'İzmir, İslam kimliğine Atatürk ile kavuştu'
İzmir'de düzenlenen Atatürk Vatandır Sempozyumunda konuşan Başyazarımız Muharrem Bayraktar, "Abdülhamid döneminde tam bir İngiliz kentine dönen İzmir, Mustafa Kemal Atatürk ile yeniden Müslüman kimliğine kavuşmuştur" dedi.
08.01.2018 00:00:00
YENİ MESAJ/İZMİR
Yeni Mesaj Gazetesi tarafından düzenlenen ve 2017 yılına damga vuran Atatürk Vatandır sempozyumları devam ediyor. 2018 yılının ilk Atatürk Vatandır sempozyumu İzmir'de yapıldı. Sempozyum başlamadan önce selamlama konuşmaları yapıldı.
Selamlama konuşmasında Prof. Dr. Haydar Baş'ın Hoş Geldin Atatürk kitabından Atatürk'ün hazırlattığı hutbeler bölümünden namaz konusundan bir bölüm okuyan Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Yüksek Disiplin Kurulu Üyesi Mehmet Dinç, "İşte gerçek Atatürk bu. Haydar hocamız bize dindar Atatürk'ü tanıtıyor. Şimdi soruyorum size; Türkiye'yi kurtarmayı kendine görev bilmiş değerli üstadımız Haydar Bey'in bu mücadelesine destek olmaya var mıyız? Ben 40-45 yıllık siyasal ve sendikal hayatımdan sonra 10 yıldır hocamla beraber - eşimle birlikte- bu mücadeleye ailece birlikte varız. Siz de var mısınız" dedi.
'Sizin ulaştığınız yerlere biz ulaşamıyorduk'
Gazeteci?Yazar Metin Aydoğan da selamlama konuşması yapanlar arasındaydı. Aydoğan, "Sizler dindar Atatürkçülersiniz. Siz de bize hoş geldiniz. Ben dindar değilim demek istemiyorum yanlış anlaşılmasın. Sizin ulaştığınız yerlere biz ulaşamıyorduk. O kadar önemli bir iş yapıyorsunuz ki bunu hayranlıkla ve takdirle izliyorum. Türkiye'de küçük dereler bir nehirde birleşecek ve kurtuluşa doğru gideceğiz, bunu yediğim ekmek gibi biliyorum. Mutlaka kurtulacağız" dedi.
İki oturum yapıldı
İzmir'de yapılan 2018 yılının ilk Atatürk Vatandır sempozyumu, iki oturum halinde gerçekleştirildi. Dr. Abdullah Terzi başkanlığında yapılan ilk oturumda Zeki Garaçoğlu, Ahmet Hamdi Kepekçi, Fuat Şengül, Hasan Aydın, Lütfullah Önder ve Asude Havuzlu konuştu. Prof. Dr. Ünal Emiroğlu başkanlığında yapılan ikinci oturumun konuşmacıları ise Seçil Mumcuoğlu, Emre Polat, İbrahim Berk, Ahmet Erimhan, Muharrem Bayraktar ve Prof. Dr. Ömer Eyercioğlu'ydu.
İzmir 2. Abdülhamid zamanında 'gâvur' oldu
İkinci oturumda konuşan Yeni Mesaj Gazetesi Başyazarı Muharrem Bayraktar, sempozyuma ev sahipliği yapan İzmir için kullanılan 'gâvur İzmir' ifadesinin kaynağını anlattı. "İzmir 9 Eylül 1922'de sadece Yunan işgalinden kurtulmadı aynı zamanda 'gâvur İzmir' sıfatını da Ege'nin sularına gömdü" diyen Bayraktar şöyle devam etti: "Şimdi cennet mekân(!) Abdülhamid hayranları iyi dinlesin. İzmir'in gâvur sıfatını almasında en büyük vebali olan kişi 2. Abdülhamid'dir. Neden mi? Batılılaşmak uğruna birbiri ardına ilan edilen Islahat ve Tanzimat fermanları öz ve kökten yoksun derinliksiz bir taklit anlayışını önümüze koymuştur. Bu bağlamda 1867'de yabancılara toprak ve mülk edinme hakkı verilen kanunname çıkarıldı. Yabancılar ilk dönemde yoğun bir alıma girişmemişlerse de 2. Abdülhamid zamanına gelindiğinde özellikle Ege bölgesinde talan boyutunda bir alım gerçekleştirmişlerdir. Abdülhamid'in felaket boyuttaki askeri basiretsizliği yüzünden kaybettiğimiz 1878 Osmanlı-Rus harbinden sonra yabancıların Ege'de toprak alımları tam bir yağmaya dönüşmüştür. Dönümü 1 veya 1.5 sterline tarla, bağ ve bahçeler İngilizlere satılmıştır. Ege'de muazzam büyüklükte İngiliz çiftlikleri oluşmuştur. Cennet mekân(!) Abdülhamid zamanında İzmir'de ve Ege'nin bazı bölgelerinde yaklaşık 1 milyon dönüm