"Avrupa Parlamentosu, Türkiye'nin, AB'nin bir üye devleti olan Yunanistan'ın egemenlik haklarını tehlikeli bir biçimde ihlal etmesinden ve Ege'deki gerginliğin artmasından ciddi biçimde kaygı duymaktadır... Avrupa Parlamentosu Yunanistan'ın sınırlarının aynı zamanda AB'nin sınırları olduğunu vurgular" (15 Şubat 1996).
Bilindiği gibi Yunanistan Ege Denizi'ndeki kara sularını 12 mile çıkarmak istemektedir. Ancak bu durum Yunanistan'ın, Anadolu kıyılarımıza gelip dayanması demektir. Ege Adaları'nın Yunanistan'a ait olduğu da düşünülürse Yunan karasularının 12 mile çıkması durumunda Ege bir Yunan denizi olacaktır.
AB'nin arzusu da budur. Avrupa Parlamentosu'nun "Yunanistan'ın egemenlik haklarının ihlalinden" kastı Türkiye'nin bu konuda gösterdiği haklı tepkidir. AB'ye göre Yunanistan, karasularını 12 mile çıkarmalı ve Ege'nin tamamına sahip olmalıdır.
Çünkü;
"Avrupa Parlamentosu, Yunanistan'ın sınırlarının aynı zamanda AB'nin sınırları olduğunu vurgular".
Yani;
AB'nin çıkarları bunu gerektirmektedir.
Kıymetli okuyucularımızın hatırlayacağı gibi "Bu çıkarlar her zaman ve zeminde bizim ulusal çıkarlarımızla çatışıyor" demiştik.
Bu çatışma yalnız Ege konusunda değil hemen her meselede kendini göstermektedir. Bizim haklı olduğumuz her konu onlara göre haksızlıktır. Bizce doğru olan ne varsa AB'ye göre yanlıştır.
Bu tezat ortada iken "değişmekle" ün salmış bir siyasetçinin milletimizin gözünün içine bakarak "Avrupa'nın bize gösterdiği kriterlere AB'ye girmek için değil, demokratik bir çizgiye gelebilmek için uymalıyız" demesine ne buyrulur? Bu sözlerin manası;
"Avrupa bizden daha medeni ve daha demokratiktir. Bunun için bize dayattıklarını yerine getirirsek onlar gibi medeni ve demokratik oluruz".
Bu mantığın çarpıklığını anlatmak için makaleler kâfi gelmez. En tabii haklarımızı çiğneyen; uluslararası anlaşmaların bize tanıdığı hak ve yetkileri yok farzeden, her meselede kendi medeniyetinin çıkarlarını düşünen ve tarihi haksızlık ve zulümle dolu bir dünya bize demokratikleşmeyi öğretebilir mi?
Önümüze konan kriterler bölünme kriterleridir.
Yani;
Ege'yi ver daha demokratik ol.
Kıbrıs'ı ver daha demokratik ol.
Güneydoğu'dan vazgeç daha demokratik ol.
Buna rağmen bir tanesi hariç eski ve yeni bütün partiler maalesef tartışmasız AB taraftarıdır.
Bu ortamda sadece BTP'nin "AB'ye hayır" diyen kararlı ve güçlü sesi duyulmaktadır. Bu 1919'un Kuvay-ı Milliye'sinin sesidir. Millet bu sese kulak vermiş, bu çağrıya katılmıştır. Genç-yaşlı, kadın-erkek, çoluk-çocuk, esnafı köylüsü, memuru işçisiyle bu millet BTP'yle beraber "AB'ye hayır" diyor.
Bu aslında "haklarımızın çiğnenmesine, vatanın bölünmesine" hayır demektir.
Avrupa normlarını demokrasinin ve ilerlemenin ölçüsü kabul eden anlayışlar, milletin sesine iyi kulak vermelidir.
Bu ses, yaklaşan Bağımsız Türkiye iktidarının sesidir.
Bilindiği gibi Yunanistan Ege Denizi'ndeki kara sularını 12 mile çıkarmak istemektedir. Ancak bu durum Yunanistan'ın, Anadolu kıyılarımıza gelip dayanması demektir. Ege Adaları'nın Yunanistan'a ait olduğu da düşünülürse Yunan karasularının 12 mile çıkması durumunda Ege bir Yunan denizi olacaktır.
