Güneş batmıştı. Küçük al bayrak Bayrak Camii'nde dalgalanıyordu. Kaledeki top iftarı bildirdi, müezzinler de minarelerden akşam ezanını okudular. Anlaşılan güzel, serin bir gece olacak... Ramazan gecelerinden daha güzeli var mıdır?
İftar ettik. Birer bardak soğuk su içtikten sonra da, haydi bakalım bu akşam kimdeyiz?
Vallahi ben her zaman Berber Hacı Yakup'a gitmeyi severim. Bahçesinde güzel bir köşkü var. Hele çeşmesi el yordamında, su istersen oturduğun yerden kımıldamadan alabilirsin. Sonra, Yakup öyle muhabbetçidir ki üstüne yoktur. Henüz küçükken birçok yerleri, asker iken de padişahlığı bir uçtan öbür uca gezmiş... Kâbeye de, hem de bir yol değil iki yol gitmiş. Önce kendisi için, sonra vekaleten bir başkası için...
Eski zaman savaşlarını, padişahla görüşüp konuştuğunu, yirmi haramiyle nasıl dövüştüğünü, bir kez de yılanların padişahına nasıl rastladığını anlattığı zaman, onu bütün gece, tam sahura dek hiç gözünü yummadan dinleyebilirdin. Bazen anlatırken tam gerçeği unutacak olursa, onu öyle süslerdi ki, dinleyenler kulak kesilir, sonuna kadar ondan gözlerini ayıramazlardı.
Bu güzelim Ramazan gecelerini, uykuda değil de Allah'ın buyurduğu gibi geçirmeyi istersen, o zaman buyur Berber Hacı Yakup'a git.
O gece Hacı'nın bahçesinde çiçek açan ıhlamur ağacının kokusu kişiyi mest ediyor, köşk kıyısındaki çeşme şırıl şırıl akıyor, gökteki yıldızlar kilime serpili zümrüt taşları gibi parıldıyor, komşulardan da hafif bir klârnet havası yükseliyordu. Yudum yudum sade kahveler içilirken, Hacı Yakup yumuşak bir sesle başladığı öyküsünü gitgide coşarak öyle canlı anlatırdı ki, onu büyük ilgiyle dinleyenler göz-kulak kesilir, kahveleri yarım kalırdı.
Devam edecek...
İftar ettik. Birer bardak soğuk su içtikten sonra da, haydi bakalım bu akşam kimdeyiz?
Vallahi ben her zaman Berber Hacı Yakup'a gitmeyi severim. Bahçesinde güzel bir köşkü var. Hele çeşmesi el yordamında, su istersen oturduğun yerden kımıldamadan alabilirsin. Sonra, Yakup öyle muhabbetçidir ki üstüne yoktur. Henüz küçükken birçok yerleri, asker iken de padişahlığı bir uçtan öbür uca gezmiş... Kâbeye de, hem de bir yol değil iki yol gitmiş. Önce kendisi için, sonra vekaleten bir başkası için...
Eski zaman savaşlarını, padişahla görüşüp konuştuğunu, yirmi haramiyle nasıl dövüştüğünü, bir kez de yılanların padişahına nasıl rastladığını anlattığı zaman, onu bütün gece, tam sahura dek hiç gözünü yummadan dinleyebilirdin. Bazen anlatırken tam gerçeği unutacak olursa, onu öyle süslerdi ki, dinleyenler kulak kesilir, sonuna kadar ondan gözlerini ayıramazlardı.
Bu güzelim Ramazan gecelerini, uykuda değil de Allah'ın buyurduğu gibi geçirmeyi istersen, o zaman buyur Berber Hacı Yakup'a git.
O gece Hacı'nın bahçesinde çiçek açan ıhlamur ağacının kokusu kişiyi mest ediyor, köşk kıyısındaki çeşme şırıl şırıl akıyor, gökteki yıldızlar kilime serpili zümrüt taşları gibi parıldıyor, komşulardan da hafif bir klârnet havası yükseliyordu. Yudum yudum sade kahveler içilirken, Hacı Yakup yumuşak bir sesle başladığı öyküsünü gitgide coşarak öyle canlı anlatırdı ki, onu büyük ilgiyle dinleyenler göz-kulak kesilir, kahveleri yarım kalırdı.
Devam edecek...
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.