Dışleri Bakanı Abdullah Gül, "Avrupa Birliği'nin müzakere tarihi vermemesi Türkiye için felaket olur" demiş.
Tam aksine Türk halkının gözünü boyamaya dönük şartlı-şurtlu uzun vadeli müzakere tarihinin verilmesi Türkiye için felaket olur.
Nereden mi çıkarıyorum?
Dışişleri Bakanı Gül'ün bu cümlelerinden.
Eğer bir ülkenin Dışişleri Bakanı daha müzakare tarihinin açıklanmasına bir yıldan fazla bir zaman varken bu korku piskolojisine girmişse bundan daha tehlikeli bir şey olamaz. Hükumet bu korku ile daha çok taviz verecek demektir. Ve tabii ki korkusunu ilan eden hükumetten AB daha çok taviz koparmak isteyecektir.
Zaten Türkiye bugüne kadar AKP benzeri iktidarların yaranma ve yanaşma duyguları yüzünden bu günlere geldi.
Her geçen gün AB ile Türkiye arasında yapılan gizli teslimiyet anlaşmaları AKP iktidarında açığa çıkıyor, resmi metinlere dönüşüyor.
Çünkü hiçbir iktidar meşrutiyetini kanıtlamak için bu kadar AB'ye muhtaç olmamıştı.
AKP'nin bu kompleksini Avrupa çok iyi kullanıyor.
Hükümet Kıbrıs'ın bir siyasi ön şart olmadığını istediği kadar sayıklayıp dursun, AB'nin pervasız komiserlerinin açık sözlülüğü sayesinde milletimiz acı gerçeklerin farkında artık.
Daha dün Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilcisi Büyükelçi Hans Jörg Kretschmer, Türkiye'ye şöyle ferman buyurmuş: "AB, uluslarüstü bir kuruluştur. Üyeler benimsenen kararları hiç bir çekince koymadan uygulamalıdır. Türkiye AB yasa, kural ve düzenlemelerini yerine getireceğine dair güvence vermelidir. Türkiye üye olduğunda hassasiyetlerini gündeme getiremeyecektir.
1 Mayıs 2004 yılında Kıbrıs AB'ye üye olacak. Türkiye Kıbrıs'ın üyeliği gerçeğini dikkate alarak tutumunu belirlemelidir. Çünkü, tam üyelik müzakerelerinde elbette bu konu ele alınacak.
Aksi halde, aday ülkelerden birinin ülkeyi tanımaması gibi bir pozisyonu doğacak. Bu durum çözümlenmelidir ve bunu umuyoruz. Bu sadece Türkiye için değil, Kıbrıs için de önemlidir."
Başbakan bu açıklamalarıda AB bürokratlarının açıklamaları diye geçiştirecektir.
Başbakan en azından kendi yaşadığı tecrübeden hareketle bu açıklamaları ciddiye alsa iyi olur.
Türkiye'de Başbakan düzeyinde siyasilerin değil bürokratların açıklamaları ciddiye alınıyor. Çünkü sonucu onlar tayin ediyor.
Hükümetin iradesi yok ki ciddiye alınsın.
Mesela, AB'nin bu tavrından sonra hükumetin Kıbrıs'ta ne yapacağını bilen var mı?
Tam aksine Türk halkının gözünü boyamaya dönük şartlı-şurtlu uzun vadeli müzakere tarihinin verilmesi Türkiye için felaket olur.
Nereden mi çıkarıyorum?
Dışişleri Bakanı Gül'ün bu cümlelerinden.
Eğer bir ülkenin Dışişleri Bakanı daha müzakare tarihinin açıklanmasına bir yıldan fazla bir zaman varken bu korku piskolojisine girmişse bundan daha tehlikeli bir şey olamaz. Hükumet bu korku ile daha çok taviz verecek demektir. Ve tabii ki korkusunu ilan eden hükumetten AB daha çok taviz koparmak isteyecektir.
Zaten Türkiye bugüne kadar AKP benzeri iktidarların yaranma ve yanaşma duyguları yüzünden bu günlere geldi.
Her geçen gün AB ile Türkiye arasında yapılan gizli teslimiyet anlaşmaları AKP iktidarında açığa çıkıyor, resmi metinlere dönüşüyor.
Çünkü hiçbir iktidar meşrutiyetini kanıtlamak için bu kadar AB'ye muhtaç olmamıştı.
AKP'nin bu kompleksini Avrupa çok iyi kullanıyor.
Hükümet Kıbrıs'ın bir siyasi ön şart olmadığını istediği kadar sayıklayıp dursun, AB'nin pervasız komiserlerinin açık sözlülüğü sayesinde milletimiz acı gerçeklerin farkında artık.
Daha dün Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilcisi Büyükelçi Hans Jörg Kretschmer, Türkiye'ye şöyle ferman buyurmuş: "AB, uluslarüstü bir kuruluştur. Üyeler benimsenen kararları hiç bir çekince koymadan uygulamalıdır. Türkiye AB yasa, kural ve düzenlemelerini yerine getireceğine dair güvence vermelidir. Türkiye üye olduğunda hassasiyetlerini gündeme getiremeyecektir.
1 Mayıs 2004 yılında Kıbrıs AB'ye üye olacak. Türkiye Kıbrıs'ın üyeliği gerçeğini dikkate alarak tutumunu belirlemelidir. Çünkü, tam üyelik müzakerelerinde elbette bu konu ele alınacak.
Aksi halde, aday ülkelerden birinin ülkeyi tanımaması gibi bir pozisyonu doğacak. Bu durum çözümlenmelidir ve bunu umuyoruz. Bu sadece Türkiye için değil, Kıbrıs için de önemlidir."
Başbakan bu açıklamalarıda AB bürokratlarının açıklamaları diye geçiştirecektir.
Başbakan en azından kendi yaşadığı tecrübeden hareketle bu açıklamaları ciddiye alsa iyi olur.
Türkiye'de Başbakan düzeyinde siyasilerin değil bürokratların açıklamaları ciddiye alınıyor. Çünkü sonucu onlar tayin ediyor.
Hükümetin iradesi yok ki ciddiye alınsın.
Mesela, AB'nin bu tavrından sonra hükumetin Kıbrıs'ta ne yapacağını bilen var mı?
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
İbrahim Berk / diğer yazıları
- Cübbe düştü haç göründü / 07.01.2020
- Darbe fragmanı / 22.07.2016
- Suriye bumerangı / 24.02.2016
- AKP'nin hali pürmelali / 17.02.2016
- Atlantik'in iki yakasından Türkiye'nin görünümü / 22.10.2015
- Stratejik derinlikte çırpınan Türkiye / 18.09.2015
- Ya felakete, ya felaha / 05.09.2015
- Teröristleri takviye Mehmetçiği tasfiye operasyonu / 25.02.2015
- AKP IŞİD'i niçin vuramaz? / 15.10.2014
- Kuklalar düşünemez / 09.10.2014
- Darbe fragmanı / 22.07.2016
- Suriye bumerangı / 24.02.2016
- AKP'nin hali pürmelali / 17.02.2016
- Atlantik'in iki yakasından Türkiye'nin görünümü / 22.10.2015
- Stratejik derinlikte çırpınan Türkiye / 18.09.2015
- Ya felakete, ya felaha / 05.09.2015
- Teröristleri takviye Mehmetçiği tasfiye operasyonu / 25.02.2015
- AKP IŞİD'i niçin vuramaz? / 15.10.2014
- Kuklalar düşünemez / 09.10.2014






























































