AB'nin arzusu da budur. Avrupa Parlamentosu'nun "Yunanistan'ın egemenlik haklarının ihlalinden" kastı Türkiye'nin bu konuda gösterdiği haklı tepkidir. AB'ye göre Yunanistan, karasularını 12 mile çıkarmalı ve Ege'nin tamamına sahip olmalıdır.
Çünkü;
"Avrupa Parlamentosu, Yunanistan'ın sınırlarının aynı zamanda AB'nin sınırları olduğunu vurgular".
Yani;
AB'nin çıkarları bunu gerektirmektedir.
Kıymetli okuyucularımızın hatırlayacağı gibi "Bu çıkarlar her zaman ve zeminde bizim ulusal çıkarlarımızla çatışıyor" demiştik.
Bu çatışma yalnız Ege konusunda değil hemen her meselede kendini göstermektedir. Bizim haklı olduğumuz her konu onlara göre haksızlıktır. Bizce doğru olan ne varsa AB'ye göre yanlıştır.
Bu tezat ortada iken "değişmekle" ün salmış bir siyasetçinin milletimizin gözünün içine bakarak "Avrupa'nın bize gösterdiği kriterlere AB'ye girmek için değil, demokratik bir çizgiye gelebilmek için uymalıyız" demesine ne buyrulur? Bu sözlerin manası;
"Avrupa bizden daha medeni ve daha demokratiktir. Bunun için bize dayattıklarını yerine getirirsek onlar gibi medeni ve demokratik oluruz".
Bu mantığın çarpıklığını anlatmak için makaleler kâfi gelmez. En tabii haklarımızı çiğneyen; uluslararası anlaşmaların bize tanıdığı hak ve yetkileri yok farzeden, her meselede kendi medeniyetinin çıkarlarını düşünen ve tarihi haksızlık ve zulümle dolu bir dünya bize demokratikleşmeyi öğretebilir mi?
Önümüze konan kriterler bölünme kriterleridir.
Yani;
Ege'yi ver daha demokratik ol.
Kıbrıs'ı ver daha demokratik ol.
Güneydoğu'dan vazgeç daha demokratik ol.
Buna rağmen bir tanesi hariç eski ve yeni bütün partiler maalesef tartışmasız AB taraftarıdır.
Bu ortamda sadece BTP'nin "AB'ye hayır" diyen kararlı ve güçlü sesi duyulmaktadır. Bu 1919'un Kuvay-ı Milliye'sinin sesidir. Millet bu sese kulak vermiş, bu çağrıya katılmıştır. Genç-yaşlı, kadın-erkek, çoluk-çocuk, esnafı köylüsü, memuru işçisiyle bu millet BTP'yle beraber "AB'ye hayır" diyor.
Bu aslında "haklarımızın çiğnenmesine, vatanın bölünmesine" hayır demektir.
Avrupa normlarını demokrasinin ve ilerlemenin ölçüsü kabul eden anlayışlar, milletin sesine iyi kulak vermelidir.
Bu ses, yaklaşan Bağımsız Türkiye iktidarının sesidir.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Ahmet Hamza Baş / diğer yazıları
- Gazze'de yaşananlar ve Filistin meselesinin iç yüzü (2) / 25.07.2014
- Gazze'de yaşananlar ve Filistin meselesinin iç yüzü / 24.07.2014
- Aydınların zafiyeti / 13.02.2014
- İdareci kadroları seçerken / 25.12.2013
- Mevlana'yı anlamak / 20.12.2013
- Kim bir zalime yardım ederse / 17.12.2013
- Fransa'nın gerçeği / 26.12.2011
- Kapanmayan yara; Kerbela / 06.12.2011
- Ilımlı İslam deyince / 03.12.2011
- Vicdani red konusuna farklı bir bakış / 01.12.2011
- Gazze'de yaşananlar ve Filistin meselesinin iç yüzü / 24.07.2014
- Aydınların zafiyeti / 13.02.2014
- İdareci kadroları seçerken / 25.12.2013
- Mevlana'yı anlamak / 20.12.2013
- Kim bir zalime yardım ederse / 17.12.2013
- Fransa'nın gerçeği / 26.12.2011
- Kapanmayan yara; Kerbela / 06.12.2011
- Ilımlı İslam deyince / 03.12.2011
- Vicdani red konusuna farklı bir bakış / 01.12.2011






























































