sulak alanın yabancıların eline geçtiği kayıtlarda yer almaktadır. Savaş şartlarından dolayı hızla azalan Müslüman nüfusun yerini aynı hızla gayrimüslimler doldurmuştur. İzmir merkezinde yabancıların sahip olduğu ev ve dükkân gibi mülklerde de çok büyük artış olmuştur. Dikkat, cennet mekân(!) Abdülhamid zamanında 1895'lerde İzmir'in yüzde 85'inin tapusu yabancıların eline geçmiştir. İzmir'de Alsancak ve Karşıyaka gibi sahillerin dışında Bornova ve Buca gibi semtler tam bir İngiliz şehrine dönmüştür. Buralarda İngiliz kraliçesi Victoria'nın doğum günleri sanki resmi tatilmiş gibi kutlanmaktaydı. İzmir adeta bir Yunan ve İngiliz şehri haline dönüşmüştü. İzmir böyle gâvur yapılmıştı. 9 Eylül'de Yunan'ı denize döken ve ecnebileri kentten kovan Mustafa Kemal İzmir'in gâvurluk sıfatını da denize dökmüştür. İzmir'in dağlarında açan çiçekleri biraz da bu duygularla dinleyelim."
Keşke Yunan gelip diyenlere anlamlı mesaj
"Abdülhamid döneminde tam bir İngiliz kentine dönen İzmir Mustafa Kemal ile yeniden Müslüman kimliğine kavuşmuştur" diyen Bayraktar konuşmasında, "Mustafa Kemal'in milli meclisinin çıkardığı kanunlardan ilki Köy Kanunudur ve bu kanun yabancılara toprak satışını yasaklayan kanundur. Buradan ağzından salya akarak, 'keşke Yunan galip gelseydi' diyenlere sesleniyorum; bu ülkeye asla Yunan gelmeyecektir. Siz Yunanistan'a gidebilirsiniz ama Atatürk'ün izinden giden ve Hoş Geldin Atatürk kitabının müellifi Haydar Baş olduğu sürece biz İzmir'in dağlarında çiçekler açar marşını okumaya devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.
İki marjinal insan: Mustafa Kemal ve Haydar Baş
İzmir'de coşkuyla gerçekleşen Atatürk Vatandır sempozyumunun kapanış konuşmasını ise Gaziantep Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ömer Eyercioğlu yaptı. Dün Mustafa Kemal için kullanılan marjinal ifadesinin bugün de Prof. Dr. Haydar Baş için kullanıldığını ifade eden Eyercioğlu şöyle konuştu: "4 Eylül'de başlayan Sivas Kongresi'nin ilk 3 günü hiçbir şey yapılmadan geçiyor. Daha Rauf Bey kongreye girerken Mustafa Kemal'e, 'Paşam sakın kongre başkanlığına aday olmayın' diyor. Neden? Çünkü oraya gelen delegelerin birçoğunun mandacı görüşte olduğunu, Mustafa Kemal'in başkan olup bağımsızlığı dayatması halinde sonuç alınamayacağını düşünüyorlar. Bu mandacı heyet 2 gün önce Bekir Sami beyin evinde toplanmışlar ve 'Mustafa Kemal'i başkan yapmayalım çünkü manda fikrini kabul ettirmemiz lazım' diye karar almışlar. Gazi Mustafa Kemal işte bunlar için marjinal bir insandı. 3 günlük bir tartışmadan sonra kongre başlıyor ve Mustafa Kemal büyük bir çoğunlukla başkan seçiliyor. Sivas Kongresi'nde alınan kararlardan iki tanesi çok önemli; bir; Kuva-i Milliyeyi tek kuvvet tanımak ve milli iradeyi hâkim kılmak esastır, iki; manda ve himaye kabul edilemez. Şimdi mandacılığı konuşmak için gelen heyete Mustafa Kemal böyle bir maddeyi kabul ettiriyor. Nutuk'ta 'biz Cumhuriyetin temelini bu madde ile attık' diyor. İşte bu kararları alan Mustafa Kemal o gün için marjinal bir insan olarak değerlendiriliyordu. Bunun hemen bugüne izdüşümünü alalım; bugün Prof. Dr. Haydar Baş'a marjinal yaftası vuruyorlar. Niye? 'Ben bu milleti sadece Gümüşhane'nin kaynakları ile yüzyıl bakarım' dediği için, '5 bin TL asgari ücreti bütün vatandaşlarıma veririm' dediği için marjinal insan diyorlar. Biz gerçek Atatürk'ü tanıyacağız ve onu bugüne taşıyacağız. Aynı iman, aynı inanç Mustafa Kemal'de vardı, aynı yolun yolcusu Prof. Dr. Haydar Baş'ta da vardır."
