, düzen verirdi, hayırlı sonuçlar verirdi. Niyetler gayretler hayır olunca akibetlerde hayır olur.
Yarın bilmiyorum bu yazıma devam edebilir miyim ama Ramazan yaprakları bir bir düşerken bahçemizin gülleri, tohumları, kokuları yavrularımızı Ramazan bereketinden mahrum bırakmayalım. Öne çıkaralım. Kârlı çıkalım. Allah için adım atalım. Rabbim bereketini iki cihanda ihsan eder.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.