Yeni Mesaj Gazetesi tarafından düzenlenen ve 2017 yılına damga vuran Atatürk Vatandır sempozyumları devam ediyor. 2018 yılının ilk Atatürk Vatandır sempozyumu İzmir'de yapıldı. Sempozyum başlamadan önce selamlama konuşmaları yapıldı.
Selamlama konuşmasında Prof. Dr. Haydar Baş'ın Hoş Geldin Atatürk kitabından Atatürk'ün hazırlattığı hutbeler bölümünden namaz konusundan bir bölüm okuyan Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Yüksek Disiplin Kurulu Üyesi Mehmet Dinç, "İşte gerçek Atatürk bu. Haydar hocamız bize dindar Atatürk'ü tanıtıyor. Şimdi soruyorum size; Türkiye'yi kurtarmayı kendine görev bilmiş değerli üstadımız Haydar Bey'in bu mücadelesine destek olmaya var mıyız? Ben 40-45 yıllık siyasal ve sendikal hayatımdan sonra 10 yıldır hocamla beraber - eşimle birlikte- bu mücadeleye ailece birlikte varız. Siz de var mısınız" dedi.
'Sizin ulaştığınız yerlere biz ulaşamıyorduk'
Gazeteci?Yazar Metin Aydoğan da selamlama konuşması yapanlar arasındaydı. Aydoğan, "Sizler dindar Atatürkçülersiniz. Siz de bize hoş geldiniz. Ben dindar değilim demek istemiyorum yanlış anlaşılmasın. Sizin ulaştığınız yerlere biz ulaşamıyorduk. O kadar önemli bir iş yapıyorsunuz ki bunu hayranlıkla ve takdirle izliyorum. Türkiye'de küçük dereler bir nehirde birleşecek ve kurtuluşa doğru gideceğiz, bunu yediğim ekmek gibi biliyorum. Mutlaka kurtulacağız" dedi.
İki oturum yapıldı
İzmir'de yapılan 2018 yılının ilk Atatürk Vatandır sempozyumu, iki oturum halinde gerçekleştirildi. Dr. Abdullah Terzi başkanlığında yapılan ilk oturumda Zeki Garaçoğlu, Ahmet Hamdi Kepekçi, Fuat Şengül, Hasan Aydın, Lütfullah Önder ve Asude Havuzlu konuştu. Prof. Dr. Ünal Emiroğlu başkanlığında yapılan ikinci oturumun konuşmacıları ise Seçil Mumcuoğlu, Emre Polat, İbrahim Berk, Ahmet Erimhan, Muharrem Bayraktar ve Prof. Dr. Ömer Eyercioğlu'ydu.
İzmir 2. Abdülhamid zamanında 'gâvur' oldu
İkinci oturumda konuşan Yeni Mesaj Gazetesi Başyazarı Muharrem Bayraktar, sempozyuma ev sahipliği yapan İzmir için kullanılan 'gâvur İzmir' ifadesinin kaynağını anlattı. "İzmir 9 Eylül 1922'de sadece Yunan işgalinden kurtulmadı aynı zamanda 'gâvur İzmir' sıfatını da Ege'nin sularına gömdü" diyen Bayraktar şöyle devam etti: "Şimdi cennet mekân(!) Abdülhamid hayranları iyi dinlesin. İzmir'in gâvur sıfatını almasında en büyük vebali olan kişi 2. Abdülhamid'dir. Neden mi? Batılılaşmak uğruna birbiri ardına ilan edilen Islahat ve Tanzimat fermanları öz ve kökten yoksun derinliksiz bir taklit anlayışını önümüze koymuştur. Bu bağlamda 1867'de yabancılara toprak ve mülk edinme hakkı verilen kanunname çıkarıldı. Yabancılar ilk dönemde yoğun bir alıma girişmemişlerse de 2. Abdülhamid zamanına gelindiğinde özellikle Ege bölgesinde talan boyutunda bir alım gerçekleştirmişlerdir. Abdülhamid'in felaket boyuttaki askeri basiretsizliği yüzünden kaybettiğimiz 1878 Osmanlı-Rus harbinden sonra yabancıların Ege'de toprak alımları tam bir yağmaya dönüşmüştür. Dönümü 1 veya 1.5 sterline tarla, bağ ve bahçeler İngilizlere satılmıştır. Ege'de muazzam büyüklükte İngiliz çiftlikleri oluşmuştur. Cennet mekân(!) Abdülhamid zamanında İzmir'de ve Ege'nin bazı bölgelerinde yaklaşık 1 milyon dönüm sulak alanın yabancıların eline geçtiği kayıtlarda yer almaktadır. Savaş şartlarından dolayı hızla azalan Müslüman nüfusun yerini aynı hızla gayrimüslimler doldurmuştur. İzmir merkezinde yabancıların sahip olduğu ev ve dükkân gibi mülklerde de çok büyük artış olmuştur. Dikkat, cennet mekân(!) Abdülhamid zamanında 1895'lerde İzmir'in yüzde 85'inin tapusu yabancıların eline geçmiştir. İzmir'de Alsancak ve Karşıyaka gibi sahillerin dışında Bornova ve Buca gibi semtler tam bir İngiliz şehrine dönmüştür. Buralarda İngiliz kraliçesi Victoria'nın doğum günleri sanki resmi tatilmiş gibi kutlanmaktaydı. İzmir adeta bir Yunan ve İngiliz şehri haline dönüşmüştü. İzmir böyle gâvur yapılmıştı. 9 Eylül'de Yunan'ı denize döken ve ecnebileri kentten kovan Mustafa Kemal İzmir'in gâvurluk sıfatını da denize dökmüştür. İzmir'in dağlarında açan çiçekleri biraz da bu duygularla dinleyelim."
Keşke Yunan gelip diyenlere anlamlı mesaj
"Abdülhamid döneminde tam bir İngiliz kentine dönen İzmir Mustafa Kemal ile yeniden Müslüman kimliğine kavuşmuştur" diyen Bayraktar konuşmasında, "Mustafa Kemal'in milli meclisinin çıkardığı kanunlardan ilki Köy Kanunudur ve bu kanun yabancılara toprak satışını yasaklayan kanundur. Buradan ağzından salya akarak, 'keşke Yunan galip gelseydi' diyenlere sesleniyorum; bu ülkeye asla Yunan gelmeyecektir. Siz Yunanistan'a gidebilirsiniz ama Atatürk'ün izinden giden ve Hoş Geldin Atatürk kitabının müellifi Haydar Baş olduğu sürece biz İzmir'in dağlarında çiçekler açar marşını okumaya devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.
İki marjinal insan: Mustafa Kemal ve Haydar Baş
İzmir'de coşkuyla gerçekleşen Atatürk Vatandır sempozyumunun kapanış konuşmasını ise Gaziantep Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ömer Eyercioğlu yaptı. Dün Mustafa Kemal için kullanılan marjinal ifadesinin bugün de Prof. Dr. Haydar Baş için kullanıldığını ifade eden Eyercioğlu şöyle konuştu: "4 Eylül'de başlayan Sivas Kongresi'nin ilk 3 günü hiçbir şey yapılmadan geçiyor. Daha Rauf Bey kongreye girerken Mustafa Kemal'e, 'Paşam sakın kongre başkanlığına aday olmayın' diyor. Neden? Çünkü oraya gelen delegelerin birçoğunun mandacı görüşte olduğunu, Mustafa Kemal'in başkan olup bağımsızlığı dayatması halinde sonuç alınamayacağını düşünüyorlar. Bu mandacı heyet 2 gün önce Bekir Sami beyin evinde toplanmışlar ve 'Mustafa Kemal'i başkan yapmayalım çünkü manda fikrini kabul ettirmemiz lazım' diye karar almışlar. Gazi Mustafa Kemal işte bunlar için marjinal bir insandı. 3 günlük bir tartışmadan sonra kongre başlıyor ve Mustafa Kemal büyük bir çoğunlukla başkan seçiliyor. Sivas Kongresi'nde alınan kararlardan iki tanesi çok önemli; bir; Kuva-i Milliyeyi tek kuvvet tanımak ve milli iradeyi hâkim kılmak esastır, iki; manda ve himaye kabul edilemez. Şimdi mandacılığı konuşmak için gelen heyete Mustafa Kemal böyle bir maddeyi kabul ettiriyor. Nutuk'ta 'biz Cumhuriyetin temelini bu madde ile attık' diyor. İşte bu kararları alan Mustafa Kemal o gün için marjinal bir insan olarak değerlendiriliyordu. Bunun hemen bugüne izdüşümünü alalım; bugün Prof. Dr. Haydar Baş'a marjinal yaftası vuruyorlar. Niye? 'Ben bu milleti sadece Gümüşhane'nin kaynakları ile yüzyıl bakarım' dediği için, '5 bin TL asgari ücreti bütün vatandaşlarıma veririm' dediği için marjinal insan diyorlar. Biz gerçek Atatürk'ü tanıyacağız ve onu bugüne taşıyacağız. Aynı iman, aynı inanç Mustafa Kemal'de vardı, aynı yolun yolcusu Prof. Dr. Haydar Baş'ta da vardır."
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.